28 Haziran 2012 Perşembe

Kusmaya az kaldı


Kusmaya az kaldı

Bunu bir lanet saymalıyım. Tarihin doğum sancıları çektiği bir kesitte yaşıyor olmak. Acıların ortasındayız; doğruların gerçekliği sorgulayamadığı bu yüzden ideallerin yalancı çıktığı bir çağın içinden geçiyoruz. Yüzyıl önce kurulan bir sistemin son bir kaç yılı ve doğumla birlikte ölümü burada birleştiriyorum.

Suriye açıkça dünyaya meydan okumuştur, kulun bildiğini tanrıdan saklayamayız; Rusya ve Çin arkasındadır. Savaş, savaş deyu savaşa gidilmez. Vururum demekle vurmak arasındaki fark teori ile pratik arasındaki ilişkinin tersidir. Havlayan köpek ısırmaz diyorum. Aşılarını kontrol ettirmek elzemdir. Makam otosuna ikinci balyozu vurmak zorunda kalırlar, yaşamak istemeyiz, üzücüdür.

Avrupa'da süren anlaşmazlık Almanya'nın konumunu korumak istemesinden ileri geliyor. Amerikan kaynakları bize bunu dikte etmekteler. Almanya güçlüdür ve şimdi Rusya'ya Fransa'ya olduğundan daha yakındır. Çin'in, Yunanistan'a girmesi istenmedi. Beyaz Kule simgedir. Avrupa'nın çevre ekonomileri rezil bir haldedir, bizden farksız değiller. Amerika'da uzun süredir, bir şeyler oluyor. Moodys'in Avrupa ve Amerikan bankalarının notunu düşürmesini olağan sayamayız. Goldman Sachs'ın üzerini çizmesi ve bir kaç gün önce bir Goldman Sachs yöneticisinin dikkat buyurunuz Amerika için ''bigger threat'' ifadesini kullanması hem Obama'nın başarısızlığının göstergesi hem de Kasım'a varan süreçte değişecek güç dengelerine işaret etmektedir. Soros'un Merkel'i hedefine alması finans çevrelerinde süren savaşın gün yüzüne yansımasıdır. Avrupalı liderlerin aldığı ortak kararlar şöyle dursun, son Avrupa Birliği maliye bakanları toplantısında uzlaşma çıkmaması ve Avrupa Merkez Bankasının İspanyol finans şiketlerini kurtarma konusunda yaptığı hamleye Alman Bundesbank'ın itirazı. Attila İlhan'ın sesi kulaklarımdadır. Batı diye bir şey yoktur; Almanya, Fransa, İtalya vd. ulus devletler ve onların milli çıkarları vardır.

Mavi Marmara restleşmesinin galibini İsrail ilan ediyoruz. İsrail'in gölgesi kendisinin bir kaç katıdır. Suriye krizinde İsrail'den ses çıkmaması anlamlıdır. Geminin batması uçağın düşmesi. Sıra raylı sistemlere geliyor. Oslo'da açığa çıkan metrolardaki pkk bombaları bulunmadıysa şimdi bu aşamada olduğumuzu söylüyorum.

Aydınlık manşet attı. Nato'nun 'fos' çıktığını söylemektedir. Nato mu fostur yoksa Nato için Türkiye mi fostur. Karşımızda pek kof bir mekanizma vardır. Türkiye bir taşeron cennetidir fakat bu sefer belirleyici üst yapı mıdır, alt yapı mıdır çelişkilidir.

Yanlış bir hesap yapmak istemiyorum. Bahçeli kadar matematiğim sağlam değil. Meydanı boş bulunca 'ses vermek' adetidir. Mılıçdar için karakolda doğru söyler mahkemede şaşar diyorum. Söyledikleri önem arz etmiyor, arkasında duramamaktadır.

Yeni bir mücadele yöntemi geliştirilmelidir. Eski tas eski hamam devri kapanmıştır. Yeryüzü bunun için müsaittir. İnsan, toprağın düşünen halidir ve toprak yoğrulma, demir dövülme tavındadır. Yazmak için erkendir, başlamak için acele etmeliyiz.

M.Recep Erçin
27.06.2012

Savaş ekonomi için felaket olur


Savaş ekonomi için felaket olur

Amerika'nın içinde bulunduğu kriz nedeniyle cesaret edemediği Suriye operasyonu öteden beri Türkiye'ye ihale edilmek istenmektedir.Gerek Türkiye kamuoyunun gerekse TSK'nın Suriye'ye yönelik herhangi bir operasyona cevaz vermemesi Suriye konusunda dış güçler tarafından sıkıştırılan AKP'yi zor durumda bırakmaktaydı. Bir haftadır PKK ile savaş sürerken, dün Suriye hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle uçağımızın vurulması birilerinin yeniden savaş tamtamlarını çalmasına neden oldu. Oysa hassas dengeler üzerinde ilerleyen Türkiye ekonomisinin bunlara söyleceği sözler var.

Kısa bir değerlendirme:
Dünyadaki hassas ekonomik dengeler ve kriz ortamında, Türkiye ekonomisinin 2012 yılında yüzde 2-4 arasında büyümesi bekleniyor. Türkiye tasarrufları düşük olduğundan büyüme için gerekli yatırımlarını karşılayamamaktadır. Yatırımlar için gerekli girdilerin hepsi içeride üretilemediği için ithal edilmekte, bu ithalatı karşılamaya yetecek iç tasarruf olmayınca da dışarıdan tasarruf ithal edilmektedir. Bu ise Türkiye ekonomisini dışa bağımlı hale getirmiştir. Euro Bölgesi ekonomilerinin kriz sarmalında boğuştukları, durgunluk ve yüksek kamu borcu oranları Türkiye için şimdilik bir risk taşımamasada ihtiyacımız olan döviz girdisinin önemli bir kısmı hala Euro Bölgesi ülkelerine olan ihracatımızdan karşılanmaktadır. Moody's'in son kredi notu artırımında da dikkat çektiği Türkiye'nin ihracat pazarını çeşitlendirilmesi politikası, ihracatın riskli pazarlardan gelişen ekonomilere akmasını sağlıyor. Türkiye'nin eskiden %55'ler düzeyinde Avrupa Ülkelerine olan ihracatı Ocak-Nisan dönemi dış ticaret verilerine göre %41'e düşmüştür.

Günümüzün en çekici yatırım alanı, devlet borç senetleri olduğu için, kamu maliyesi göstergeleri büyük önem taşır. Türkiye bu konuda özenlidir ve Türkiye'nin kamu borcu, bütçe açığı, faiz dışı fazla göstergeleri güvenli sınırlar içindedir. Türkiye, yüksek çari açık verme pahasına sürdürdüğü büyüme politikası için gerek duyduğu dövizi bu nedenle sağlayabilmektedir. Aslında herşey uluslararası finansal piyasalardaki likidite bolluğuna ve bunları kullanan spekülatörlerin risk iştahına bağlı. Bu etken ise dışa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye ekonomisinin kırılgan hale getirmektedir. Nitekim Ocak-Nisan 2012 döneminde belli kaynaklardan gelen toplam 19.8 milyar dolar, 21.2 milyar dolar olan cari açığı (döviz açığını) kapatamamıştır. Nereden geldiği belli olmayan 2.9 milyar dolarlık dövizin 1.4 milyar doları ile açık kapatılmış, artan 1.5 milyar dolar da döviz rezervine eklenmiştir.

Bu devletin kurucusu fikrimizin rehberi Gazi Mustafa Kemal, '' Zaruret olmadıkça, savaş bir cinayettir" demişti. Savaş hem sosyal boyutuyla hem iktisadi boyutuyla büyük bir kıyımdır. Kanla beslenenler ise başka...
M.Recep Erçin
23.06.2012

Hazine'nin verileri yanıltıyor & G20’de Avrupa’nın sesi gür çıktı


Hazine'nin verileri yanıltıyor

Hazine Müsteşarlığı 19 Haziran günü yayımladığı Mayıs 2012 Kamu Borç Yönetimi Raporunda Ocak-Mayıs 2012 dönemine ait finansman programı gerçekleşme verilerini açıkladı.
Raporda yer alan Hazine Finansman Tablosu verilerine göre bu dönemde gerçekleşen iç borç servisi toplamı 47,2 milyar lirası anapara ve 20,1 milyar lirası faiz ödemesi olmak üzere 67,3 milyar lira. Dış borç servisi ise 5,6 milyar lirası anapara 3,7 milyar lirası faiz olarak toplamda 9,3 milyar lira olarak gerçekleşti. Genel toplamda Ocak-Nisan 2012 döneminde 76,6 milyar lira borç ödemesi yapıldı.
Aynı tabloda yer alan Hazinenin yaptığı finansman oranları 6,2 milyar lirası dış borçlanma, 54 milyar lirası iç borçlanma olmak üzere toplamda 60,2 milyar lira. Diğer finansman kalemleri (Nakit bazlı faiz dışı denge, özelleştirme gelirleri, İssizlik Sigortası Fonundan yapılan aktarımlar, TMSF'den sağlanan gelirler, devirli/garantili borç geri dönüşleri, kasa/banka değişimi ve kur farkı kalemlerini içermektedir.) toplamı ise 16,3 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu veriler ışığında net borçlanmamız 6,8 milyar lirası net iç borçlanma ve 0,6 milyar lirası net dış borçlanma olmak üzere toplamda 7,4 milyar lira olarak gerçekleşti.
Bu veriler kullanılarak toplam iç borç çevirme oranı % 80,3 hesaplanmış. Oysa gerçek iç borç çevirme oranı, iç borç ödemelerine faiz ödemelerini katmadığımızda %114 olarak çıkmaktadır. Böyle yapmadığımızda ise pay ve paydayı aynı bazda ele almak için yeni iç borçlanma için ödenecek faizleri de işin içine katmamız gerekir.


G20’de Avrupa’nın sesi gür çıktı

18-19 Haziran 2012 tarihleri arasında Meksika'da toplanan G20 Liderler Zirvesi'ne Avrupa'nın borç krizine dair tartışmalar damgasını vurdu.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB'nin şimdiye dek krizi ele alma şeklini kuvvetle savundu ve Kanadalı bir gazetecinin, "Avrupalılara yardım etmek için Kuzey Amerikalılar niye servetlerini tehlikeye atsın?" şeklindeki sorusu üzerine, "Açıkçası demokrasi ya da ekonomiyi idare etme dersi almak için burada değiliz. Bu kriz, Avrupa'da başlamadı." diyerek Avrupa'nın tavrını belli etmişti. Zirvenin sonuç bildirgesinde, Avro Bölgesi'nde büyümeyi destekleyici adımların hızla harekete geçirilmesi gerektiği, ancak mali disipline bağlı kalınması görüşleri yer aldı.
Almanya ve Fransa'nın mali disiplin ve büyüme konularındaki görüş ayrılıkların G20 zirvesinde gündeme gelmesi ve sonuç bildirgesinde Avro Bölgesi ülkelerinin hamlelerine ilişkin detaylı bir bilgi verilmemesi, ''Avrupa'nın krize ilişkin bir programı var mı?'' sorularını akıllara getirdi.

Recep Erçin
23.06.2012

16 Haziran 2012 Cumartesi

Gül’ler’in İçinden…


Gül’ler’in İçinden…

‘tragédie’ ve ‘comédie’ veya ‘tragedya ve komedya’ burada kesiyorum.

‘once upon a time’ böyle başlamam gerekiyor ve devam ediyorum, ‘evvel zaman içinde kalbur saman içinde’ yeni Osmanlı’da harem savaşları diyebiliriz zaten ‘harem savaşlarını’(1) yazmış olmam bu yazıda bir masala atıf yaptığımızı gösterir. Masal anlatmayı beceremeyen, dinlemeyi pek seven biri olarak okumayı ve yazmayı bir sonraki ömrüme bırakıyorum; bu facianın akıbeti her halükarda güldürüdür. (2)

Teşbihte hata olmaz bu dalavere düzeninin içinde rolleri paylaştırmak zorunlu oluyor, bir güldürüden söz edeceksek bunu es geçemem. Hürrem için Erdoğan’ı düşünüyorum, Mahidevran Gül, Gülfem Arınç ve Valide Sultan için Gülen gayet uygundur. Süleyman’ı Obama olarak görebiliriz böylelikle harem savaşlarını ‘hamam kavgasına’ indirgiyoruz. Cariyelerin pek ateşli olduğu görülmekte; ‘taraf, zaman’ yazarları ve AKP’nin yeni dönem asları iki karşıt cephe olarak konumlandırılabilir.

Bir roman olarak düşünüyorum, bugünlerde yokluğunu daha bir hissettiğimiz Attila İlhan’ı anıyorum ve bizi erken bıraktığı inancındayım on sene daha kalmalıydı, en güzel o yazardı.

‘Gül ve Gülen iç içedirler, biri modern ortaçağın engizisyonunu (gülen) diğeri ise alafranga Osmanlı monarşisini(gül) temsil etmektedir. Biri dini araç edinmiştir ve hukuk cinayetleri işlemektedir. Diğeri cumhuriyeti araç edinmiştir ve yakasında imparatorluğun büyük şövalyesi nişanını taşımaktadır. Şimdi ikisi birdirler, içimizdeki ABD ve UK!’(3)

Bitirmek için uygundur…

Haşim Kılıç’ın ‘yargı kuşatması’ çıkışları ile dünkü Anayasa Mahkemesi’nin Gül’ün görev süresine dair verdiği kaymaklı kadayıf görünümündeki kararın aynı saflaşmanın tezahürü olduğu inancındayım.

Son Bakanlar Kurulu toplantısından sonra konuşan Arınç ‘4. yargı paketinde özel yetkili mahkemelerle ilgili bir çalışma olmadığı’ söyledi. Bu kamuoyunda Gülerce’nin geçen hafta yaptığı ‘ya ters bir rüzgâr eserse’ uyarısının(tehdidinin) etkili olduğu izlenimini verse de bir gün sonra Erdoğan’ın ÖYM’leri düzenleyen Ceza Muhakemeleri Kanunu ile ilgili Adalet Bakanlığı’nda ayrı bir çalışma yapıldığını açıklaması ve bu mahkemelerin zararlı bir takım uygulamalarının olduğunu belirtmesi Erdoğan’ın kendinden başka güç odağı istemediğinin kanıtıdır. Bu öyle ki ‘ters rüzgâr’ riskinin dahi göze alındığını gösteriyor.

Zatı muhteremin ‘geri dön, geri dön’ şarkılarına salya sümük verdiği ‘gelirim emme burada keyfim iyi’ yanıtı giden razı kalan razı tadında. Hani şimdi Gül’ün keyfine de diyecek yok seçim gezilerine de erken başlamıştı. Suriye cephesinde kaybetmeye başlayan Erdoğan bu badireyi de hafif sıyrıklarla atlatırsa başkanlık sistemini dayatacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin dünkü kararından sonra bu elzemdir.

Darbe dönemlerine taş çıkaran bir istihzayla yıllardır içeride tutulan onurlu yurtseverler bu güç savaşını izlemekle birlikte despotlardan medet ummamaktadırlar. Sevgili dostumuz Barış Terkoğlu mektubunda 18 Hazirandaki Odatv duruşmasını hatırlatıyor ve ekliyor ‘Gerçek bir hukuk düzeninde burada bir saniye kalmamız fazladır. Lakin despotizm egemendir. Hürriyet her yerde hapistir.’

...''istiskal eyledi gece bulutları, ayı muzaffer kıldı
yalancı kandiller yanar olmuş hümayun rahlesinde
vatan-ı mukaddes, içtiğin kanlar haram olsun
damlarda dirhem dirhem eriyecekse kılıcın kesemediği kafalar
şu toprağında çürümüş kuvvacıların etleri zehir olsun, zıkkım olsun
bende alır divane serimi vururum mihenk taşına
ederi bilinir mi hiç, etmez gavur akçesiyle beş pare
ey sırnaşık gaflet, ey sonsuz göklerin sergüzeşt mimarı
bu ebleh-i ahaliyi tutarsın da bizi ne diye hakir görürsün''... 


M.Recep ERÇİN
16.06.2012




2- "Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak." Louis Bonaparte'in 18 Brumaire'i, Karl Marx

3- http://mrecepercin.wordpress.com/2012/02/21/milenyum-karanligi/

15 Haziran 2012 Cuma

Haziran Güneşi Yakmaya Başladı; devler sahnesine genel bir bakış!


Haziran Güneşi Yakmaya Başladı; devler sahnesine genel bir bakış!

Nasıl başlamalıyım bilmiyorum, bitişlerse hep ayrı bir muamma. Yazmaya başladığımda daha bir çocuktum ellerimden tutacak kimse yoktu, şikâyet etmiyorum zaten ellerimi tutsalardı yazamazdım değil mi? Gene de başladıysak bitirmeliyiz ve noktayı apansız konduruvermeliyim…

Şam’ın Şekeri başlıklı yazımızda şu değerlendirmede bulunmuştuk;
…‘Suriye’ye dair daha çok oyunların döneceği ortada Çin’in tavizsiz tavrı belirleyici unsurlardan biri, elbette Rusya’nın da’… (1)

Aradan bir hafta geçmedi ki Tevfik Rüştü Aras’tan sonra nedendir bilinmez sempati duyduğum tek dışişleri bakanı olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov keskin bir çıkış yaptı. Lavrov, Suriye’ye herhangi bir müdahaleye karşı olduklarını, Annan planının sürmesini, Suriye’ye yakın bölgesel güçlerin ortaklığında bir uluslararası toplantı istemini bir kez daha yineledi. Yani Rusya’da fire yok. (2)

Rick Rozoff, 3 Haziran’da globalresearch.ca’de  yayımlanan makalesinde Asya Pasifik bölgesindeki iki süper güç ABD ve Çin’in güç dengelerini daha çok Pentagon’un hazırlıkları açısından değerlendirdi ve birçok cephede yenilgiye uğramış olan ABD’nin Çin’e ile hesaplaşmak için neredeyse bütün askeri güçlerini Asya-Pasifik’e yığdığını sayısal verilerle bize sundu.(3)

Emekli komutanımız Türker Ertürk 7 Haziran günü yayımlanan makalesinde ABD Savunma Bakanının Vietnam’a ait stratejik bir yere ziyarette bulunduğunu belirterek bunun üzerinden bu bölgede Çin’in yavaş yavaş kuşatma altına alındığını yazdı. Ve güçler dengesine Çin penceresinden bakarak Çin’in bu kuşatmayı yarmada attığı adımları sıraladı.(4)  

Aynı gün Mehmet Ali Güller Aydınlık’taki makalesinde bu hesaplaşmaya dair daha genel veriler sunarak ABD’nin bu hamlelerinin taarruzdan ziyade savunma amaçlı olduğu tespitinde bulundu ve ABD’nin çabalarının beyhude olduğunu söyledi.(5)

Derken, Pekin’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesinde alınan kararlar Rusya-Çin ortaklığının hız kesmeden gelişeceğine ve iki devletin Suriye konusunda tavizsiz tavrının devam edeceğine işaret ediyor. Türkiye’nin ŞİÖ’nün diyalog ortaklığına kabul edilmesi ise altı çizilecek bir gelişme. İçeride Avrasyacılar tasfiye edilirken, T.C.’nin hemen yanı başında yükselen bu güce kayıtsız kalması elbette beklenemezdi. Fakat akıllara ‘stratejik ortağımız ABD bu işe cevaz verdi mi?’ sorusu takılmakta belki de Brzezinski’nin ‘geniş batı’ projesi (6) uyarınca Rusya’yı kendi saflarına çekme çabalarının bir parçası olarak Türkiye’yi ‘kara kedi’ rolüne sokmalarıdır bütün mesele.

Suriye konusunda Kissinger amcamızın tek taraflı bir müdahaleyi son derece tehlikeli bulması ve işin Esat’ı devirmekle bitmeyeceğini bundan sonrasında güç dengelerinin at koşturacağı bir iç savaşın başlayacağını yazması ABD yönetimi için dikkate alınması zorunlu uyarılar.(7)

Avrupa bu süreçte Atlantik sistemini korumaya içtiği anda sadık kaladursun Yunanistan’dan yükselen kızıl alevler haziran güneşini daha bir yakıcı kılıyor. Yunanistan Komünist Partisi’nin uyarılarını dikkate alırsak Syriza’nın sistem için bir tehdit olmadığı kanısına varıyoruz ancak şu haliyle bile yalpalayan Avrupa gemisini epey zora sokmuş görünüyor. Ben Türkiye ve Yunanistan’ın kaderini hep ortak görüyorum, herhalde ‘Truman Doktrini ve Marshall yardımları’ aklıma geldiğinden.

İlle de iktisat diyorum ve bu tarhana çorbasına biraz daha çeşni ilave ederek iyice yenmez hale getiriyorum. Güven Sak Hocamız ‘Girişimcilik Türkiye’yi uçurur mu?’ başlıklı yazısında ülkemizin 2023 yılında hedeflediği ilk on ekonomi arasına girebilmek için (kişi başına gelir 25 bin dolar) uçması gerektiğini, gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ekonomilerde görülmemiş bir hızla büyümesi gerektiğini söylüyor. Kişi başına gelir düzeyinde değerlendirildiğinde Amerika’nın kişi başına gelirini on bin dolardan yirmi beş bin dolara çıkarması 44 yıl, Japonya’nın 22 yıl, Yunanistan’ın 35 yıl, İspanya’nın 31 yıl, Kore’nin 19 yıl sürmüş bizim ise önümüzde sadece 11 yıl var. (8)

Tam bu noktada görüşlerine her zaman itibar ettiğim Mahfi Eğilmez’in yükselen ekonomiler içerisinde sayısal verilerle incelediği ülkemize dair şu değerlendirmeleri ‘devler arenasına’ çıkarken bulunduğumuz noktayı göstermesi açısından önem arz ediyor:

‘‘GSYH büyüklüğüne göre en büyükten küçüğe doğru sıralandığında 6. sırada yer alan Türkiye, kişi başına gelirde yine en büyükten küçüğe doğru sıralamada göre 23. sırada bulunuyor. Borç yükünü en küçük borçludan en büyük borçluya doğru sıraladığımızda Türkiye 26. sırada yer alıyor. Tasarrufların GSYH’ya oranını ele aldığımızda ise Türkiye en büyük orandan en küçüğe doğru sıralamada 49. sırada bulunuyor.  

…Türkiye’nin aynı ligde bulunduğu rakip ekonomiler ve komşu ekonomiler çerçevesinde GSYH büyüklüğü açısından iyi bir durumda olmasına karşılık kişi başına gelir ve borç yükü açısından ortalarda olduğunu söylememiz gerekiyor. Türkiye’nin en kötü olduğu değer ise tasarruf oranı. Tasarrufları bu kadar düşük olan bir ekonominin önünde iki seçenek var: Ya yatırımlar da düşük kalacak ya da yabancı kaynak getirerek yatırımları yapmaya devam edecek. Türkiye son on yıllık uygulamasında ikinci yolu seçmiş bulunuyor. Hızlı büyüyor ama yüksek cari açık veriyor. Terfi liginden birinci lige çıkabilmemizin yolu da buralardan geçiyor. Öncelikle kişi başına geliri ve tasarrufları artırmamız gerekiyor.’’(9)

Nerede kalmıştık? İkinci yolu seçen Türkiye’de işler pek ulusal çıkarlarımıza uygun yürümüyor gibi. Ülkemize yatırım yapmaktan ziyade ‘monopoly’ oynamaya gelen yabancı sermayenin son güzelliklerine dair T.Güngör Uras Hocamızın nezih değerlendirmesi şöyle: ‘Yabancı sermaye iyidir, hoştur ama ülke insanının yapabileceği işlerde sektörler ve Pazar yabancı sermaye hâkimiyetine geçtiğinde, yerli sermaye imalat sanayi dışında kalmış olur.’(10)

İşler bizde böyle yürürken, Çin’de emekçi sınıflar git gide duruma hâkim oluyor. Hocaların hocası Korkut Boratav’ın Çin’deki sınıf kavgalarına dair soL’da yayımladığı makalesi kalbi emekçilerle atan bizlere hele ki benim gibi Çin’i ekonomisini geliştirirken kapitalistlerin izlediği yolu izlemekle itham edenler için değişen dünyaya daha bir iyimserlikle bakmamıza sebep oluyor.(11)

Burada sendikal haklarını savundukları için işlerinden atılan hava işçilerimizi hatırlatmadan geçemeyeceğim. Devler sahnesine çıkıyoruz ya seleflerimizin yaptığı üzere işçi kıyımına devam, dolaylı vergi oranlarıyla yürütülen bir ekonomi daha ne kadar gider göreceğiz. Bankacılık sektörümüz sağlam olsa da son gelen veriler artan faizlerle kredi kullanım oranlarının düştüğünü gösteriyor zaten, borç batağındaki vatandaş daha ne kadar bu bozuk makinenin yakıtı olmayı sürdürebilecek belirsiz. M. Uğur Civelek’in ekonominin patronlarını ‘günü kurtarmakla’ yetinmeleri konusunda suçlaması hiç de haksız sayılmaz.

…ve başlanmış olanı bitiriyorum; ‘intihar, tek başına bir vals’tir savaşın ortasında.

M.Recep ERÇİN
11.06.2012 (kemalistler.net için yazıldı.)

*Not: Finansal piyasalardaki gelişmenin reel ekonomiye ne derece yansıdığını ise işin ehli olanlardan istirham ettik yazarlarsa öğreneceğiz.


2- 10 Haziran 2012 tarihli gazeteler.
4- makale için bakınız: http://www.ilk-kursun.com/haber/107237
5- Mehmet Ali Güller, Pasifik’e Askeri Yığınak, Aydınlık Gazetesi 07.06.2012
7- Henry Kissinger’ın ilgili yazısının Türkçe çevirisi için: http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=17934
9- Mahfi Eğilmez, Türkiye Ekonomisi-Karşılaştırmalar: http://www.mahfiegilmez.com/2012/06/turkiye-ekonomisi-karslastrmalar.html
10-  Tevfik Güngör, Yabancılar ‘Pazar’ satın alıyor, Dünya Gazetesi 11.06.2012
11- Korkut Boratav, Çin’de Sınıf Kavgaları, 10.06.2012 sol.org.tr 

5 Haziran 2012 Salı

İÇ-imiz BORÇ


İÇ-imiz BORÇ

‘Borç yiğidin kamçısıdır’ diyordu. Kamçılanmaktan haz duyduğu çıkarımını yapabiliriz.

Ve Hazinemiz 2012 yılının haziran, temmuz ve ağustos ayları iç borçlanma stratejisini açıkladı. (1) Buna göre Hazine bu üç aylık dönemde 27,8 milyar lira ödeyecek 18,6 milyar lira da borçlanacak. Ödemelerin iç borçlara ayrılan kısmı 22,5 milyar lira, iç piyasadan borçlanılması planlanan tutar ise toplam 17,5 milyar lira. Genel toplamdan bunları düştüğümüzde dış borçlanma ve ödemelere, iç borç ve ödemelere nazaran az bir miktar kalmakta.

Bu yılın ilk üç aylık dönemine ilişkin Hazinenin finansman programı verilerine baktığımızda Hazinenin yapacağı 54,7 milyar lira tutarında ödemenin 48,1 milyar lirası iç borç servisinden oluşacak ve bu dönemde toplam 40,4 milyar liralık iç borçlanma yapacaktı dış borçlanmaya ise gidilmeyecekti. (2)

Mart, Nisan ve Mayıs aylarına dair finansman programı verileri ise şöyleydi: Hazine 2012’nin ikinci çeyreğinde 37,1 milyar lira tutarında ödeme yapılacak. Bu ödemenin 32,7 milyar lirası iç borç servisinden oluşacak gene bu dönemde toplam 25,8 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek, dış borçlanmaya gidilmeyecekti.(3)

Görüldüğü üzere Hazine, ‘bütçe açığını karşılamak veya geçmişten gelen ve bu yılın bütçesinde oluşan faiz dışı fazlanın karşılayamayacağı borç geri ödemelerini yapabilmek için’ daha çok iç borçlanma stratejisini benimsemektedir. Tam bu noktada kendi değerlendirmelerimize geçmeden önce Mahfi Eğilmez Hocamızın Haziran-Ağustos dönemi verilerine dair şu önemli tespitlerini aklımızın bir köşesine yazıyoruz:

‘Haziran – Temmuz – Ağustos 2012 için iç borç çevirme oranını şöyle hesaplayabiliriz:

İç borç çevirme oranı = 17,5 / 22,5 = 0,78 (yani yüzde 78.)

Buna göre Hazine piyasaya ödediği her 100 TL’ye karşılık piyasadan 78 TL’lik yeni borçlanma yapmaktadır.

İç borç çevirme oranında gerçek bu mudur? Bana göre gerçek iç borç çevirme oranında iç borç ödemelerinde faiz ödemeleri işin içine katılmamalıdır. Yani iç borçlanma nasıl ki yalnızca anapara üzerinden alınıyorsa iç borç ödemeleri de yalnızca anapara üzerinden alınmalı ve iç borç çevirme oranı öyle hesaplanmalıdır. Aksi takdirde pay ve paydayı aynı bazda ele almak için yeni iç borçlanma için ödenecek faizleri de işin içine katmamız gerekir.  

İç borç çevirme oranı(yeni formülde) = 17,5 / 12,3 = 1,42. Yani yüzde 142.

Buna göre faiz ödemeleri dışarıda bırakıldığında Hazine önümüzdeki üç ayda yapacağı her 100 TL’lik iç borç ödemesine karşılık 142 TL’lik iç borçlanma yapacak demektir. Bu da bizim borç stokumuzun artacağı anlamına geliyor.

Eğer bu oran yükseliyorsa özel kesimin piyasadan dışlanması (crowding out etkisi) oran düşüyorsa özel kesime piyasadan yararlanma imkânının artması (crowding in etkisi) söz konusu oluyor demektir.’ (2)

Son değerlendirmeden yola çıkarak ‘oranın yükseldiğini ve hep yüksek olduğunu düşünebiliriz’ ve özel kesimin dış borç yükünün fazlalığına buradan bir selam gönderiyoruz. İç borçların iç karartıcı faiz ödemelerine değinmeden evvel dış borçlarımıza dair 2011 yılı verilerini hatırlıyoruz:

‘Türkiye Brüt dış borç stoku, 2011 yılı dördüncü çeyreği sonu itibarıyla 306,6 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı 202,8 milyar dolar ile yüzde 66,1 ve kamu kesimi borçlarının payı 94,1 milyar dolar ile yüzde 30,7’dir.’ (5)

Haziran-Ağustos dönemi finansman programında yer alan 22,5 milyar liralık iç borç ödemesinin 10,2 milyar liralık kısmını iç borç ‘faiz ödemeleri’ oluşturuyor. Dış borç ödemelerinde ise durum şöyle; 5,2 milyar liralık toplamda faiz ödemelerinin payı 1,4 milyar lira.

2011 yılı finansman programına baktığımızda 132,1 milyar lira iç borç ödemesi yapıldığı bunun 35,1 milyar liralık kısmını faiz ödemelerinin oluşturduğunu görmekteyiz. (6) Gene yapılan ödemelere karşılık iç borçlanma toplamı 111,6 milyar lira olarak gerçekleşmiş. İç borç çevirme oranı ise yüzde 84,5 (Mahfi Eğilmez Hoca’nın hesabıyla; yaklaşık olarak yüzde 115 ).

Hazine Müsteşarlığı ‘Kamu Net Borç Stoku’ istatistiklerini incelediğimizde 2011 yılı son çeyreği itibariyle kamu brüt iç borç stokumuz 387,4 milyar lira, dış borç stokumuz ise 158,6 milyar lira olarak gerçekleşmiş. Toplamda kamu brüt borç stokumuz 546 milyar liradır. Bu rakamdan ‘T.C.M.B net varlıklarını, kamu varlıklarını ve işsizlik sigortası fonu net varlıklarını’ düştüğümüzde 290,5 milyar lira kalıyor bu da bize ‘kamu net toplam borç stokunu’ veriyor.(*)

Vatandaşı kredi kartı batağında çırpına dursun devletin de ‘yediği kamçılar’ pek farklı değil hani. Doğu Perinçek devletin dolayısıyla vatandaşın kanını faiz yoluyla emenlere, teşbihte hata olmaz, ‘sülük’ diyordu. Bunda devleti yönetenlerin payı ise aldıkları ve alacakları avantalarda gizli midir bilinmez. İtham ağırdır, lakin devlet yönetiyoruz diye borç/faiz sarmalında ekonominin altını üstüne getirenlere az bile. Bir tekeliyet düzeni vurgusu yapmaktan kendimi alamıyorum, idiyokrasi ise artık Atlantikçilerin gayrı resmi rejimidir.(7) 

M.Recep Erçin – 04.06.2012

1- http://www.hazine.gov.tr duyurulurdan verilere bakılabilir.
4- Mahfi Eğilmez, Hazine Borçlanması 03.06.2012 tarihli http://www.mahfiegilmez.com’dan yayımlanan makalesinden alınmıştır. (not: bu yüzden eleştiriliyorum ama uzun alıntılar yapmayı seviyorum, yararlı görüyorum. Okumak bizler için bir tutkudur; okumakta zorlananları mazur görebiliriz ama muaf tutamayız.)
5- Hazine Müsteşarlığı 30 Mart 2012 tarihli ilgili basın duyurusu.
6-Hazine Müsteşarlığı Kamu Borç Yönetimi Raporu Ocak 2012
7-İdiyokrasi düzeni için: Barış Zeren, Demokrasiden idiyokrasiye, 12 Nisan 2012 Aydınlık
* Stok ‘fr. Stock’ : 1. isim Yığılım 2. ekonomi, ticaret Yığımlık

**İlgili tablo aşağıdadır (http://www.hazine.gov.tr):













KAMU NET BORÇ STOKU


























(Milyar TL)


KAMU BRÜT İÇ BORÇ STOKU
KAMU BRÜT DIŞ BORÇ STOKU (*)
KAMU BRÜT TOPLAM BORÇ STOKU (I)
T.C.M.B. NET VARLIKLARI (II)
KAMU VARLIKLARI (III) (**)
İŞSİZLİK SİGORTASI FONU NET VARLIKLARI (IV)
KAMU NET TOPLAM BORÇ STOKU (I - II - III - IV)
KAMU NET TOPLAM BORÇ STOKU / GSYH (%)

2000
54,5
31,3
85,8
11,0
2,7
0,4
71,8
43,1

2001
125,6
63,9
189,6
22,9
5,1
2,2
159,4
66,4

2002
155,2
102,0
257,2
25,4
11,3
5,0
215,6
61,5

2003
202,1
95,6
297,7
24,7
13,1
8,9
251,0
55,2

2004
235,1
97,9
333,0
27,9
17,2
13,3
274,6
49,1

2005
259,8
91,5
351,3
30,8
32,2
18,0
270,3
41,7

2006
268,3
97,6
365,9
45,7
38,3
23,7
258,2
34,0

2007
273,3
82,3
355,5
41,8
34,6
30,7
248,4
29,5

2008
295,8
112,4
408,2
60,4
41,5
38,4
268,0
28,2

2009
347,4
118,3
465,7
66,0
47,7
42,1
309,9
32,5

2010
368,9
128,0
496,9
86,2
47,2
45,9
317,6
28,9

2011 Ç1
375,5
133,8
509,3
89,2
52,8
47,4
319,9
-

2011 Ç2
377,7
141,9
519,6
104,7
64,8
49,4
300,7
-

2011 Ç3
383,0
157,1
540,1
126,6
69,0
51,4
293,0
-

2011 Ç4
387,4
158,6
546,0
143,2
58,9
53,5
290,5
22,4











(*) Dış borç verilerinde geriye dönük güncellemeler olabilmektedir
(**) Tüm mevduatları ve finansal varlıkları kapsamaktadır.













Şam’ın Şekeri


Şam’ın Şekeri

… mavinin büyüsüne kapılmış cinlerin
seni divane yeller alıp götürmüş
 toros dağlarının ardında top sesleri duyulur
senin için topladım kokla doyasıya, sarı zambakları...*

Tez zamanda tahtına oturmak şevkiyle yanıp tutuşan bir padişah adayının, eski pay-ı tahta nam olsun deyu dikeceği eserler şu yana dursun ‘yıldız teşkilatını’ aratmayacak pervasızlıktaki hafiyeliklerinin ‘despotluğu Sultan Hamit’e taş çıkarır’ sınırları aşaraktan bir sefer-i cenup halini almasına ramak kaldı.

Suriye’deki ateşin sıcaklığı ne zamandır bölgeyi aşmış halde Hula’da yaşanan trajik olayı ise küresel çetenin elemanları Esad yönetimine yıkmaya kalktı sanki başından beri her şeyi onlar tezgâhlamıyorlarmış gibi. Hula’daki katliamla ilgili Şam yönetiminin görevlendirdiği araştırma komisyonu ilginç tespitlerde bulundu ve bunları kamuoyuna açıkladı. Komisyon başkanı Tuğgeneral Kasım Cemal Süleyman açıklamasında "Elde edilen ön bilgiler, silahlı terör gruplarının beldeye girdikten sonra asayiş güçlerini hedef almak üzere Teldo beldesinin çevresinde beş havan topu yerleştirdiğini ortaya koydu. Katliamda hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun çocuklardan oluştuğu gözlemlendi. Çocukları katletmek asayiş güçlerinin değil silahlı terör gruplarının fitne ve mezhep çatışması yaratma, vatan birliğini baltalama amaçlarına hizmet etmektedir. Bu durum devlet ve ordunun çıkarlarına aykırılık teşkil eder.’’ dedi. Gene aynı açıklamada bu katliamı yapanlarına asıl amaçlarının Milletvekili Abdülmuti Meşleb'in yakınları olduğunu söyledi.

Dün Meclis’in açılış oturumunda konuşan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad kısaca ülkesindeki terörün dış kaynaklı olduğunun altını çizdi ve reformları ise halkının refahı için sürdüreceği mesajını verdi. Yani Esad durumun farkında ve başından beri her şeye rağmen hiç eğilip bükülmeden mücadele ediyor.

Elbette vicdan ve akıl sahibi kimseler bu oyuna sessiz kalmıyorlardı. Küresel çetenin ve en büyük silahı yalancı medyanın ‘müdahale’ çığlıklarına aldırmayıp gerçekleri dünyaya aktarıyorlardı. İşte Prof. Chossudovsky bu olayların hemen ardından globalresecarh.ca’de yayımladığı makalesinde ‘masum sivillere yapılan bu katliamın Suriye’ye savaş ilan etmek için kamuoyu desteği sağlamak amaçlı bir ABD projesi olduğunu’ söylüyordu. Bu taktiğin 1962 yılına kadar uzandığını söylüyor ve örnek olarak ‘Northwoods Operasyonunu’ veriyordu. (bakınız: http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=31122 )

Elbette iş bu kadarla kalmadı Türkiye isyancıları desteklemek şöyle dursun Şam ile köprüleri atan bir hamle yapıyor, Suriye Büyükelçisini ve diğer Suriyeli diplomatları ‘personae non gratae’ ilan ediyordu. Washington vur dedikçe bizimki öldürüyordu.

Putin-Merkel görüşmesinde, Rus liderin ‘askeri müdahaleye karşı olduğunu’ önemle belirtmesi ve ikilinin ortak açıklamalarına yansıyan ‘siyasi çözüm’ söylemi küresel çetenin NATO’dan sonra BM barış gücü kartını da zora sokuyor. Ancak Türk medyasının da şakşakçılığını yapmakta beis görmediği çiçeği burnunda Fransız lider Hollande sosyalist cüppesini dış politikada Amerikacılıkla değiştirmiş olacak ‘Esad’ın kellesini üsterüz’ diyerek adeta Sarkozy’nin ‘Suriye taahhütlerini’ kabul ettiğini açıklıyor.

Suriye’ye dair daha çok oyunların döneceği ortada Çin’in tavizsiz tavrı belirleyici unsurlardan biri elbette Rusya’nın da ancak Suriye’ye yönelik stratejinin bundan sonra ne yönde ilerleyeceğini kestirebilmek için küresel çetenin elebaşlarının açıklamalarını iyi okumak lazım. Banu Avar 1 Haziran günü yayımladığı ‘Bilderberg Cemaati’ başlıklı yazısının sonuç kısmında şunları söylüyor:

‘3 Haziran sonrası bu yıl Bilderberg’de alınan kararların kokuları çıkar. Katılımcıların beyanlarını dikkatle takip edin.. Gerek Amerikan seçimlerinin sonuçlarını, İsrail oyunlarını, gerek Suriye ve İran’daki gelişmeleri, Çin ve Pasifik’deki küresel cemaatin adımlarını koklayacaksınız.’  

Gözünüz açık olsun…

M.Recep Erçin
04.06.2012

Not: sadece ulusalbakis.com için yazılmıştır.

1 Haziran 2012 Cuma

mayıs 2012


mayıs 2012

esvab-ı matem giydiysek eynimize/ temenna etmediğimizdendir iblisin piçine/ asude halımıza bakıp da aldanan nicedir/ bilmezler mi şems batmaz şu felek dönmedikçe. (03.05.2012)

''yarının düşünceleri geleceğimize ışık tutabilseydi, kahinlerin kehanet dolu şiirleri şüphesiz apaçık bir rehber vazifesi görürdü'' (03.05.12)

''papatyaların şarkısı çalıyor gün örtünürken / masamızda bir kaç kadeh bal rengi hüzün
 hanımeli çiçeklerinin davetkar kokusu / ufukta parıldayan kan ve kılıç
 devrik cümleler tutuşturur sayfaları / tenimde teninin dayanılmaz sıcaklığı 
 toz toprak dememişim rüzgar gibi geçmişim / ah şimdi bu gemi ve yalnız değil bu deniz'' (05.05.2012)

''gün döndü, kasvetli dumanlar sardı semayı
 cana hançer değdi cihanı dar eyledi
 kırık penceremde arsız gece kuşları
 şu kırmızı güller aşkına dilim tutulsun
 bu düzen, düzen değil...
 poşusu boynunda dalga dalga alemdar-ı hürriyet
 gözlerinde muhayyer saklı bir hüzün
 omuzlarına ağır kederler çökmüş, adalet tanrıçasının''
 (cihan kırmızıgül'e ithafen, 12.05.2012)

''dilde yalan şarkılar
tende yasak sevişmeler
acı göçer, kalan gölge
ve susuz aklımda birkaç hece
bu gece bu gece...
kahve dumanları sarsın,
sarmalasın sızılarımı
yaksın yaksın kanatlarımı
kestiysem bileklerimi intihar uğruna değil
ölüm aşkına belki
ama en çok da senin için, yokluğun için'' 
(13.05.2012)

''beni sorma... yüreğinden ateş aldım, hasrete vurma. beni sorma... gözlerinden yıldız çaldım, güneşe durma. beni sorma... dağları düşman sardı, geceye kalma. beni sorma... kurşunları sen sandım, ölüme kızma. beni sorma... kartallardan haber saldım, yarimi sakla. beni sorma, beni sorma, beni...'' (14.05.2012)

''zar, gül ve şiir...
siyaha tutulmuş uçurumlar bu gözler senin değil
senin değil bu ruzigar, kapılmışız ne çare
yırtıp geçiyor tarihi, savrulup dizelere
dur desende duramaz dolu dizgin esince.
döner mi makûs talih, çalsam zarlarını iblisin
büsbütün mü kayar yoksa şu garip yıldızlar 
yapraklarını soldurup cennetteki güllerin
dalgalanır yine zamansız efkârı şairin'' (15.05.012)

''ben yudum yudum içtim aşkı/ sevdalardan geçtim
 bir gonca gül hatırına gururu ezdim
 ben ağır ağır gezdim arzı/ cennetlerden geçtim
 bir beyaz gün aşkına umutlar ektim
 ben satır satır yazdım günahı/ tanrılardan geçtim
 bir yitik düş uğruna yalnızlığı seçtim 
 sen pare pare yağdırıp yıldırımları/ bulutlardan geçtin
 sesinde kırkikindi yağmurlarının canhıraş gürültüsü
 ve bir günahkar akşam için kadehler devirdin'' (15.05.2012)

''ne kadar çok cümle biriktirmişim meğer gözlerimde,
 şimdi zamanıdır süzülün kirpiklerimden desem,
 ne bir kalem anlayabilir onları ne de bir kağıt,
 zaten hiç mecalim yok dilimde sessiz bir ağıt.'' (16.05.2012)


''caddeler boyunca geniş kaldırımlara yığılmış 
sanki yaprak ölüleri köhne matbuat
adımları ağır aksak savrulan 
güneş bile kol kanat geriyor
ellerinde flamalarıyla al beyaz geçidin coşkusu
bugün günlerden mayıs...

ceplerimizde sayfalar dolusu yağmur bulutu
sancaklarımızı göğe mızrak mızrak dikişimizi görmelisin
bu sular seller gibi çağlayan şarkıları
ve on binlerce sıkılı yumruklarımızı 
bugün günlerden mayıs...

gene suç işledik ferman yakındır
eğmedik boynumuzu rezil despotlara
yıkarız yıkarız tahtları elbet
bu ucuz saltanatı kuran gafletimiz değil mi 
yıkarız zamanıdır yıkarız elbet
bugün günlerden mayıs...

sende şimdi sımsıkı sarıl bu bayrağa
eflatun masallardan yükselen ezgilerle,
dalgalansın on dokuz kere istiklal
rıhtımda paldır küldür deryaları aşan sesimiz
bugün günlerden mayıs
ve biz hep o vapurdayız...''
(20.05.2012)

''dopdolu yüreğin; gözlerinden deliren aklın ve gerçeklere duyduğun aşkı betimleyen sohbetin'' (bu benim için yazılan ikinci büyük söz. büyük lütuf addediyorum. yazana (deniz onursal) teşekkürlerimi sunuyorum.) 22.05.2012 

'' İnsanların gözlerindeki korkuyu ancak gözlerini kapadıklarında fark edebilirsiniz.''
''Korkuya ram olmaktan kurtulmak için onu kaygılarınızla beslemekten vazgeçin.'' (23.05.2012)

''biliyorum, hiçbir güzel an sonsuza dek sürmez elbet mutlulukta öyle... işte tam da bu yüzen seni daha ne kadar tutabilirim bilmiyorum. ama hissediyorum yakında gideceksin.'' (25.05.2012)

''solmuşsa yaprakları takvimin
hissettirmeden koklamalı,
köhne saatin tik takları onu korkutmamalı.
bir asude ölüm lazım o vakit bana 
ve bir yudum sevda,
ve elbet senin saçlarından bir rüzigaaarkoparıp,
eski bir mendile sarıp saklayacağım.
siren sesleri uykumu dağıttığında 
güneş penceremde münzevi
yalnızlığımsa her sabah,
bir o kadar mütevekkil'' (27.05.2012)

''gidecekse gitsin pır pır uçurumlara vurgun yüreği
 ışıl ışıl bir günü kucaklasın bulutsu gözleri
 andolsun güle, kağıda ve kurşunlara, en çok da onlara
 elleri arkasında yorgun, sarhoş fıkraları tüter ıslığında...

 gidecekse gitsin soğuk bir yel uçursun saçlarını
 atlılar ürkek, top seslerinden sağır muzaffer süvarileri
 iflasın eşiğindeki ciğerleri bir kibritin ucunda
 küstahlığı katlanılmaz oluyor dolu dizgin öfke nöbetlerinde...

 gidecekse gitsin efendim belki zamanıdır 
 zaten tutamazsın meleklerin kanadını 
 sol yanında yırtılmış düşman sancağı
 oysa intihar, tek başına bir vals'tir savaşın ortasında... '' (31.05.2012)