Balon Patlar Mı?
Wall Street Journal gazetesi, Türkiye’deki yükselen enflasyonun “cari açık başağrısı” nı kötüleştirdiği görüşünü dile getirirken, “Türkiye’nin merkez bankacıları, bu sabah Nurofen’e başvurdukları için affedilmeli. Başağrısı yaratan son kokteyl nedir dersiniz? Balon gibi şişen cari açıkla karışık hızlı enflasyon” esprisine yer verdi. (Yeniçağ Gazetesi, 07.12.2011)
‘Sürdürülebilirlik’ başlıklı makalemizde cari açığın başa bela olmaya devam edeceğini yazmıştık. Nitekim WSJ’da alaylı bir ifadeyle buna değinmiş ve şişen balon diye tabir etmiş. Cari açığın çözümü için ‘ihracatı güçlendirmek ve finansman açığı daraltmak için zayıflamış veya rekabetçi bir lirayı hedefleyen Ankara’nın hızla yükselen fiyatları indirmek için daha sıkı bir para politikası’ uygulaması gerektiğini vurgulamış. Buradan ben ‘ihracatı’ çekip çıkaracağım ve bir takım değerlendirmelerde bulunacağım. Ama önce felaket tellallığına devam ederek Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Vedat Akgiray’ın Türk şirketlerinin borçluluk oranlarıyla ilgili ‘aşırı borçlu’ değerlendirmesinde bulunduğunu da aktaralım.(07.12.2011 tarihli gazeteler)
Türk şirketlerinin borçluluk oranları yabacı paralar cinsinden olduğu için haliyle Türk Lirasının aşırı değer kaybetmesi bu şirketleri zor durumda bırakabilir.
Ak Parti Giresun Milletvekili Nurettin Canikli AB’ne yönelik bir takım eleştiriler getirdikten sonra konuyu gümrük birliği anlaşmasına getiriyor ve gümrük birliği sayesinde firmalarımızın uluslar arası rekabet gücünün arttığını fakat gelinen noktada üçüncü ülkelere yaptığımız ihracat açısından bakıldığında bizim için sorunlar yarattığını söylemiş. (02.12.2011 tarihli haberlere bakılabilir)
Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler sıralamasına bakıldığında ilk onda AB ülkelerinin payı oldukça yüksek. 2010 yılı verilerine bakıldığında yeni pazarlara yönelik ihracatımızın katlandığı görülse de AB ülkelerine yaptığımız ihracatın payı da artmıştır. 30.11.2011 tarihli aylık TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) verilerine bakıldığında ilk on sırada İngiltere’yi saymasak dahi altı AB ülkesinin yer aldığı görülmektedir. Canikli’nin değerlendirmesi elbette doğrudur. Ancak AB krize girdi diye dış ticaretimizde özellikle de ihracatımızda büyük payı olan bu pazara sırtımızı dönemeyiz. Ancak AB’deki belirsizlik ortamı bizi yeni pazarlara açılmaya itmektedir. Canikli’nin tespiti baz alındığında gümrük birliği buna engel oluşturmaktadır ve yeniden bir takım düzenlemelerin yapılmasına gerek vardır. AB’de süren belirsizlik ortamı 2012’de ihracatımızı olumsuz yönde etkileyebilir bu ise döviz girişinin azalması anlamına geliyor.
Hocaların hocası Korkut Boratav’ın ‘ikinci lale devrinin son demleri’ adlı makalesinde yer alan değerlendirmelere baktığımızda uluslar arası sermaye hareketlerinin bizi olumsuz etkileyeceğini görüyoruz. İşin vahim tarafı Korkut Boratav makalesini “işimiz Allah’a kalmıştır” şeklinde bitiriyor. (söz konusu makale için sol.org internet sitesine bakılabilir)
IMF’nin 2012 Türkiye ekonomisine dair yaptığı değerlendirmeler ise Korkut Boratav’ı doğrular nitelikte. IMF İcra Direktörleri Kurulu ‘2012 yılı büyüme oranının zayıf sermaye girişleri nedeniyle yüzde ikilere düşeceğini, dış finansmandaki azalmayla birlikte ithalatın baskılanacağını ve cari işlemler açığının –bana göre pek de az olmayan- GSMH’nın yüzde sekizine inebileceğini’ açıklamış.
TÜİK’in bugün açıkladığı verilere göre sanayi üretim endeksimiz son iki aydır artış eğiliminde.( http://www.tuik.gov.tr bakılabilir.) Ekim ve kasım ayı ihracat oranlarına baktığımızda ise artışın sürdüğünü görmekteyiz. İthalat oranları da hız kesmeden artamaya devam ediyor. IMF’nin ithalat baskılanır değerlendirmesini, sanayi üretimimizin ithalata dayalı olduğu gerçeğini ve dolayısıyla ihracatımızın büyük oranda ithalata endeksli olduğunu, gene şirketlerimizin özellikle aşırı borçluluklarının döviz üzerinden olduğunu, ihracatımızın büyük oranda AB ülkelerine olduğunu ve AB’deki kaosun çözülmesine yönelik hala somut adımlar atılmadığını üst üste koyup toplarsak 2012 yılı açısından önümüze pek de iç açıcı bir tablo çıkmıyor.
WSJ’nın ‘balon gibi şişen’ dediği cari açığımızın havası biraz kaçacağı için patlama riski şimdilik yok gibi ancak küresel kriz ortamının uzun yıllar süreceği hesaplandığında Türkiye ekonomisinin kırılgan yapısı ise hala devam ediyor. Beklenenden daha olumsuz sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz. Türkiye ekonomisini yönetenler akıllı adımlar atmak zorundalar. Halkımız üzerindeki ağır vergi yükünü arttırarak daha bu aksaklıkları nereye kadar soğurabileceklerdir ya da ihracat yapan firmaların rekabet gücünü korumaları uğruna emekçi sınıfların ezilmesine daha ne kadar sessiz kalacaklar. Kapitalizmin merkezlerindeki ayaklanmaların böyle giderse Türkiye’ye de sıçrayacağı hesaba katılmalıdır. Makro ekonomik veriler şimdilik iyi gözükse de hane halkları düzeyine inip bakıldığında yoksullaşan bir Türkiye ayan beyan ortadadır. TÜSİAD Başkanı Türkiye’nin bir sanayi politikasına ihtiyacı olduğunu buyurmuşlar. (A.A. 08.12.2011) Sadece o kadar mı?
M.Recep Erçin
08.12.2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder