1 Aralık 2011 Perşembe

Kemalist Devrim – 1 Teorik Çerçeve (5. Basım) Doğu Perinçek, Kitaba İlişkin Aldığım Notlar:

Genel Eleştiri:

Doğu Bey bu kitabıyla bilimsel sosyalizm ışığında Kemalist devrimi incelemiş ve Kemalizm’e yönelik haksız ithamların ne derece temelsiz olduğunu genel bir çerçeve çizerek açıklamıştır. Bununla beraber kendisi de bir takım eleştiriler getirmektedir. Toprak reformu bunun temelini oluşturuyor. Ancak D.Perinçek’in Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu adlı eseri bu reformların neden yapılamadığını anlamak açısından okunmalıdır. Devrimin lideri Gazi Paşa birçok kereler bizzat girişimlerde bulunmasına rağmen meclis çatısı altındaki o taşlaşmaya başlayan yapıyı kıramamıştır.
Doğu Bey kitabın ilk bölümlerinde ve sonradan yer verdiği TİİKP savunmasında da devrimin lideri Mustafa Kemal’i tarih sahnesinde saygı ile anmakta ve onu şakşakçılıktan uzak samimi bir tarzda yüceltmektedir. Sadece bu açısıyla dahi Perinçeklere yönelik yapılan ‘şimdi Atatürkçü mü oldular’ eleştirilerinin haksızlığı kanıtlanmaktadır. 1970’lerde Kemalizm konusundaki fikirleri ne ise bugün de aynıdır. Bilimsel Sosyalizmi benimsemiş bir lider olarak bu çerçeveden Kemalizm’e bakmakta ve hakkını teslim etmektedir.
Benim fikirlerim elbette Doğu Bey ile belli ölçülerde paralellik göstermektedir. Benim için Gazi Paşa büyük kurtarıcıdır ve Attila İlhan’ın hep söylediği Gazi’nin Ulusal Solculuğu tanımı aklımdadır. Yalçın Küçük Hocamın deyişiyle ‘‘kemalizm’den geri düşemeyiz’’ Kemalizm günahıyla sevabıyla bizimdir ve direnç noktamızdır. (m.recep erçin 24.11.2011)

‘‘milli kurtuluş savaşımızın ve cumhuriyet devriminin önderi büyük devrimci mustafa kemal’in anısına’’

Dördüncü basıma önsöz:

…İnönü’nün ikinci dünya savaşı yıllarındaki iktidarı için kullanılan ‘milli şef faşist diktatörlüğü’ nitelemesini çıkardım. 1942’de hükümetin başına geçen Saraçoğlu’nun Nazi yanlısı tavrına rağmen İnönü’nün esas olarak faşist kampın dışındaki ‘demokratik’ cepheye daha eğilimli olmasını dikkate alarak bu kavramı açıklayıcı ve yerinde bulmadım(sayfa 13)

*kitap ilk olarak kasım 1977 yılında basılmış, dördüncü basım ise mart 1995 aradan geçen sürede Perinçek’in daha nesnel bir yönde fikriyatının geliştiğini açık olarak görebiliyoruz.(r.erçin notu)

Üçüncü basıma önsöz:

…gerçektende, burjuvazinin demokratik devrimci atılımı olarak Kemalizm, artık tarihte kalmıştır ve Türkiye’nin geleceği üzerinde rol oynama şansına sahip değildir.
…bu nedenle Kemalist rejim, aynı zamanda burjuvazi ve toprak sahiplerinin emekçiler üzerinde diktatörlüğü idi. Kemalizm, burjuva sınıfsal karakteri nedeniyle kürt halkına ulusal baskı uyguladı. Bu baskı, ayaklanan kürt kitlelerine karşı kırımlara kadar vardı. Emekçilere ve kürt ulusuna tavrı, kemalizmin tarihe ayak bağı olan yönünü oluşturdu.(sayfa 15-16)

*yukarıdaki görüşler anladığım kadarıyla Perinçek’in değil, Perinçek’in bu kitapta eleştirdiği ve iki gruba ayırdığı Kemalizm inkârcılarının birinci grubunda yer alanların genel görüşleridir. (r.erçin notu)

… ‘‘ikinci cumhuriyet’’ tezleri bu ortamda piyasaya sürüldü. Aslında bu projenin mimarı, Turgut Özal’dır. ‘ikinci cumhuriyet’ üç temel direk üzerine oturtuluyor. ‘hür teşebbüs’, ‘hür düşünce’ ve ‘yeni dünya düzeni’.(sayfa 20)

*burada ikinci cumhuriyetçilerin tezlerini yermeye haklı olarak devam ediyor ve dikkatimi çeken Yalçın Küçük’ü de bunlara dâhil ediyor (sayfa 16’da). Ama burada esas olan ‘yeni dünya düzeni’ ne dikkat çekmiş olmasıdır. Yıl 1992’dir ve bugün yeni dünya düzeni kurulmaktadır. Emperyalist bir projedir ve Perinçek o tarihte bunu görmektedir. Yalçın Küçük’ü ikinci cumhuriyetçilere dâhil etmesini o zamanki çekişmeye bağlıyorum çünkü bugün Küçük hocamız sol Kemalist bir tavırla cumhuriyeti savunduğu için bedel ödemektedir.(r.erçin notu)

Milli Burjuvazi Önderliğinde Anti-Emperyalist Devrim

…Mustafa Kemal Atatürk’e ‘büyük devrimci’ demek, kanımca fazla değil, fakat eksiktir. Atatürk, Türkiye halkının yetiştirdiği en büyük devrimcidir. Türkiye halkı be yüz yıldan beri, milli kurtuluş savaşı ve Kemalist reformlar kadar büyük bir değişikliği yaşamamıştır. Mustafa Kemal’in önderlik ettiği eylemler kadar geniş yığınları kapsayan ve etkileyen eylemleri, Türkiye tarihi bugüne kadar yazmış değildir.
Tarihsel materyalizm, tarihsel olayları ve kişileri maddi bir olgu olarak, nesnel değerlendirir. Marksistler, tarihsel kişileri ele alırken, onların toplum hayatında ne gibi değişikliklere önderlik ettiklerine bakarlar. Değerlendirmelerini böyle yaparlar. Bu nedenledir ki, Mustafa Kemal’in toplumumuzun tarihindeki yeri bambaşkadır, hiç kimseyle karşılaştırılamaz.(sayfa28)
… Mustafa Kemal’in önderlik ettiği eylemlerin bu yüzyıllık milli demokratik devrim mücadelesi içinde eşsiz bir yeri vardır. Bugünkü kuşaklar, Mustafa Kemal’i eleştirebiliyor ve Kurtuluş Savaşı sonrası gelişmelerden ders çıkarabiliyorlarsa, burada bile Kemalist devrim’in büyük payı vardır.
Öte yandan Mustafa Kemal’in 1960’tan sonra tartışılması ve eleştirilmesi toplumumuzun ilerlemesi ve insanlarımızın ufuklarının açılması bakımından çok yararlı olmuştur. Bulutların üzerinden yere indirilen Atatürk, büyüklüğünü gerçeklerden alan bir devrimci olarak, halkımızın yetiştirdiği en büyük devrimci olarak daha büyük bir saygıya layıktır ve gönüllere daha da yerleşecektir.
Dünya ve Türkiye büyük çalkantılarla ilerlemektedir. Fırtına yükseldikçe, Mustafa Kemal daha güçlü bir esin kaynağı olacaktır.(sayfa28,29)

…Kurtuluş Savaşı hakkında Marksistlerin değerlendirmelerini bulabileceğimiz başka kaynaklara da baktık. Bu araştırma sonucunda, Milli Kurtuluş Savaşı’mızın anti-emperyalist niteliğini inkâr eden tezleri haklı çıkaracak tek bir satır dahi bulamadık. Bu nedenle TİKKO’cular, ileri sürdükleri tezlerin dayanağını büyük Marksist önderlerde değil, başka yerlerde aramalılar.(sayfa 34)

*bu bölümde ulusal kurtuluş savaşımızın ve sonrasındaki köklü reformların anti-emperyalist ve millici yönüne çokça vurgu yapılmaktadır. En önemlisi de bugün bazı asalakların iddia ettiği gibi Perinçek’in eskiden Atatürk’ü ağzına almadığı şimdi ise bundan nemalanmak istediği fikriyatı ne derece aşağılıkça bir söylemdir görülmektedir. Yükselen Atatürkçü akım hiç şüphe yok ki aydınlıkçı geleneğin yıllar öncesinden temellerini attığı bir oluşumdur. Bu nedenle içerdeki gericilerin ve dışarıdaki emperyalistlerin gözdesi akp diktatoryasının ilk hedeflerinden biri olan Perinçekler zindanlarda tutulmaktadır.(r.erçin notu)

Ekim Devriminin Bağımsızlık Çağrısı ve Ezilen Dünyadaki İlk Savaş Kıvılcımı

*bu bölüme dair not almamışım. (r.erçin)

Milli Devrim Niçin Cılız Kaldı

Kurtuluş Savaşı’mızın milli burjuva önderliği, emekçi halkın sırtına basarak iktidara geldi. Kemalist burjuvazi, ‘milli kapitalizm yolunu’ tuttu; büyümek, zenginleşmek ve sermaye yığmak için işçi ve köylüleri sömürdü. Yeni Türk burjuvazisi, işçi ve köylüler üzerinde diktatörlük kurdu.(sayfa 55)

*bende benzer eleştirileri; ‘eylül tezleri’ adlı yazımda yapmıştım.

…Kemalist Burjuvazi, emekçi köylü yığınlarına karşı toprak ağalarıyla da birleşti, toprak devrimi olanağına karşı durdu ve feodalizmin kökünden tasfiyesini önledi.(sayfa 56)

*bu konuda sonraki sayfalarda Doğu Perinçek’in hakkını teslim edeceği üzere ne emekçi yığınlarda ne de topraksız köylülerde hak aramaya yönelik bir girişim yoktu. Buna rağmen devrimin öncüsü Gazi Paşa defalarca toprak devrimi yapılması konusunda girişimlerde bulunmuştur. Ayrıca İzmir İktisat Kongrelerinde ‘say misakı millisi’ ilan edilmiştir. Emekçi sınıfların haklarını korumada evet yeterli önlem alınamamıştır ama sanayisi olmayan bir devletin örgütlenmiş işçi sınıfı da olması haliyle mümkün değildir. Bunun aksini iddia edenler olmuştur ancak öne sürdükleri delillerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Yine de emekçi sınıflar doğası gereği evet ezilmişlerdir. Toprak reformu konusunda ise Doğu Perinçek’in Toprak Ağalığı ve Kürt Sorunu adlı kitabı gayet açıklayıcıdır.(recep erçin notu)

…Türkiye komünistleri Kemalist Devrim’i eleştirdikten sonra şu sonuca varıyorlardı;

‘Türkiye bir burjuva devriminden geçmiştir. Ne var ki, bu devrim burjuva demokratik devrimin bütün görevlerini yerine getiremedi. Toprak devrimini, milliyetler meselesini vb. henüz çözemedi.’

…Türkiye’nin emperyalizme karşı kendini koruyabileceği bağımsız bir gelişme yoluna girmesi, ancak toprak devrimiyle gerçekleşebilirdi. Bunu Kemalist burjuvazinin yapmasına imkân yoktu. Köylülerin güçlü bir toprak devrimi mücadelesi olmadığı için, burjuvazi içinden demokratik devrimi kararlı olarak devam ettirmekten yana bir kanat çıkmadı.(sayfa 59)

…Emperyalizmin istilasına son verilmesi en çok işçi ve köylülerin çıkarınaydı. Savaştığı sürece Ankara Hükümetini desteklemek, onunla ittifak etmek devrim yolunda ilerlemenin de şartıydı. Çünkü bu savaş, devrimin en büyük düşmanı olan emperyalistlere karşıydı; devrimi boğacak olan en büyük kuvveti yurttan sürmekteydi. Ezilen ülke proletaryasının emperyalist işgal ve saldırı karşısındaki tutumu her zaman aynıdır: Emperyalizme karşı kim savaşırsa onunla ittifak etmek, tüfeği ona değil, yabancı saldırgana çevirmek, proletaryanın bağımsızlığını korumak ve bağımsız silahlı gücünü adım adım inşa etmek.(sayfa 62)

Türkiye’nin Adım Adım Yeniden Yarı Sömürge Oluşu

…Türkiye, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra tekrar yarı sömürge haline belli bir süreç içinde gelmiştir. Ve bu süreç dümdüz gelişmemiş, zıt eğilimlerin mücadele ettiği inişli-çıkışlı bir yol izlemiştir. Marksistler meseleyi böyle görmüş ve böyle açıklamışlardır.
…‘Türkiye, sömürgelere ve dış pazarlara sahip olmadığı için, milli burjuvazi sermayesini ancak emekçi kitleleri ve yerli pazarı sonuna kadar sömürerek çoğaltabilirdi.’ /şefik hüsnü-Komintern organlarındaki yazı ve konuşmalar, sayfa 132/ (sayfa 66)

…Dimitrov, 1925 yılında yazdığı bir yazıda bu sorunun cevabını veriyor;
‘‘Yeniden milli doğuş ‘Türkiyesi, bugün Fransa’nın ve İngiltere’nin Küçük Asya’daki sömürgeci işgali için bir tehdit oluşturuyor(…) Bu yüzden muhafazakârların hükümet ettiği İngiltere’nin önderliği altında kapitalist Avrupa, Türkiye’yi ne olursa olsun zayıflatmaya ve ağır emperyalist pençesi altına almaya çalışıyor.’’ (sayfa 69)

…Türkiye komünistleri, Kemalistlerin Kurtuluş Savaşı’ndan sonra devrimci mevzileri adım adım terk ettiklerini ve en sonunda emperyalizm önünde de çöktüğünü gördüler ve düzgün bir şekilde Kemalistleri Türkiye hâkim sınıflarının en gerici unsurlarından ayırdılar ve esas darbeyi daima emperyalizm ile en sadık uşaklarına yöneltirler.

‘Fahri’ yoldaş, 1933 yılında şöyle yazıyordu:
‘Türkiye’de dünya emperyalizminin doğrudan doğruya ajanlığını yapanlar, feodal ağalar ve katıksız burjuva kompradorlarıdır. Ayrıca, Kemalist parti saflarından da böyle unsurlar belli ölçülerde çıkmaktadır. Ancak Kemalistleri bu gibi unsurlarla aynı sepete atmak yanlış olur.’(sayfa 69)

Troçkizmin Vardığı Yer Ezen Ezilen Ayrımının Reddi

… dünya devrimleri Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren şu uyarıyı da yapmışlardır: Eğer Türkiye kapitalizm yolunu tutarsa siyasal bağımsızlığa rağmen, emperyalizmin ekonomik sömürüsü altına girmekten kurtulamayacaktır.
Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nda oybirliği ile kabul edilen ‘‘Türkiye’deki Mustafa Kemal yönetimi veya İran’daki ya da Hindistan’daki ulusal kurtuluşçu yönetimler, kapitalist toplumu benliklerinde olduğu gibi yaşatarak İngilizleri kovar ve İngiltere’ye ulusal bağımsızlıklarını kabul ettirmeyi başarırlarsa, ekonomik açıdan İngiltere’ye bağımlı olamaya devam edeceklerdir. Siyasal bağımsızlık, uluslararası sanayi sermayesinin sızmasından onları koruyamayacaktır.’’
Şefik Hüsnü’de Lozan Konferansı sırasında şöyle diyordu:

‘‘ Avrupa kapitalistleri bizi bağımsız bir hükümet tanımakla, gelir kaynaklarımızı ve iş gücümüzü doymaz bir iştihayla sömürmek ve dolayısıyla ekonomik bağımlılıkları altına almak niyetinden vazgeçmiş olmuyorlar.’’ (sayfa 75)

*gerçektende böyle olmamış mıdır? Attila İlhan Lozan’da İsmet Paşa’nın sonradan İngiltere’den yana çıkmasını hep eleştirir. Gazi’nin fikriyatının çok başka olduğunu dile getirir.(recep erçin notu)

…TİKKO teorisyenlerinin kavrayamadığı nokta şudur: Milli Kurtuluş savaşlarında proletarya önderliğinin ‘biricik doğru yöntem’ olması, burjuva önderliğindeki anti-emperyalist savaşların reddedilmesi ve emperyalizmin safında gösterilmesi anlamına gelmez. (sayfa79)

…Ezilen ülkelerin burjuvazisinin bir kesimi emperyalizmin işbirlikçisidir, fakat bu ülkelerde siyasal bağımsızlıktan yana bir milli burjuvazide vardır. Evet, burjuvazi bütünüyle sosyal devrimden korkuyor. Fakat milli olan kesim, milli devrimden korkmuyor, hatta bazı ülkelerde milli devrimin başına dahi geçebiliyor.
…Lenin ve Stalin ise, emperyalizme darbe indiren her hareketin, isterse başında ezilen milletlerin hâkim sınıfları olsun, dünya devriminin bir parçası olduğunu belirtmişlerdi.(sayfa 80)

*proleter devrim için şartlar vardı da biz mi yapmadık? Eğer şartlar olsaydı Gazi bir Dakka bile tereddüt etmezdi. Birde Rusya cephesinden bakalım orada proleter devrim oldu da emperyalizmin kıskacından kaçabildiler mi? Devrimin öncülerinin ebediyete göçmesiyle birlikte Sovyetlerde çöküşe geçmiştir. Bu nedenle Kemalizmi başarısız sayanlar arkalarını dayadıkları yerlere de bir baksınlar. Perinçek’in dediği gibi ‘Kemalist devrim yarım kalmıştır’ evet ama tamamlanacaktır. Şu haliyle başarısız sayamayız. (recep erçin notu)

Kemalist İktidar Faşist Diktatörlük Müydü?

…Kemalist iktidarın demokratik bir nitelik taşımadığı bilinen bir gerçek. Ama şu nokta da bilinir ki, demokratik olmayan her iktidar faşist değildir. Feodalizmi kökünden tasfiye edemeyen bütün ülkelerdeki iktidarlar, demokratik değildir. …Ezen sınıfların faşist diktatörlüğü ile faşist olmayan diktatörlükler arasındaki fark, bir zorbalık derecesi farkı değil, doğrudan doğruya nitelik farkıdır.
… Faşizm, emperyalizmin çöküş çağında ortaya çıkan bir devlet biçimidir. Faşizm, Dimitrov’un belirttiği gibi, ‘emperyalizmin en saldırgan ve en ateşli savaş taraftarı güçlerinin zırhlı yumruğudur.’ Bu nedenle faşizmin merkezi, daima en saldırgan, en gerici emperyalist devletlerdir.
…İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler’in çizmesini ABD emperyalistleri giydi…(sayfa 85)
…Kemalistler, feodal sultanlığı yıkmakla ve gericiliğe bazı darbeler indirmekle, Türkiye tarihini demokrasi yönünde ilerleten önemli bir rol oynamışlardır. Bununla birlikte Kemalist iktidar, feodal-komprador-sultanlığın toplumsal temeli olan toprak ağalığının ve emperyalist sömürünün kökünü kazmadı.
…üst yapıdaki bazı reformlar, feodalizme sınırlı darbeler indirmekle birlikte, yarı feodal yapı varlığını sürdürdü. …Kemalistler, esas olarak yeni Türk burjuvazisinin temsilcileri olmakla birlikte, toprak ağalarıyla uzlaşarak hükümet ettiler. (sayfa 86)
Nitekim zamanın Marksist-Leninistleri, Kemalist iktidarı hiçbir zaman ‘faşist diktatörlük’ olarak görmemiş ve Kemalist hükümetlerin faşist kampa kayması için mücadele etmişlerdir. (sayfa 87)

…1925 yılı, Kemalist iktidarın halk yığınları üzerindeki baskının yoğunlaştığı bir yıl oldu Kürt halk kitlelerine uygulanan katliam biliniyor.

*burada bahsedilen baskılar nelerdir? İlerleyen satırlarda ‘takriri sükun kanunu’ örnek verilmiş fakat içerikle ilgili açıklama yapılmamıştır. Dönemi koşulları hesaba katıldığında alınan önlemler hiç de aşırı değildir. Kürt isyanları hiç şüphe yok ki emperyalistlerin kışkırtmasıyla çıkmıştır dolayısıyla rejim kendini gayet doğal olarak savunmuştur. Zaten Perinçek de şimdilerde bu fikirdedir. (r.erçin notu)

…1935 yılında CHP ve devlet örgütü birleştirilmiş, 1936’da İtalyan ceza kanunundan alınan faşist 141–142. maddeler kanunlaştırılmıştır. (sayfa 88)

* Attila İlhan Gazi’nin bu tür girişimlere karşı olduğunu ve aynı yıllarda hazırlanan CHP programının İtalya ve Almanya’daki faşist partilerin programlarına benzemesi üzerine Mustafa Kemal’in ‘kim bu zorbalar’ diyerek, önce Recep Peker’i bilahare İnönü’yü saf dışı ettiğini zamanın tanıklarının hatıralarına dayanarak ve şüphe bırakmayacak şekilde yazmıştır. (r.erçin notu)

… Yine de Türkiye, 1930–34 yılları arasında Sovyetler Birliği ve Ekim Devrimi’ne karşı hala dikkatli bir politika izlemekte, düşmanlık gütmemektedir. (sayfa 88)

*kitabı okurken bu yorumun yanına ‘Sovyetler tanrı mıdır?’ şeklinde not düşmüşüm.(r. erçin notu)

…1930’larda özellikle İngiliz emperyalistleriyle işbirliğini adım adım yoğunlaştıran Kemalist burjuvazi, giderek Sovyet dostluğuna sırt çevirir.(sayfa 88)

…Stalin, Çan Kayşek’i Mustafa Kemal’e benzetenlere cevap verirken Mustafa Kemal’in faşist olmadığını dolaylı olarak belirtiyordu. Stalin, Çan Kayşek’in ‘‘Çin’in Kemal’i olamayacağını’’ özetle şöyle açıklıyordu: Çin’de toprak devriminin ilerlemesi ile faşist kamp arasında bir orta yol yoktur. Bu sebeple Çan Kayşek Mustafa Kemal olamayacak ve Çin’in Mussolinileri ile aynı kaderi paylaşacaktır. Aynı gerçeği Mao Zedung şu soruyu sorarak belirtmişti: ‘‘Çin’in Kemal’i nerede?’’
Kemalistler, işçi ve köylülere karşı, toprak devrimi olanağına karşı bir diktatörlüğü, Çin Mussolinilerinden farklı bir nitelikteydi ve faşist değildi. (sayfa 89–90)

*bu başlıkta saftirik solcuların Kemalistleri faşistlikle suçlamalarına çok sağlam yanıtlar verilmiştir. Kemalist diktatorya tanımına katılmakla birlikte şu şerhi de düşüyorum; proletarya diktatörlüğünü meşru görenler Kemalist diktatoryayı hakir göremezler, her yeni rejim kurulurken kendini korumak ve düşmanlarını saf dışı etmek zorundadır. (r.erçin notu)

Devrimci Tarihin Mirasçısı Proletaryadır.

Büyük burjuva devrimcilerine derin bir saygı göstermeyen bir insan Marksist olamaz. (Lenin)

TİİKP’nin savunduğu miras, Kemalizm değil, Milli Kurtuluş Savaşı ve ‘tam bağımsızlık’ ilkesidir.(sayfa 93)

Kemalizm, burjuvazinin ideolojisidir. Biz ise Marksistiz. Biz, bir ideoloji olarak Kemalizmi savunmuyoruz, işçi sınıfının devrimci ideolojisini savunuyoruz. Ama biz, Kemalistlerin önderlik ettiği Milli Kurtuluş Savaşı’mızı halkımızın devrimci tarihinin bir parçası olarak görüyor ve bu devrimci mirası savunuyoruz. (sayfa 94)

…çağımızın devrimci ideolojisi, artık burjuva devrimciliği değil proletaryanın ideolojisi olan Bilimsel Sosyalizm’dir.
Kemalizm, bazılarının iddia ettiği gibi, yeni ve eşi görülmeyen bir ideoloji değildir. Kemalizm, Batı ülkeleri burjuvasinin önderliğinde sistemleşen burjuva ideolojisini Türkiye’de savundu ve uyguladı. Kemalistler, Batı burjuvazisinin ideolojisini, elbette zamanın Türkiye şartları içinde biçimlendirdiler. (sayfa 95)

Bilimsel Sosyalistler, proletaryanın devrimcileridir. Bu nedenle burjuva ideolojisini savunmazlar. Öte yandan Bilimsel Sosyalistler, insanlık tarihinin devrimci eylem ve fikir mirasının bugünkü sahipleridir.(sayfa 96)

…Milli Kurtuluş Savaşı’nın devrimci ruhunu canlandırmak için mücadele edenler, proleter devrimcilerdir. (sayfa 97)

‘‘İddianame, TİİKP’nin İstiklal Harbi’ni ‘tahrif’ ettiğini ileri sürüyor. Biz, İstiklal Savaşı’nda kanını ve canını veren Türkiye’nin yiğit işçi ve köylülerinin davasını savunuyoruz. Biz, bağımsızlığa ve hürriyetine tutkun bir halkın evlatlarıyız. TİİKP, Milli Kurtuluş Savaşı’mızı verenlerin, tarihimizdeki bütün ilerici ve devrimci hareketlerin mirasçısıdır. Ama biz bu mirası, yani halkımızın devrimci tarihini eleştirici bir gözle ele alırız. Tarihten dersler çıkarırız. Milli Kurtuluş Savaşı’mızdan çıkardığımız çok değerli dersler de vardır.
‘Milli Mücadele, milli burjuvazi önderliğinde yapıldığı içindir ki, savaşın kazançları muhafaza edilemedi. Zaferden sonraki gelişme içinde, her şey İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon’un Lozan’da söylediği gibi oldu. Emperyalizm, belli bir gelişme içinde yeni-sömürgecilik siyaseti ile Türkiye ekonomisine hâkim olabilmiştir. Savaşı yöneten genç Türk burjuvazisi, ‘işçi ve köylülerin omuzları üzerine kurduğu zafer taklarını geçerek, tahtına sağlamca yerleşti’ , büyüdü, zenginleşti ve emperyalizmle de uzlaştı. (sayfa 98)
‘‘Savcıların ‘‘Atatürk’e dil uzattığımız’’ iddiası üzerinde durmalıyız. Biz Mustafa Kemal’in önderlik ettiği Kurtuluş Savaşı’nın ve emekçilerin menfaatine olan bütün Kemalist reformların ve ileri hareketlerin mirasçısıyız.’’

… ‘‘ Biz, Mustafa Kemal’i halkımızın anti-emperyalist mücadele ki değerli hizmetleri dolayısıyla saygıyla anarız. Fakat biz aynı zamanda, Kemalist rejimin işçi ve köylüleri ezen burjuva karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Çünkü bizler işçi sınıfı ihtilalcileriyiz. Tarihin en ilerici sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfının temsilcileriyiz.’’(sayfa 99)

…Fırat ve Dicle Irmakları üzerinde Mezopotamya uygarlığını yaratan Sümerler veya Babilleri niçin elektrikle çalışan su tribünü keşfetmediler diye karalarız.(sayfa 102)

*Doğu Bey burada olayları tarihsel şartlara göre değerlendirmediğimizde böyle bir sonuca dahi varılabileceğini ortaya koyması bakımından son derece güzel bir örnek vermiştir.(r.erçin notu)

…Türkiye’de o tarihsel şartlarda milli devrimi toprak devrimi yönünde ilerletecek böyle bir köylü hareketi yoktu. Mustafa Kemal’i milli bir kahraman yapan, Milli Kurtuluş Savaşı’na önderlik etmesidir.(sayfa 103)

Kemalist Devrim’e Rağmen Hala Milli Demokratik Devrim Aşamasındayız.

Marksizmin büyük ustalarının belirttiği gibi, demokratik devrimin özü toprak devrimidir, köylünün toprağa ve hürriyete kavuşmasıdır. Demokrasi, her türlü feodal ve yarı feodal bağımlılık ve kalıntının devrimle tasfiye edilmesi demektir. Demokratik hürriyetler ve kurumlar, ancak bu temel üzerine var olabilir ve yaşayabilir. (sayfa 105)
…Toprak ağalarının, cumhuriyet iktidarları içindeki güçleri, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne eksilmemiş, artmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki anti-feodal reform ve önlemler toprak ağalığını tasfiye etmedi. CHP, DP, AP ve 12 Mart iktidarları, bütün cumhuriyet tarihi boyunca, köylük alanlarda toprak ağalarına ve tefecilere dayanmıştır. Bugünde durum farklı değildir. Büyün burjuvazi, toprak ağaları ve tefecilerle ittifak etmeksizin geniş köylü yığınlarını hâkimiyeti altında tutamaz.(sayfa 111)

*bugünkü mecliste dahi doğu illerindeki büyük toprak ağalarının, tarikat liderlerinin, batıdaki sermaye sınıfı temsilcilerinin kontenjanları hep vardır. (r.erçin notu)

…Büyük Ekim Devrimi’nden sonra açılan çağda, proletaryanın önderlik etmediği milli kurtuluş hareketleri, kalıcı zaferler kazanamaz; halkı emperyalizmin ve toprak ağalığının sömürü ve baskısından kesin olarak kurtaramaz; milliyetler üzerindeki baskıları kaldıramaz. (sayfa 112)

*burada ‘milliyetler üzerindeki baskılar’ ifadesine anlam verememekteyim. Kürtler üzerindeki baskılarsa bunlar artık geride kalmıştır. Elbette hem doğuda hem batıda alt yapısal bir takım devrimler yarım kalmıştır ancak Gazi Paşa’nın ulusal birlik yaratmadaki çabaları asla küçümsenmemelidir. (r.erçin notu)


BİTTİ….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder