13 mart / sadece
seni tanımıyorum bile
sadece sesini ve dost sohbetini
biliyorum ve arıyorum
sadece adını,
başı ve sonu bir olan
ekmek kokan o buğday sarısı saçların
yaz kelebeklerinin kanat çırpışıyla dalganalırken
mevsimin sımsıcak günbatımlarında evde olmak
yaşlı çınarın altında boylu boyunca uzanıp
şarkılar mırıldanmak rüzgara
şimdi bana öyle bir şey söyle ki
gönlümün sahrasında rengarenk çiçekler açsın
şehirler üstüme üstüme geliyor
yabancısıyım bu medeniyetin
ben ağustos'un en miskin günlerinde
uçsuz bucaksız mısır tarlalarında koşuşturup
karadeniz'in serin rüzgarlarıyla seviştim
şimdi sana şiirler yazmak geldi içimden
yitik yıllarımın şerefine bir şişe konyak devirmek,
belki de fütursuzca yağan kışın bu son karına kadeh kaldırmak
ve evet,
daha sakladığım dizeler var benim
bu dünyadan sonrasına
kimseler okumasın diye serimde çürüttüğüm
belki bana belki de sana yazıldılar bilmiyorum
bir belirip bir kayboldular
mart'ın kararsız günleri gibi
güneşi kıskandılar
bu sabah bir parça hüzün düştü gözlerimden
kaldırımlara serpildi
aşüfte kemanlardan yükselen
ahlaksız notaların huysuz cızırtıları arasında
sesim şimdi asude bir gecedir
aldırma, suskunluğum nicedir
ayazlar kuşanmış kıştan kalma bir gece
solgun yüzümde, eski bir hatıranın tebessümü
ruhumun karanlık dehlizlerinde yanan kandiller
uzak kahkahalarının gürültüsünde yalnız
bir telefon zilinin çalmasını bekler
mart 2013 bir ay boyunca tek bir şiir (e.n. için yazıldı )
Mustafa Recep
...''bana deli diyenlere iltifat ediyorsunuz diyorum, çünkü ben zır deliyim.''
1 Nisan 2013 Pazartesi
1 Mart 2013 Cuma
13 şubat / gölgesiz geçtim geceden
13 şubat
gerçekleri gösterenleri kimse sevmez;
çünkü gerçekler, onların doğrularına terstir.
{1.2.13}
yaprakları dökülmüş mahzun
bekleşir ıhlamurlar
ve sararmış ahşap sandıktaki o ipek
mendiller
...
ay uykudaydı gölgesiz geçtim geceden
soğuk bir rüzgar esiyordu
nefesinin sıcaklığı hatırımda
peki ya ellerin neredeler?
en karanlık saatindeyim şimdi zifiri
uykuların
sesin yankılanırken yıldızların
kucağında
arsız perilerim seni çağırır yasak
şiirlerden
{4.2.13 / g.k. için}
böyle içiyorsam ve kör kütük
sarhoşsam eğer
senin yüzündendir ve aşk yüzünden
böyle deli divane yaşıyorsam
ve yine böyle zehir zemberek şiirler
yazıyorsam eğer
tek sebebi sensindir!
{13.2.13}
al beni uçurumlardan
sal gökyüzüne kanatlarım alevlensin
al beni kuytulardan
vur denizlere zaten sürgün yemişim
bir çiçek açmaya görsün şimdi
bir kelebek konarsa eğer üzerine
bak bahar yağmurları inceden inceye
ağlatır şimdi öksüz dizeleri
{14.2.13}
ölmek ne güzel şey bilemezsin
o kadar çok sevdim ki
kaç defa öldüm bilmiyorum
o kadar çok sevmişim işte
{15.2.13}
unutulmuş bir roman
eksik kalmış, kahramanlarıysa yalan
dünyamız, senin ve benim dünyam
ayrı ayrı düşeceğiz
düştüğümüz kuytularsa aynı
yaz çekinme yaz!
bak ben yazıyorum hem okuyorum da
ama sen sağır, ama sen dilsiz
ama sen en alçak çağındasın
karanlığın....
{16.2.13}
kaybolmuştum,
ve kelebeğin kanadına tutundum
bir yalancı baharın koynundayım
yani düştüm düşeceğim
mısraların gövdesinde belki beş
harfli bir kelimeyim
adımı, bitmeyen hikayelerde
unuttum...
çam kokuları tenha gecede
bulutlar iyice birbirine sokulmuş
aynalı kavak'tan haliç'e
ölülerin şarkısı duyulur
yolun bir adım ötesinde...
inzibatlar çevirmiş geçit yok
ve hasköy olanca sakinliğiyle
günün en rezil saatinde
yüzü pul pul dökülür yağlı boya
tabloların
ben ise çaresizlik vapurunun kıskanç
güvertesinde
ufka dalıp senden sonrası için
intiharlar tasarlarım...
{17.2.13}
bak geliyor çay başından
yazması allı
salınır da geçer
cilveli yarim
ah yürek yaralı
gel çıkalım yalnız dağın başına
bir cigara saralım
dumanını yeller alsın
ben seni koklayayım / doyayım
bakayım gözlerine uzun uzun
ellerini tutayım
ah saçıma aklar düştü
sana nasıl doyayım /
dermansız derde kaldım
seni nasıl sarayım
{18.2.13}
Rakı kokuları bütün geceye dağılmış
Ellerim titriyor, öyle sarhoşum
Cebimde kasvetli şiirlerden birkaç
uzun dize
Erken sabah oldu biliyorum
Penceremdeki güneşse senin yüzün
En nihayetinde bitişler
Rızasız bir ayrılıktır
Çekilirken ruhum
İnce ve huysuz bedenimden
Nazende sevdalar aldırış etme
{19.2.13}
ben meftunum gözlerine
sen kaçak göçek gecelerde
tutarsam kırılacak
kanatları sevdanın toz pembe
gidiyorsun fakat elvedasız
ardında yıkılmış şehirler var
yaktığın ateş sönmedi hala
terk ettiğin gönlümde yangınlar var
ah yalanmış herşey şimdi
bitiyormuş meğer o büyük sevgi
kapattım bütün penceremi
aşk girmesin bu bahar içeri {son
kısım nakarat – 20.2.13}
buz mavisi şu gecede
şubatın soğuğu, uykularını
kaçırırken
sokak köpeklerinin
yıldızların asude parıltısı
haliç'in sularına gömülüyor
ve köhne bir meyhanede
ben divane şair, kadehimi
rakıya bile suyla ihanet etmeyecek
kadar
sadakatli olan'a kaldırıyorum
{g.k. için – 21.2.13}
bakışlarında baharın nazlı
rüzgarları
gülüşüne temmuz değmiş nasıl da
yakıyor
dut ağacının dalında bir garip
iskete öter
türküsü yaman, gülüşünden de
beter
gelmeyeceksen şimdi zaten hiç
beklemem
aldatıyorsan eğer kanarım bilirsin
çayım soğumadan gel vapur kalkıyor
martıların neşesi günü karartıyor
{22.2.13}
yağmurun bile inceden inceye ıslatanı
makbulken
aşk, nedense yıldırım misali
ansızın çarpıyor {22.2.13}
topla baharları
ansızın gel bu akşam
meyler yanar olmuş
bitmedi bitmez sevdan
süzülür ya kirpiklerin ardında
o can yakan gözler
alır beni benden alır
karafakide mey eder
{25.2.13}
güvercinli sokakta
tamburlarda akşam ezanı
kokla çiçekleri
menekşeler zamanı
arnavut kaldırımları
ıslatırken yağmurlar
bulutlar ağlıyordur
topla gel mektupları
{26.2.13}
17 Şubat 2013 Pazar
al beni
al beni uçurumlardan
sal gökyüzüne kanatlarım alevlensin
al beni kuytulardan
vur denizlere zaten sürgün yemişim
bir çiçek açmaya görsün şimdi
bir kelebek konarsa eğer üzerine
bak bahar yağmurları inceden inceye
ağlatır şimdi öksüz dizeleri
{14.2.13}
sal gökyüzüne kanatlarım alevlensin
al beni kuytulardan
vur denizlere zaten sürgün yemişim
bir çiçek açmaya görsün şimdi
bir kelebek konarsa eğer üzerine
bak bahar yağmurları inceden inceye
ağlatır şimdi öksüz dizeleri
{14.2.13}
31 Ocak 2013 Perşembe
13'e dizeler ocak13
ocak 13
boşlukta kayan yıldızlar gibiyim
yanarak düşüyorum gözlerinden,
sonsuzluğa...
{1.1.13}
memleketin dağlarına kar yürümüş hey hey
kan bürümüş gözlerini düşmanın cânım
al al olmuş yanakların ayaz yemiş hey gidi
ayrılık zemheridir demedim mi yar
{2.1.13}
sevdalar kuşandım geliyorum, sırdaşım
ağlama gözyaşların kurşun gibi ağır
zulümhanelerden geçtim, ölümcül yaralarım
işkenceler bile incitmedi, sözlerin kadar
{4.1.13}
ve karanlığa düştü sevdam
...
öyle biri hiç olmadı
tıpkı öncekiler gibi,
talihsiz bir rüyaydı.
sildim bütün anıları,
sürdüğüm gibi bulutları.
yeni bir ay doğuyor
bu gece, başka olacak
ve bu gecenin sabahında
doğacak güneş;
gözlerimin yalazı kadar parlak,
ellerim kadar sıcak.
zamansız rüzgarlar esecek,
uzun uzun eski şarkılardan
nakaratlar mırıldanacağım.
zehirli sarmaşıklar ormanımı esir almış
işte vakti geldi ölüme yatmanın.
{5.1.13}
Görmediğim zamanlarda
Ansızın aklıma düşer gözlerin
Mevsimler geçiyor tadına varamadan
Zaman beni bir bilinmezliğe sürüyor
Ektiğim tohumlar bile yeşerdi çoktan
Kapattım bütün kapıları
Umut şimdi boş bir pencere
Lanet okuyorum bütün sevmelere
Aşk acı bir su, serptiğin yanan ellerime
{6.1.13 / g.k. için}
kış uykularımda adını buğulu camlara çizdiğim,
rüyalar bile uzak nedendir?
eski masallardan anlatalım uzun uzun,
hatırlar mısın?
kar tanelerinin intiharı anlatılmaz bir şölen,
sensizlik demlerinde varmışsın gibi yapmak,
avutmak ve avunmak beyhude
şimdi uzaktır zaman...
bir tutam yıldız serpildi geceme
saçlarının dalgasından,
sıcaklığını özlediğim ellerinse ayrı..
çırağan'dan süzüldü anılarım şu soğuk denize...
{9.1.13}
Meridyenler sarmalı münzevi, göğün dehlizlerinde
Ellerinde kar bulutları yükseliyor, ağır ve pak
Sükun perdesi örtülmüş, eski şehirlerin üzerine
Umacı kuşları geçiyor bak, şarkılar söyleyerek
Teninde ise, dünyaya gözünü açmanı sımsıcak heyecanı ...
{18.1.13 / kardeşim mesut için}
kadife gecelerde,
yalnızlığın rengi gözlerin...
ya bırak büsbütün, git
ya gel, hep kal bende....
uçmağa vardı hayallerimiz, beyhude
susturdum seni çağıran arzularımı.
sessizce seyrediyorum, çöküşünü devr-i saltanatımın
yakamozların yalazı, denizin ellerinde
yeni bir hayat tasarlıyorum şimdi,
benim artık bir başka ben olduğum
şu kararsızlık mevsiminde...
{19.1.13}
gece sisleri aldı beni, sigaramı ayaz çaldı nerdesin?
bir kibrit çakıver karanlığa, gözlerim alevlensin...
{20.1.13}
kalem için ve şu yazdıklarım için
senin için en çok bilmelisin
susuzluğum...
al başını git, vur uzak yollara sevdanı
vuslatın başka, bu sıla değil...
kaşlarını çatmış yine yıldırımlar saçıyor
sesinde titrek kıvılcımlar
belli ki yeni dizeler türetiyor...
yaşamak istediğim günlerden bugün
uzakta olmadığın anlardan biri işte...
{21.1.13}
günleri boş kadehler misali devirip
ömrümün kızıl akşamlarında,
ve her kabuslu gecenin sabahında
ağız dolusu kan tükürdüm müstehzi aynalara...
{22.1.13}
aşk bitmedi daha
yâr sönmedi kalbim,
geçmedi bahar
biterse bitsin artık yeter!
acılar ağır nasıl da beter
sensiz olamam bunu bil yeter
(sevdiğimi bil bu bana yeter)
uçuyor deli zaman
esiyor kumları ah
yakıyor aşkın acısı
savruldum yine bak gecelere
{25.1.13 – şarkı sözü}
yüzünü neredeyse hatırlamıyorum bile
ve sesin pek sıcak gelmese de
derinlerde bir yerlerde
çapkın ruhum seni çağırıyor
bilemedim niye!
{30.01.13 / e.n. için}
boşlukta kayan yıldızlar gibiyim
yanarak düşüyorum gözlerinden,
sonsuzluğa...
{1.1.13}
memleketin dağlarına kar yürümüş hey hey
kan bürümüş gözlerini düşmanın cânım
al al olmuş yanakların ayaz yemiş hey gidi
ayrılık zemheridir demedim mi yar
{2.1.13}
sevdalar kuşandım geliyorum, sırdaşım
ağlama gözyaşların kurşun gibi ağır
zulümhanelerden geçtim, ölümcül yaralarım
işkenceler bile incitmedi, sözlerin kadar
{4.1.13}
ve karanlığa düştü sevdam
...
öyle biri hiç olmadı
tıpkı öncekiler gibi,
talihsiz bir rüyaydı.
sildim bütün anıları,
sürdüğüm gibi bulutları.
yeni bir ay doğuyor
bu gece, başka olacak
ve bu gecenin sabahında
doğacak güneş;
gözlerimin yalazı kadar parlak,
ellerim kadar sıcak.
zamansız rüzgarlar esecek,
uzun uzun eski şarkılardan
nakaratlar mırıldanacağım.
zehirli sarmaşıklar ormanımı esir almış
işte vakti geldi ölüme yatmanın.
{5.1.13}
Görmediğim zamanlarda
Ansızın aklıma düşer gözlerin
Mevsimler geçiyor tadına varamadan
Zaman beni bir bilinmezliğe sürüyor
Ektiğim tohumlar bile yeşerdi çoktan
Kapattım bütün kapıları
Umut şimdi boş bir pencere
Lanet okuyorum bütün sevmelere
Aşk acı bir su, serptiğin yanan ellerime
{6.1.13 / g.k. için}
kış uykularımda adını buğulu camlara çizdiğim,
rüyalar bile uzak nedendir?
eski masallardan anlatalım uzun uzun,
hatırlar mısın?
kar tanelerinin intiharı anlatılmaz bir şölen,
sensizlik demlerinde varmışsın gibi yapmak,
avutmak ve avunmak beyhude
şimdi uzaktır zaman...
bir tutam yıldız serpildi geceme
saçlarının dalgasından,
sıcaklığını özlediğim ellerinse ayrı..
çırağan'dan süzüldü anılarım şu soğuk denize...
{9.1.13}
Meridyenler sarmalı münzevi, göğün dehlizlerinde
Ellerinde kar bulutları yükseliyor, ağır ve pak
Sükun perdesi örtülmüş, eski şehirlerin üzerine
Umacı kuşları geçiyor bak, şarkılar söyleyerek
Teninde ise, dünyaya gözünü açmanı sımsıcak heyecanı ...
{18.1.13 / kardeşim mesut için}
kadife gecelerde,
yalnızlığın rengi gözlerin...
ya bırak büsbütün, git
ya gel, hep kal bende....
uçmağa vardı hayallerimiz, beyhude
susturdum seni çağıran arzularımı.
sessizce seyrediyorum, çöküşünü devr-i saltanatımın
yakamozların yalazı, denizin ellerinde
yeni bir hayat tasarlıyorum şimdi,
benim artık bir başka ben olduğum
şu kararsızlık mevsiminde...
{19.1.13}
gece sisleri aldı beni, sigaramı ayaz çaldı nerdesin?
bir kibrit çakıver karanlığa, gözlerim alevlensin...
{20.1.13}
kalem için ve şu yazdıklarım için
senin için en çok bilmelisin
susuzluğum...
al başını git, vur uzak yollara sevdanı
vuslatın başka, bu sıla değil...
kaşlarını çatmış yine yıldırımlar saçıyor
sesinde titrek kıvılcımlar
belli ki yeni dizeler türetiyor...
yaşamak istediğim günlerden bugün
uzakta olmadığın anlardan biri işte...
{21.1.13}
günleri boş kadehler misali devirip
ömrümün kızıl akşamlarında,
ve her kabuslu gecenin sabahında
ağız dolusu kan tükürdüm müstehzi aynalara...
{22.1.13}
aşk bitmedi daha
yâr sönmedi kalbim,
geçmedi bahar
biterse bitsin artık yeter!
acılar ağır nasıl da beter
sensiz olamam bunu bil yeter
(sevdiğimi bil bu bana yeter)
uçuyor deli zaman
esiyor kumları ah
yakıyor aşkın acısı
savruldum yine bak gecelere
{25.1.13 – şarkı sözü}
yüzünü neredeyse hatırlamıyorum bile
ve sesin pek sıcak gelmese de
derinlerde bir yerlerde
çapkın ruhum seni çağırıyor
bilemedim niye!
{30.01.13 / e.n. için}
30 Aralık 2012 Pazar
aralık 2012
aralık 2012
saçlarına vuruyor akşam güneşi
gözleri o dakka yağmur gibi duru
esmer tenine kızıl ferace sarmış
baygın bakışlarını sanki benden
almış ( gypsy princess - 01.12.12)
yağmurlu bir kış sabahı
kirpiklerinden düştüm,
kanlı bir göz yaşıydım, acı
ateşlere dökülen ( 02.12.12)
'boş ve geniş caddeler gibi ıssızım
yokluğunda
ah yine yağmur ve nasıl soğuk
sabahın alacakaranlığında,
öldürecek beni kabusların'
(04.12.12)
sımsıkı sarılsam sonra hiç
bırakmasam,
kıyamet kopsa kaç yazar;
sımsıcak gülüşünle sen
yanımdaysan... (07.12.12)
kahreder yalnızlığı ayaza çekmiş
sabahların
son günü dün idi delice
susuşların... (10.12.12)
güneş battığı kızıllıkta
doğuyorsa
davullar çalınıyordur tutsaklar
ülkesinde
prangaları eritecek ateş yakılmıştır
artık
ve sen nefessiz kalana dek
haykıracaksın
istiklâl caddesi isyanın son resmî
geçidini seyrediyor
ulus’ta düşen düşmanın gardıdır
rasattepe’ye bu sabah güneş bir
başka doğuyor
silivri’de titreyen zulüm
duvarlarıdır (15.12.12)
şimdilerde yalnızca sarhoşken
mutluyum
oysaki şen şakrak geçmişti
çocukluğum (g.k. için 16.12.12)
artık zamanı geldiyse yalnızlığın
bir kuş uçmalı pencerenden
yarıp çığlık çığlığa
bulutları...
sönmüş gözlerinin yalazı
bu karakışlar mıdır yoksa sebebi
içli içli çekersin sigarann
dumanını...
beklerim ve özlemekteyim,
vakitsiz çıkıp gelmesini baharın....
(19.12.12)
düşüyor parmaklarından tütün
hareleri,
aralık soğuğunda istiklal
meyhanelerinin birinde
sarı sıcak sokakta o kırmızı
paltolu çakma sarışın,
ilgiliymiş gibi karşısındaki
delikanlıyı dinliyor
masadaki bardaklar yarım,
ve ayazda sigara dumanlarına
boğuluyor.... (20.12.12)
yazmıyorsam bir sebebi vardır
kaybolmuşumdur karanlıkta
belki, unutmuşsundur
kimbilir...
fakat gözlerin ah o gözlerin
hep aklımda,
çıldırmaya an kala
çıkıp geliryorsun ya...
ilahi zaman,
ayrılışın bir başka sancı...
kalbimi susturamıyorum,
ölümüm elinden olacak
bunu biliyorsun,
hem de bal gibi biliyorsun.
kan tükürdüğüm akşamların
birinde
pera'da bekliyor olacağım,
sigaramı yine orospular gibi
tutacağım,
gören beni öyle böyle sanacak
ama sen yalnız sen,
anlayacaksın...
ne günler ne haftalar
ne de aylar kar etmiyor,
yılları devirdim canım efendim
aşka kelam işlemiyor... (25.12.12 )
15 Aralık 2012 Cumartesi
NOKTA! ....kuşatma mı yoksa taarruz mu?
NOKTA!
....kuşatma mı yoksa taarruz mu?
Nokta'yı
yazıyorum. Virgül'e devrimcilik atfedenlere naziredir. 13 Aralık
bir nokta koyma işidir. Noktalı virgül'le başlayan, virgüller
silsilesini sonlandırıp yeni bir cümle kurma girişimidir.
Artık Mayıs 19,
Ekim 29 ve Kasım 10 günden ibarettir. Ayları kısaltmış
oluyoruz. Bu bir telaştan çok, vakit kalmadığının göstegesidir.
Kuşatma yerindedir. Fakat daha çok bir taarruz hareketidir. Şu
haliyle 13 Aralık Silivri Kuşatması'na bir taarruzun provasıdır
diyebiliriz.
Faşizmin
zindanlarını yıkacak gücümüz var. Yıkılacaksa yıkarız.
Şimdi buradayız....
Bastille mi? Çok
yakındır. 1789'a gönderme yapıyoruz. Elzemdir. Duvarlar yol
olacaktır; köprü iki ucu birleştirmektir. Uçurumlara meydan
okuyoruz. İhtilal aynı zamanda bir trajedi'yi beraberinde
getirmektedir. Bu seferkinin komedi olması muhtemeldir. Gülen taraf
ise hep güçlü olandır. Hukuk mu? Üstünlerin hukukudur!
''İleri''
ve belki ''hücum'' da denilebilir. Tek bir işaret kafidir! Artık
bir ordumuz var. Seferberlik halindedir. Yürüyoruz, uygun adım mı?
Henüz değil. Lâkin
duramayız, hep söylüyorum; durursak düşeriz...
Koşmaya
10 Kasım'da başladık. Silivri artık İzmir'dir. Yüzbaşı
Şerafettin Bey ve üç süvarisinin hatırası bizimledir. Taarruz
an meselesidir. Yalnız ve yalnız bir işarete bakmaktadır.
...''güneş battığı kızıllıkta
doğuyorsa / davullar çalınıyordur tutsaklar ülkesinde /
prangaları eritecek ateş yakılmıştır artık / ve sen nefessiz
kalana dek haykıracaksın''....
Yeni bir altüst
oluşa tanıklık ediyoruz. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi
daha ilerisine zemin hazırlanmaktadır. Parçalı bulutlu ve yer yer
güneşli bir mevsime kapı açılmıştır. Yağmuru ise pek
seviyoruz. Yürümek güzeldir. Soğuk mu? Aldırış etmiyoruz.
Ocak körüklenmiştir
ve demir tavında dövülecek. Örs çatlayana dek; muttarit ve
mütemadiyen...
Kimleri
göremiyoruz; kılıç dövüyoruz, savaşa gidiyoruz fakat
'hurdacı'mız yoktur! Şaşırmıyorum. Külüstür Alman
otomobilleri koleksiyonu ve yıllık kahvaltılarda zeytinlerle
metamatik hesabı yapmakla meşguldür. 'Külüstür devletlü' pek
uygundur. Diğeri ise meydanlardan korkmaktadır. Ulus'ta çokça
ürktüğünü tespit ediyoruz. Bir ekonomi toplantısında 10
Kasım'ı kendilerine işaret ettiğimde; 'yasaklanırsa giderim'
demiştir. Fizikte vardır; 'moment noktası' velinimetini işaret
etmektedir. Kılıcını kınından çekecek cesareti yoktur.
...''istiklâl caddesi isyanın son
resmî geçidini seyrediyor / ulus'ta düşen düşmanın gardıdır
/ rasattepe'ye bu sabah güneş bir başka doğuyor / silivri'de
titreyen zulüm duvarlarıdır''...
Öncüleri
kurtarmak aynı zamanda bir kurma girişimidir. 'Milli Birliği'
tesis etme yolunda atılan en sağlam adımdır. Silivri'de
zindanların ağır kapıları zorlanırken, Millet Meclisi
kürsüsünden 'jandarma biz sosyalistiz' marşı okunmaktaydı.
Silivri'de önümüze barikatı kuransa 'robocop' jandarmadır.
Tesadüf müdür? Bilemiyoruz. Belki, tesadüfler mucizelerin
yansımasıdır. Not ediyorum. Tarih yazımıdır. Ayrıntılar
önemlidir. Belirleyici oldukları zamanlardayız.
Meydan
muharebelerinden mevzi savaşlarına gelmiş durumdayız. Noktasal
hucümlar zamandır. Sandıklar da bir mevzidir. Vur, vur, vur! Her
mevzide savaş. ''Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır''
bizim doktrinimizdir. Artık bütün vatan savaş alanıdır. 13
Aralık bunun ilanıdır.
....''her
yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir, / bir ufk-ı i'tilâ
açılır, yükselir hayât; / yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya
inhitat!''.... (*)
Hasan
Basri dışarıdaki öncülerin lideri konumundadır. 'İstersek
yıkarız!' esaslı bir tehdittir. BOP Sultanı'nın makamında ve
Pensilvanya'da duyulduğu aşikardır. CHP'li vekilleri es
geçmiyoruz. Varlıkları önemlidir. 'Genel Başkan'ın aksine orada
olmaları ve hep olmaları bir tutarlılık göstergesidir.
Mücadeleyi kabullenmiş olduklarını görüyoruz. Ancak Silivri'de
hakim güç yine gençliktir. Gördüğümüz şudur; İlker Yücel'in
'ileri' emri beklenmektedir. İlk-Er olarak başı çekiyor.
İlkelidir, daha zamanı olduğunu bilmektedir. Fakat zaman
kaybedemeyiz. Bir de yaşı genç olanlar var ki, onlar,
sevdiklerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlardır. Çünkü
her şeyleri maphustur!
Dışarda
faşizmin duvarlarına hücum eden Millet mütalaasını heyet-i
sefil'e sunmuş görünüyor. Bir mahkemeden söz edemiyoruz. Özel
yetkili soytarılar divanı kurulmuştur. Savunma da artık hucüm
marşı söylemektedir. Vural Ergül üstadımın 'mahkeme'de yüksek
sesle konuşması 'slogan'dır. O halde konuşmak, bağırmaktır ve
slogan atmak ise böylece 'küfür' niteliği taşımaktadır. Bütün
küfürlerimiz ak-faşizmedir.
...''o
sözler ki kalbimizin üstünde /dolu bir tabanca gibi / ölüp
ölesiye taşırız / o sözler ki bir kere çıkmıştır
ağzımızdan / uğrunda asılırız''... (**)
Mayıs
yürüyüşünü 22'sinde ''medya'nın gözleri'' başlıklı
yazımızda işlemiştik. Bir tarih yazımından söz ediyorduk.
Buraya bir virgül (,) koyuyoruz. Ekim seferberliğini ise daha
öncesinden görebiliyorduk. Ve 10 Ekim'de Attilâ
İlhan'ı da anarak ''yürüyün çocuklar siz onu göremezsiniz''
dedik. Bir tane de buraya (,) . Ve dahi Kasım'ın kasvetinden
sıyrılıp ''karanfil kokulu çocuklar''a selam durmuştuk. Bu
sonuncu (,). 'Virgül' olsa olsa bir ihtilalin aşamalarını
simgeler. Oysa 'nokta' başlı başına bir devrimdir. Bitişler yeni
başlangıçları getirmektedir. Yani;
...''dünle beraber gitti,
cancağızım, ne varsa düne ait / bugün yeni şeyler söylemek
lazım''... (***)
Bitirmekten kastımız yeni bir yol
açmanın zaruretini göstermektir. 22 Aralık satıha yayılan
mücadelenin süreceğini haber veriyor. Bu sefer kadınlar öncüdür.
Oğullarını emperyalizme kalkan yapmayacaklar. İkinci Hatay
isyanının kıvılcımını çakmak içindir. Not ediyorum. Ve
bitiriyorum.
*Tevfik Fikret, 'ferda'
**Attilâ
İlhan, 'o sözler ki'
***Mevlânâ
M.Recep Erçin
15.12.2012
Yürüyün çocuklar siz onu göremezsiniz; Attilâ İlhan
Yürüyün çocuklar siz onu
göremezsiniz; Attilâ İlhan
Aylardan Ekim, sicim gibi bir yağmur
çökmüş yıldırımlar şehrinin üzerine. Eski bir tanrının
heykeli daha devrilmiş ve panteona bir lahit daha eklenmiş
sessizce...
Kendini alafrangalıktan çekip
kurtardıktan sonra Türk aydınının düştüğü batı
taklitçiliğini her eyleminde eleştirmiş bir düşün adamı olan
Attilâ İlhan denince, şiir gelir kapımızı çalar bütün
debdebesiyle. Şiir de gelir, aşk da gelir gelmesine de, bir düşünün
bakalım her dizesinde bizi Anadolu'nun bozkırına atan o Kuva-yi
milliye ruhu gelmez mi?
''bana bir şimşek çak /
kalpakları tozlu paşaların çığlıklı gözlerinden''
Ya köhnemiş devleti, canla başla
kurtarmak derdinde ve boyunlarında yağlı urganlarıyla jön
Türkler gelmez mi?
''yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz / çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz''
O mahur beste de çalmaya dursun be
müjgan, yitip giden gençliklerine mi yanmalı yoksa onlardan sonra
düşen, şaşanlara mı?
Türkiye hep zorların ülkesi ola
gelmiştir. Toprağı kanla sulanmış diyarlarda ölülerin laneti
dolanırmış ya işte öyle. Bahtı kara maderini kurtardık
sanırken buluverdik tepemizde gene demir pençelerini emperyalizmin.
Osmanlı'nın son dönemlerini, Cumhuriyet'in ilk yıllarını ve
sonrasındaki hayli karışık süreci romanlarında işleyen Kaptan,
nedense bir yerde takılıp kalmıştı. Özellikle de ömrünün son
demlerinde sürekli dilinde bir ''eğitim, savunma ve ekonomi milli
olmalıdır, yoksa Sevr gelir'' sözleriyle...
Uyuyan bir milleti uyandırmanın
zorluğunu bildiğinden olacak, ilerleyen yaşına rağmen yazmaya,
konuşmaya ve sesinin yettiği kadar bağırmaya devam etti. Türk
aydınının içine düştüğü milli kimliğinden kopuk tavrı
gördükçe o bildiklerini daha bir altını çizerek tekrarladı.
Gerçi şimdilerde yetiştirdiği bazı 'edebiyatçıların' haçlı
irticanın matbuatında kalem oynattıklarını görseydi ne derdi
merak ediyorum. Lakin, o bahsi diğer...
Rozet Atatürkçülerine açtığı
savaştan tutun da batı yardakçılığı yapan ama bu ülkenin
ekmeğini yiyen her kesime karşı duruşu netti, bu büyük şairin.
Son on beş yıldır, iyiden iyiye ayak sesleri duyulmaya başlayan
'avrasyacılığın' en keskin savunucularındandı. Hiçbir zaman
AB'ye inanmadı. ABD'ye ram olmadı. Yani, Gazi Paşa'sının sözüyle
'ne batılılaştı ne de Amerikanlaştı yalnızca özleşti.' Sahi
ne diyordu:
...''Avrupa'yı Avrupa gibi
görmüyorum. Roma-Germen İmparatorluğu gibi görüyorum. Hala aynı
mantıkla hareket ediyorlar. O mantık hiç değişmedi. Dinini
değiştirecek, dilini değiştirecek, seni parçalayacak. Aynı şeyi
düşünüyor.''....
CHP'nin batı taklitçisi sosyal
demokrasi hamlelerini eleştiren Attilâ İlhan, bu hastalığın
tanzimattan ileri geldiğini üstüne basa basa söylüyordu.
İnönü'nün Atatürkçülüğünü eleştiriyordu(k) ama kaderin
cilvesi 'değirmen döndü dolandı yıllar oldu' İsmet Paşa'yı
savunmak bile biz sosyalistlere kaldı. Kaptan görse ne derdi
acaba?!
2007'den sonra gelişen süreçte ve
bir kaç yıl ötesinde ki, bu satırların yazarının 'eylül
tezlerini' kaleme almasından hemen sonradır, değişen bir Türkiye
panaroması çıkıyor karşımıza. Yeni konjonktürün getirdiği
öz değerlerini, kurumlarını, geleneğini yitirmiş ve üzerine
bolca 'demokrasi' sosu dökülmüş yeni bir 'cumhuriyet'!
Gençlikten her zaman umutlu olan
Attilâ İlhan, şimdilerde ortadan ikiye bölünmüş bu halkı
yekvücut kılmak için yegane çözümü elbet gene tarihin tozlu
sayfalarında arardı.
''unutma ki sevmek
yalnız kelam değil, gerçek manada bir faaliyettir
bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti''
yalnız kelam değil, gerçek manada bir faaliyettir
bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti''
O halde sorumluyuz seviyorsak bu
memleketi ki seviyordu Kaptan, ana gibi yar gibi;
''sen Türkiye'sin ekmeğim tuzum
Türkiye
Türkiye Türkiye ay'lı yıldız'lı Türkiye ''
Türkiye Türkiye ay'lı yıldız'lı Türkiye ''
Kemalizm mi dediniz? Sol Kemalistlerin,
çoktan sağ cenahca cebren ve hileyle oyun sahasından dışarı
atıldığı. 'Men dakka dukka' çok geçmez el bebek yetiştirdikleri
gericiliğin, emperyalizmle kol kola sağ cehanın tahtını
devirdiği bir süreci yaşadık. İşin sermaye boyutuna ise gene
Kaptan açıklık getiriyor. Bakın ne demiş;
''Osmanlı'daki burjuvazi komprador
burjuvazi, yani yabancıyla iş birliği hâlindeki gayrimüslimler
ve savaş sırasında onlar emperyalizmle iş birliği halindeler.
Böyle olunca, inkılâbın burjuvazisi yok.''
Ya sonrası milli burjuvazimiz oldu mu?
Olmadı diyerek geçiştiriyorum çünkü başka bir yazı konusudur.
Burjuvazimiz komprador olunca haliyle bu 'aydınlarımıza' da
sirayet ediyor. Ne de olsa kafa aynı tanzimatçı kafa!
...''ben kendi hesabına bunu çok
söyledim, yine de söylerim; burada, gençliğimde, çocukluğumda
edebiyat meraklısı bir kişi olarak okuduğum kitapların büyük
bir ekseriyetinin, Avrupa'ya gidip yabancı dil öğrendikten sonra
oradaki birtakım kitapların Türkiye versiyonları olduğunu fark
ettim. Yani orijinal de değiliz. "Şiirde büyük yenilik yaptı
falan kişi" diyoruz biz, gidip bakıyorsun, oradaki falan
adamın Türkiye versiyonu. Yani nasıl komprador bir tüccar varsa
oradaki şirketin Türkiye'deki mümessili, komprador edebiyatçı
var bizde, oradaki yazarın Türkiye mümessili gibi; onun
yaptıklarını Türkiye'de yapıyor. Peki, Türkiye'nin ihtiyacı
olan ne? Onu düşünüyoruz. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı bizi
hiç ilgilendirmiyor.''...
Nasıl? Aydının kompradoru da bir
başka oluyor haliyle. Gördük yetiştik hepsine. Ülkesine küfredip
silah tüccarlarının ödülünü alanlardan tutun da ''askeri
vesayet var naraları atıp'' sonra Fransız subayına göğsüne
nişan taktıranı.
''elsiz ayaksız bir yeşil
yılan
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im''
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im''
Büstü kırılıp elektrik
direklerinden sallandırılan Mustafa Kemal! Vatan toprağını
İngiliz postalına çiğnetmemiş Mustafa Kemal! Hangi Atatürk?
Şimdi okumanın tam sırası ve dahi 'bir milleti uyandırmak' için
giriştiği savaşımı. Sosyalizm ayak sesleri mi dediniz. Sırası
gelecek elbet. Önce Allah'ın süngüleri parıldamalı Akdeniz'e
uzanarak ve Gazi Paşa, şahin bakışlarıyla Haliç'e demirlemiş
düşman zırhlılarını nazarlamalı. Sarışın Kurt ise pusu
kurmuş Kocatepe'de zafer gününün şafağını bekliyor...
Yarım kalan ulusal devrimimizi
özümsemiş eksik yanlarını anlatmış ve en çok da savunmuştur,
Attilâ İlhan. Türkiye sosyalist hareketinin içinde bir sol
Kemalist olarak yer etmiştir; ''yıldız, hilal ve kalpak''
üçlemesiyle.
...''Attilâ'nın cenazesine
katılanları, bazı yazar arkadaşlarımı biraz korkmuş gördüm.
Bana biraz Stalin'in cenazesini hatırlattılar. Korkudan kurtuluşun
sevinci vardı sanki yüzlerinde; onlar Attilâ'yı o kadar
sevmezlerdi.'' diyor Yalçın Küçük Hocamız ki maphustur.
Bunu neden yazdım. İkinci cumhuriyetin ilan edilme safhasına eski
rejimin savunucuları tasfiye edilmeliydi. Attilâ İlhan onların
başında geliyordu. Silivri'ye gitmeye ömrü yetmedi. Ulusalcı
dalgayı aşmak niyetindeki güruhlar o günden bu yana epey yol kat
ettiler. Dip dalgası kıyılara ulaşamadı belki ama denizde epey
çalkantılar yarattı. Yükselen ulusalcılık o birilerinin size
anlattığının tersine bakın neydi:
...''Mustafa Kemal Müdafa-i Hukuk
hareketine girdiği zaman Ankara'da yanında kimler vardı? Onları
bir düşünün. Mustafa Kemal Paşa'nın bir tarafında Ziya Gökalp
vardı; Türkçü, bir tarafında Yusuf Akçura vardı; marksist ama
kafada Türkçü. Arkasında Mehmet Akif; müslüman ama Türkçü.
Peki kimi çağırmışlardı? Mustafa Suphi komünist ama Türkçü.
Şimdi aynı şey oluyor.''...
Yükselen ulusalcı dalga buydu? Bu
dalgayı kim aşmak isterdi. Dün Mustafa Kemal'e karşı kim
savaşmışsa onlar; emperyalizm ve yerli iş birlikçileri.
Ulusalcıların gayesi Atlantik'in bölge jandarmalığını yapmayan
bağımsız bir Türkiye'ydi:
...''avrasyada hala mazlumların
uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik cehennem gibi sıcak''...
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik cehennem gibi sıcak''...
Dünya'da gelişen sosyalist
hareketleri her zaman yakından izlemekteydi. Latin Amerika'daki
hareketlere kayıtsız kalmamış, yazılarında yeri geldikçe
değinmişti. Sosyalizm deyince unutmadan belirtelim; Sovyetler'de
yükselen ve hakimiyeti ele geçiren Stalin'e karşı Galiyev
çizgisini savunuyordu. 'Sultan Galiyef, Avrasya'da dolaşan hayalet'
Attilâ İlhan eksik yanı ise Türkiye Sosyalist Partisi sonrası
hiçbir siyasi partide örgütlü olmayışıydı. Nitekim, bu
sonraki aydın kuşağına da bir nebze sirayet etmiştir.
...''Ben ne sosyalist devrimin ne
Türkiye'deki Ulusal Kurtuluş Hareketi'nin sona erdiği gibi bir
mantıksızlığa girmem. Bunlar sona ermez. Çünkü dünyanın
dörtte üçü hala emperyalizmin kölesi halindedir. Sona
ermeyeceğinin en güzel işareti de ABD'nin arka bahçesinden
geliyor. Güney Amerika'da dördüncü sosyalist hükümet kuruldu.
Bizimkiler biraz daha korkacaklar. İşin aslı bu. Eskiden kabadayı
kabadayı ötüyorlardı. Birdenbire gördüler ki durum o değil.
İkincisi, Avrasya dediğimiz oyun değil. Başlangıçta Şanghay
Beşlisi küçük mahalli bir şeymiş gibi kuruldu. O da bizi
ilgilendiriyor. Şangay Beşlisi'nin içinde bizim Orta Asya Türk
Cumhuriyetleri vardı. Biz onları çoktan üvey evlat sayıyorduk.
Onlar girdiler, hemen Rusya ve Çin'le anlaştılar.''...
Çok da uzatmadan bitirirken; Mustafa
Kemal'in ülkeyi ve devrimleri emanet ettiği gençliği
bilinçlendirmek için çabalamış, sayısız konferanslar vermiş,
kitaplar, yazılar yayımlamış bu büyük düşün adamının
ebediyete göçüşünün 7. yılında anmak hepimizin görevidir. En
çok da bugün onu kendisine rehber edinen Türkiye Gençlik Birliği
üyelerinin. Ve bu vesileyle, 29 Ekim'de Ankara'da yapılacak
'Seferberlik Yürüşü'nü duyurmuş oluyorum;
'yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz'
Yazımın başlığını Attilâ
İlhan'ın 'ferda' şiirinde yer alan 'yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz' dizelerinden alıntı yaparak koydum. Şiirin devamı
mı? Meraklısı elbet arar bulur ben bir iki dizeyle noktalıyorum...
...''Mekteb-i harbiye derseniz ben
Mustafa Kemal, Selanik
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı içinizde gizli bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var sizin sesinizden
çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz''...
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı içinizde gizli bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var sizin sesinizden
çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz''...
M.Recep Erçin
10.10.2012
Kaydol:
Yorumlar (Atom)