İki tank yürütürsün…
‘‘Harekât planımızın temelinde, ihtilalin başarıya ulaşması için Ankara’nın tamamen elimize geçmesi yer alıyordu. Burada en önemli hedef Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ydü. Köşk, Ankara Garnizonunda en güçlü birlik olan Muhafız Alayı tarafından korunmaktaydı. Her ne kadar Alay Komutanı Kurmay Albay Osman Köksal bizimle birlikte ve örgüt üyesi olsa da, bize bildirdiğine göre emir subayı ve tank bölük komutanı dışında kimseye fikirlerini açmamıştı. Bu bakımdan, bir çatışmaya meydan vermeden cumhurbaşkanını Köşk’ten indirmeliydik. Bunun yolu da ihtilal karargahından Köşk’e, cumhurbaşkanının istifasını bildiresi için bir ültimatom verilmesi gerekiyordu.
…
Planlandığı gibi ültimatom verilmişti. Ama Cumhurbaşkanı Bayar, Osman Köksal’a ters ters bakıp yanından ayrılmaması talimatını vermişti. Dolayısıyla planın bu kısmı işlememişti. Bunun üzerine birlikler kendilerine verilen hedeflere yönelmişti.
…Köşk mukavemet edip ültimatomu reddedince, Köşk’e bir harekât zarureti doğdu. Ben de durumdan vazife çıkartıp Sıkıyönetim Komutanlığı’na çağırdığımız alayı emrime alarak Köşk’e hareket ettim.
…Köşk’ün giriş yoluna varmadan cipten indim. Yolun Köşk tarafındaki kısmında, namluları Ankara istikametine dönük, bir bölük kadar askerin mevzilenmiş olduğunu gördüm. Köşk’e doğru bakınca Köşk’e dönen yolun polis karakollarının bulunduğu yerde, yolun ortasında, dakikada 1700 adet 12.7 milimetre çapında mermi atan, dört namlulu ve namluları Ankara’ya dönük uçaksavar tareti ile Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’ın oturması için yaptırdığı köşkün hemen alt kısmında, namluları yine Ankara’ya dönük başka bir taret gördüm.
… En küçük bir hata ateşe sebep olabilir, bu takdirde de biz kesin olarak başarısızlığa uğrardık. Köşk’e girebilmek ve Celal Bayar’ı alabilmek için köşkün bu cephesindeki Muhafız Alayı birliklerini etkisiz hale getirmek gerekiyordu.
Bu cephede en büyük tehlike taretlerdi. Onları bizim tarafa geçirmek büyük kazanç olacak ve büyük tehlikelerden kurtulacaktık. O sırada yol ortasında mevzilenen taretin yanında bir üsteğmen gördüm ve zaman kaybetmeden ‘üsteğmen buraya gel’ emri verdim. Üsteğmen koşarak yanıma geldi ve ‘komutanım sizdenim’ dedi. Kendisine taretin derhal bulunduğum yere mevzi değiştirmesini söyledim. Yanımdan ayrıldı ve tarete doğru koşmaya başladı. Oraya varmasına fırsat vermeden tarete ‘Numara erleri, taret buraya mevzi değiştirecek marş marş’ komutu verdim ve erler, üsteğmen yanlarına varmadan mevzi değiştirmek için tareti bize doğru harekete geçirdiler ve taret yanıma gelince onlara namluları Köşk’e dönük olarak tareti mevzilendirmelerini emrettim. Sıra diğer tarete gelmişti. Ben emir vermeden yanıma gelen üsteğmen, ‘Numara erleri yokuş aşağı inerken tarete hâkim olamazlar ve taret ellerinden kurtularak duvara çarpar ve hasar görür’ deyince ona mevzi değiştirtmekten vazgeçtim. Tareti iş yapamaz hale getirmek için ‘Taret numara erleri karşımda toplan marş marş’ komutu verdim ve erler koşarak yanıma geldiler. Sıra, bize karşı mevzilenmiş bölüğe gelmişti. Yüzüm erlere dönük olarak yolun ortasına geçtim ve ‘Bölük karşımda yürüyüş kolunda toplan’ komutu verdim. Erler fişek gibi yerlerinden kalkarak yol üzerinde yürüyüş kolunda toplandı.
… Erlere tüfek astırtıp uygun adımla yürüyüşe geçirdim ve onları, Köşk’ün ana yola çıkan kapısının karşısındaki yoldan aşağıya, okul karşısına kadar yürütüp durdurarak tüfek çattırdım. Onları da tüfeklerden 100 metre kadar uzakta istirahat ettirdim. Tüfek çatlarına benim getirdiğim alaydan iki nöbetçi diktim…
Köşk’ sapan giriş kapısına uzanan yola varmadan Tank Binbaşı Muzaffer Karan’ın bir tankla oraya vardığını gördüm. Muzaffer Karan’a tankı köşkün giriş kapısı merdivenlerine kadar ilerletmesini, benim de arkadan geleceğimi söyledim. Tank hareket etti ve ben de yaya olarak Köşk’e doğru yürümeye başladım. Tankın paletleri merdivenlere, namlusunun ucu da Köşk’ün merdiven üstü kapısına kadar gelmişti.
…
Elimde Thompson makineli tabanca olduğu halde Köşk merdivenlerini tırmanarak tankın namlusu altından Köşk’e girdim. Kapıdan 15–20 metre uzakta, 8–10 süvari eri arasında gözlüksüz sivil birinin, Tuğgeneral Burhanettin Uluç ile tartıştığını gördüm. Yanlarına gelince bunun Celal Bayar olduğunu anladım ve derhal müdahale ederek ‘Burası tartışma yeri değil. Generalim siz sağına geçin’ dedim. Ben de solunda, Celal Bayar’ın kollarından tutarak merdivenlere doğru yürümeye başladık.
…
Köşk harekatı bu şekilde, hiç kimsenin burnu kanamadan ve beklenenden çok daha kısa bir zaman süresi içinde son buldu.’’(1)
Böyle anlatıyor Köşk Harekâtını Kurmay Albay Sami Küçük. Sahiden 27 Mayıs İhtilali’ni kaç subay yapmıştı. 102 mi dediniz, hayır sadece 37 düşük rütbeli subay.
Ya 12 Mart ve 12 Eylül’ü! Yüksek komuta kademesi, onlarında sayısı bir elin parmakları. Gerçi koca bir ordu emirlerindeydi ama emir yukarılardan gelince demiri üç beş generalin emri de kesiyor. Yani karar yeter sayısı olan 102’yi bulmağa gerek yok, sayın savcılar.
Soruyorum, BALYOZ ‘iddianamesini’ hazırlayan savcılara ve bu iddianameyi kabul eden mahkeme heyetine;
102 subay ki aralarında kuvvet komutanları, zamanın MGK üyeleri, ordu komutanları, askeri istihbarat subayları vd. olacak bunlar bir örgüt kurup hükümete darbe yapmağa kalkacak ve sonuç, darbe yapacakları hükümet hala iktidarda olacak. Öncelikle siz buna inanıyor musunuz?
Geçmiş darbeleri, ihtilalleri, muhtıraları ele alıp şöyle bir gözden geçirdiğimizde hiç de öyle 102 karar yeter sayısına gerek duyulmadığı en çok 37 düşük rütbeli subayın birkaç ay içinde örgütlenerek hükümeti ve komuta kademesini devirebileceği 27 Mayıs İhtilali’yle kanıtlanmışken sizler şimdi 102 subay (aralarında bir genelkurmay başkanı eksik) darbe yapacaklardı yapamadılar diyerek Türk Subaylarına beceriksiz mi demek istiyorsunuz? Bence ‘iddianamede’ sanık sıfatıyla adı geçen subayların hepsi savcı ve hakimlere hakaret davası açmalıdırlar.
‘İddianamenin’ bir numaralı şüphelisi Çetin Paşa ‘ben darbelere karşıyım ben devrimden yanayım Atatürk devriminden yanayım’ demişti ya Çetin Paşa suçunu daha o zaman itiraf etmiş oldu. Zaten Türkiye’de artık en büyük suç Atatürk Devrimcisi olmaktır, Altı Ok’tan biri olan Ulusalcılığı savunmaktır.(2) Mustafa Kemal’de İstanbul Hükümeti’ni devirmedi mi? İşte size ‘darbe’!
Yazımı Yalçın Küçük Hocamızın bir sözüyle bitiriyorum;
‘iki tank yürütürsün darbe olur’
Mustafa Recep Erçin
28.07.2010
1-sayfa 97,98,99,100,101 Rumeli’den 27 Mayıs’a E.Kurmay Albay Sami Küçük
2- http://www.odatv.com/n.php?n=emniyete-gore-ulusalcilik-terorizme-es-2804091200
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder