Bunları yüce divan korkusu sarmış
AKP artık yolun sonuna geldiğini anlamış olacak kendini kurtarmak için her yola başvuruyor. En son marifeti işte günlerdir tartışılan ‘anayasa deşikliği paketi’. Bu anayasa taslağının akıbeti ne olur bilemem ancak paketi incelediğimde gördüm ki AKP’lileri yüce divan korkusu sarmış. İşte ayrıntılar:
*MADDE 22- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 18- Bu Kanunun 6 ncı maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte olan davalarda da uygulanır.
Kanunun 6. maddesine bir bakalım ne diyor;
MADDE 6- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69 uncu maddesinin üçüncü, dördüncü, yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde degistirilmis, altıncı fıkrasının sonuna “Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez.” cümlesi eklenmiş, dokuzuncu fıkrasındaki “beş yıl” ibaresi “üç yıl” seklinde degistirilmis, dokuzuncu fıkrasındaki “temelli” sözcükleri, onuncu fıkrasındaki “temelli olarak” ibaresi ile besinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
…
Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her bir siyasî partinin beşer üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanının başkanlığında oluşturulacak Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava, Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. Komisyonun bu kararı, yargı denetimi dışındadır. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamaz. Siyasî parti gruplarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde izin konusunda görümse yapılamaz ve karar alınamaz.”
Yani diyor ki ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmeme sebebiyet verecek olan vekillerimin sözlerinden ötürü sorumlu tutulmayayım’ ve ‘mademki Yargıtay Başsavcısı bizden değil ve yakın zamanda da olmayacak o zaman Yargıtay başsavcısı öyle doğrudan anayasa mahkemesine dava açamasın önce ben bunu mecliste bir müzakere edeyim yani hakkımda kapatılma davası açılıp açılmayacağına ben karar vereyim’.
Birde değişikliklerin görülmekte olan davalarda da uygulanması buyuruluyor hani ne olur ne olmaz, AKP taslağı yasalaştırmadan hakkında inceleme yapan Yargıtay Başsavcısı aniden dava filan açarsa diye.
Asıl bomba şimdi patlıyor;
MADDE 6- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69 uncu maddesinin… dokuzuncu fıkrasındaki “temelli” sözcükleri, onuncu fıkrasındaki “temelli olarak” ibaresi ile beşinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
Bomba patlıyor dedik ya şu malum beşinci ve sekizinci fıkralara bir göz atalım;
Önce beş:
‘Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.’
Şimdi de 68. maddenin dördüncü fıkrası neymiş birde ona bakalım;
‘Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.’
Vay anasına! Demokratik anayasa taslağından Kemal Okuyan’ın deyişiyle hakikaten FAŞİZM çıktı.
Sonra sekiz diyeceğim ama beşkardeşi yiyince haliyle sekiz görmeye zaten başlıyorsunuz.
‘Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.’
Kim demiş öyle bir kurarız ki.
Geçici 15. maddeyi kaldırdık ama üzülmeyin geçici madde severler biz yenilerini ekledik.
Sıradaki:
GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dâhilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir.
Şimdi efendim bu özenle hazırlanmış geçirici maddenin havada kalmaması için HSYK’nın yapısını değiştiren diğer geçirilmiş maddelere bakabilirsiniz. Buradan ne anlam çıkar diye soranlarınız olabilir ‘Adalet Bakanı’nın emriyle, cemaatleri soruşturan birinci derece cumhuriyet savcılarını tutuklayan özel yetkili savcılarımızın özel yetkilerini alan HSYK istemiyoruz.’ Biraz dolaylı oldu ama eminim ki herkes anlamıştır.
Bu taslakta didik didik edilmesi gereken daha çok maddeler mevcut ama ben hukukçu olmadığım için oralara pek girmedim ama son olarak taslağın son maddesini de sizlere sunmadan edemeyeceğim.
MADDE 23 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.
‘Demokratik’ taslaktaki bu maddeyi okuyunca nedense bana 82 Anayasası’nı oylarken nasıl Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı seçtiğimizi hatırlattı Sahi onu da tümüyle oylamamış mıydık?
Birçokları taslak üzerine yazdı çizdi ben de yazmasam eksik kalırdı. Başlıkta ne demiştik ‘bunları yüce divan korkusu sarmış’ taslağı inceleyince hiç de haksız olmadığımı anlayacaksınız yazı çok uzayacağı için Anayasa Mahkemesi’ne dair olanları es geçtim. Aslında hiç de öyle es geçilecek türden değiller neden mi?
Anayasa’nın 148. Maddesinde bakın ne diyor:
… ‘Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.’
AKP bu taslakla faşizme karşı direnen Cumhuriyetin son kurumlarını da yok etmektedir. Taslakta YAŞ kararlarına yapılan ‘ince ayar’ manidardır ve bir yerlere mesajlar verilmektedir. İş referanduma kalırsa muhalefet ciddi bir sınav verecektir ve referandumdan hayır oyu çıkması halinde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla meşruiyeti tartışmalı hale gelen AKP çok güvendiği sandıktan da bir darbe yiyecektir. Bununla da kalmayacak bu erken seçimlerin yolunu açacaktır. Bunu bilen AKP Hükümeti tasarıyı ne pahasına olursa olsun yasalaştırma gayesi gütmektedir. Çünkü sonunun yüce divan olduğunu görmektedir.
AKP’nin bu hamlesi nedendir bilmem bende şu tarihi olayı çağrıştırdı:
… ‘‘bir baktık Talat Aydemir cuntası ültimatom verdi bize. Biz seçimleri bile zar zor yaptırdık, bize seçimleri yapmayın dediler. Meclis toplanmaya başlandı, dağıtın meclisi dediler. Bir gün bakanlar kurulunda oturduk, seçilen mebuslar meclise geliyorlar ama adamlar dağıtın meclisi diyorlar bize. Sonra biri geldi çıktım dışarı bir subay, dedim ne var ‘Talat Aydemir dedi anayasa profesörlerini çağırdı, meclisi biz fes edersek anayasayı ihlal eder miyiz, etmez miyiz? Diye soruyor’ ciddi misin dedim, evet dedi. Ben içeriye döndüm bakanlarda var arkadaşlar dedim her şey planlandığı gibi yürüyecek meclis toplanacak dedim, Ahmet Tahtakılıç vardı dedi ‘bir az önce düşünceliydiniz’. Anlattım durumu ‘bunları ölüm korkusu sarmış hiçbir şey yapamazlar’ dedim.’’… (1)
AKP’yi Yüce Divan korkusu sarmıştır artık hiçbir şey yapamaz muhalefet bunu görmeli ve ona göre hareket etmelidir.
Sürç-i lisan ettiysek affola lakin teşbihte kusur olmaz.
M. Recep
29.03.2010
Yararlandığım kaynaklar:
*T.C. Anayasası (http://www.tbmm.gov.tr/anayasa.htm)
*http://www.akparti.org.tr/media/www/Anayasa%20değişikliği%20karşılaştırmalı%20teklif%20tablosu.pdf
* http://www.akparti.org.tr/media/www/Anayasa%20teklif%20metni.pdf
Not: (1) Kurmay Albay Sami Küçük’le yaptığım söyleşiden. (http://mustafarecep54.blogspot.com/2009/10/emekli-kurmay-albay-eski-senator-sami.html )
30 Mart 2010 Salı
9 Mart 2010 Salı
sinesine kurşun değmiş
Sinesine kurşun değmiş
Ah benim yavru kuşum
Seher vakti kaçar gider
Bir çığlık atar gider
Canı cana katar gider
Yele karşı akar gider oy
Bahçemde güllerim yanmış
Konacak dalım kalmamış
Ah benim yavru kuşum
Kanadını çırpar gider
Bu canımı yakar gider oy
Bir matem türküsü çığırır
İçimi yasla doldurur
Beni yalnız koyup da
Beni ellere vurdurur
Ah benim yavru kuşum
Beni kimlere vurdurur oy
09.03.2010
Ah benim yavru kuşum
Seher vakti kaçar gider
Bir çığlık atar gider
Canı cana katar gider
Yele karşı akar gider oy
Bahçemde güllerim yanmış
Konacak dalım kalmamış
Ah benim yavru kuşum
Kanadını çırpar gider
Bu canımı yakar gider oy
Bir matem türküsü çığırır
İçimi yasla doldurur
Beni yalnız koyup da
Beni ellere vurdurur
Ah benim yavru kuşum
Beni kimlere vurdurur oy
09.03.2010
7 Mart 2010 Pazar
Yanılıyorsunuz, biz kazanacağız.
Yanılıyorsunuz, biz kazanacağız.
Savaştan kaçan haindir.
Başbakan ile Genelkurmay başkanının Çankaya zirvesinden sonra birçok aydın bir tasfiye anlaşması yapıldığına dair fikir beyan ettiler bu tür bir söylemi çok önceleri Mustafa Yıldırım bir yazısında dile getirmişti. Ancak bu tür söylemleri talihsiz açıklamalar ve saptamalar olarak yorumluyorum.
CFR momerandumuyla kurulan AKP ve bir amerikan projesi olan Tayyip-Gül iktidarı güçlerinin son aşamasındadırlar ve var güçleriyle cumhuriyeti dönüştürmek savaşımı vermektedirler. Eski düzenin savunucuları ise buna geç de olsa diremeye başlamışlardır. Bu direnişin sonucu bir savaş başlamış ve güçlü olan zayıf olanı tasfiye etmeğe başlamıştır. Savaş dediğimiz olgu bir oldubittiden ibaret değildir birçok muharebeler yapılmaktadır ve yapılacaktır. Cumhuriyetçi kuvvetler ağır darbeler almaktadırlar ve temsilcilerimiz ateşkesten yana tavır almış gözükmektedir. Bunu asla kabul edemeyiz. Bu ateşkes Mondros’a benzemektedir ardından Sevr gelecektir. Unutulmamalıdır ki savaştan kaçan askerler idam edilirler.
Direnecek gücümüz ziyadesiyle mevcuttur.
Bu gerici dönüşüm yüzyıllık bir kinin bütün karanlığıyla üstümüze çökmesinin sonucudur. Cumhuriyetçi ordu öteden beri Atlantik ittifakı içinde yer almasından olacak savaşma ve direnme yetilerini yitirmiş gözükmektedir. Küreselleşme denen aldatmacanın esiri olan ve büyük dünya devleti hülyası görenler bu gaflet uykusundan uyanmak zorundadırlar. Aksi halde bu kin ve nefret ardına kattığı aldatılmış yığınları pek yakında üstümüze salacaktır. Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda herkes bir kahraman olmak durumundadır. Kahramanlar inandıkları değerler uğruna kendilerini ateşe atmaktan çekinmeyecek kadar cesurdurlar. Bu cesaret, biz kim olduğumuzun farkına vardığımızda bize güç katacaktır.
Farkında olmak ve tahlil etmek, büyük komutanlar işte bunun için büyüktürler. Mustafa Kemal, İstiklal Harbine başladığında kim olduğunun farkına varmıştır ve dost düşman bütün güç odaklarını tahlil etmiş stratejisini buna göre çizmiştir. Politikacılar barış dönemlerinin liderleridirler oysa savaş şartlarında liderler ancak ve ancak askerlerdir. Yine Kemal Paşa Hazretleri askerler siyasetten uzak durmalıdır dediğinde bir barış dönemi yaşanmaktadır.
Dengeler değişmiştir.
Geçen yüzyılın tek süper gücü olan Batı kapitalist sistemi ve Kuzey Atlantik ittifakı artık çöküş evresine girmiştir. Öyle ki bunu kendileri de dile getirmektedirler. Ancak dünya sahnesini yeni güçlere bırakırken nüfuslarını belli bölgelerde koruyarak çekilmek istemektedirler. Böylelikle yeni bir çıkış için potansiyel güçlerini korumak peşindedirler. Türkiye’de yaşanan süreç bunun sonucudur. Emperyalistler kendi çöküş süreçlerini başlatan Kemalist ideolojinin kalesini esir alarak hem bir intikam almak peşindedirler hem de yükselen Avrasya Medeniyeti’nin kalbine daha doğmadan kama sokmak gayesi gütmektedirler.
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiyle onu koruyacak işte o kimsesizlerdir.
Büyük bir halk hareketi git gide yükselmektedir. Dip Dalgası’nı aştıklarını sananlar büyük bir zafer sarhoşluğu içerisindedirler. Ulusalcı ve devrimci yükseliş saflarına yeni müttefikler katarak ilerleyecektir. Kandırılmış ve uyutulmuş halkımız yılandilli siyasetçiler tarafından zehirlenmeye devam edilse de milletimizin içindeki büyük cevher pek yakında parıldamağa başlayacaktır. O cevher ki karanlığın en koyu evresinde dahi güneşi bile yakacak kudrete sahiptir. Yeter ki zafere dair inancını yitirmemiş bir avuç yurtsever mücadeleyi kanlarının son damlasına kadar sürdüredursun.
Cumhuriyetimizin muhafızları kahraman zabitler ve cesur hukukçular inançlarını yitirmemiştir.
Yazıma işte bu yurtseverlerden bir kaçının düştüğü yanılgıya itiraz ederek başladım. Güçlü Türkiye’nin kahraman subayları yenilgiyi kabul edemezler. Beyinleri ne kadar yıkanmış olursa olsun, ne kadar baskı görürlerse görsünler içlerindeki millet ve aydınlanma sevgisi devrimci uyanışı başlatacaktır. İçimize sızmış hainleri işte o vakit büyük bir korku kaplayacaktır. Düzene ayak uydurmağa çalışan ve bir yerlerden kendine biçilen rolü ben memurum verilen emre uyarım diyerek yerine getirenler en az o hainler kadar haindirler. Bunu kabul edemeyiz. Ülkemizde bu karşı devrimci hareketi başlatan güçler artık dünya sahnesinden el çekmektedirler. Doğu Perinçek’in tespitiyle, dünyada kaybedenlerin Türkiye’de kazanma ihtimalleri sıfırdır.
Türk Kumandanına yakışan dün olduğu gibi bugünde süreci doğru okuyarak hareket etmektir. Dün o komutan Mustafa Kemal’di diyenleriniz çıkabilir. Bizim bütün subaylarımız içlerinde bir Mustafa Kemal, bütün hukukçularımız içlerinde bir Mahmut Esat Bozkurt ruhu taşılar. İçlerinde bu cevher olmayanlar askerlerinin başına çuval geçirilirken susarlar, hür general olurlar, ateşkes imzalarlar veya devletimizin kuruluş ilkelerine karşı odak olmuş güruhları hukuken yok etme kudretine sahipken bu gücü kendilerinde bulamazlar.
Biz o anlaşmaları yırtar atarız.
Bugün yoğun baskılar, tertipler sonucu kabuğuna çekilmiş görünen güçler benim daha öncede bir yazımda belirttiğim üzere, bu bir taktik geri çekilmedir. Ancak düşman eskiye nazaran daha güçlüdür ve savaşın yoğunlaştığı mücadele alanları tam keskinleşmemiştir. Daha açık bir ifadeyle hava pusludur. Ve çakallar puslu havaları severler. Kemalist kuvvetler mücadele alanlarından çok fazla zayiat vermeden ayrılmak isteseler de düşman uyumamakta saldırmayı sürdürmektedir. Ancak zaman bizim lehimize işlemektedir yani doksan dakikalık maçın sonunda beraberlik bize yarayacaktır. Düşmanın vakti yoktur saldırganlığı bu nedenledir. Bu yüzden ilerisi için bize dayanak oluşturacak güçleri elimizde tutmak daha az önemlileri şimdilik feda etmek akıllıcadır. Bu bir satranç oyunudur. Vezirin ihanet etme ihtimalini yok saymaktayım. Belki en büyük zaafım budur bunu ise zaman gösterecek.
Son olarak tarih bize birçok kereler göstermiştir ki, emellerini dış güçlerin emelleriyle birleştirenlerin sonu hüsrandır. İnancımızı asla yitirmeyeceğiz. Yitirenler dönek oldular yatacak yerleri yoktur. Türkiye’nin ilerici yurtsever kuvvetleri bu savaşı kazacak yeni sol-Kemalist bir cumhuriyet kuracaktır.
M. Recep
Sakarya
07.03.2010
3 Mart 2010 Çarşamba
Çocuklarımızı Ergenekoncular mı kaçırdı?
Çocuklarımızı Ergenekoncular mı kaçırdı?
Yaklaşık üç yıldır ergenekon adı verilen dava ile yatıp kalkıyoruz, suçlama genel olarak hükümeti yasal olmayan yollarla devirmek için örgüt kurmak…
Peki, hükümet yasal olmayan bir takım yollarla devrilse ne olur?
Yani farz edelim ki bu iddianamelerdeki iddialar gerçek – hani balyoz darbe planını gerçek farz ediyoruz ya- bunu da öyle farz edelim ve hayal edelim.
Ergenekoncular darbe yapmış olsalardı ne olurdu?
Sade vatandaşlarımıza soruyorum, evinizden mi olurdunuz, işinizden mi olurdunuz yâda eşinizden, çocuğunuzdan mı?
Cevap, elbette hiçbirinden. Biraz daha genişletelim soruyu günlük yaşamınızda birkaç aylık geçiş sürecinden başka ne değişirdi?
Sorular uzatılabilir ve cevaplar aşağı yukarı aynı çıkacaktır; ne olacak hiçbir şey değişmezdi.
Evet, sevgili darbe karşıtı darbeciler sizlerde bu soruları kendinize bir sorun bakalım sizler için neler değişirdi. Yani ben buradan bakınca kendi işinde gücünde olan bir yurttaşın (yani gizli tanıklar dışında) hayatında ‘darbe’ niteliğinde bir değişikliğe neden olmayacak bir askeri müdahalenin sizlerin hayatında çok şeyleri alt üst edeceğini görebiliyorum.
Bu yazdıklarımı okuyanlarınız olursa şöyle diyecektir muhtemelen ‘ böyle hafife indirgeyerek darbeleri olağan göstermeğe çalışıyor’ hakikatten ben bile öyle düşünmüştüm. Yoksa bende mi darbecilerdenim.
İşin şakası bir yana ayladır diyemiyorum koskoca üç yıl olacak bir darbeydi aldı başını gidiyor. Bu süreçte birçok kişinin askeri darbeleri aratmayacak şekilde yaşamları olumsuz şekilde değişti. Halkımıza bir şey olmasın diyecekleriniz çıkabilir ama asıl olan halkımıza oldu. Gündemi az çok ana haber bültenlerinden de olsa takip eden sade yurttaşlarımızın kafası allak bullak oldu, ortalıkta gezinen senaryoları gördükçe devletinden şüphe eder hale geldi.
Öyle ki geçen yıl (2009) yüzlerce çocuk kaçırıldı* acaba kaç gazete, dergi, televizyon bu olayları manşetten ya da son dakika haberi olarak verdi? Sadece basına yüklenmek olmaz, bu konuyla ilgili mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu mu, magazincilere her gün açıklama yapar gibi kamera gördü mü yerli yersiz konuşan Arınç efendi bununla ilgili iki söz söyledi mi? Ya da İsrail çocukları öldürüyor diyerek iç siyasette oy avcılığına çıkan Başbakan kendi ülkesindeki çocukları kaçıranların yakalanması için özel bir girişimde bulundu mu? İddialara göre Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirecek kadar güçlü olan bir örgütü araştıran cesur savcılarımız acaba çocuklarımızı kaçıranları bulacak kadar cesur değiller mi ya da koca koca paşaları evlerinden alıp emniyette saatlerce bekletecek kadar acar olan emniyetimiz çocuk hırsızlarını bulmada ve çocuk kaçırmalarının önüne geçmede yetersiz mi kalmaktadır?
Bence işini gücünü ülkeyi dinci bir diktaya dönüştürmeye adamış hükümet ve onun her sınıftan işbirlikçi iş bitiricileri bütün enerjileri buna yönlendirdiklerinden bir devletin varoluş nedeni olan yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak görevini yerine getiremez hale gelmesine sebep olmuşlardır.
Yazıma başlarken darbe olursa çok az sayıda bir zümre dışında (borsa vurguncularını ve asimetrik psikolojik savaş elemanlarını ilk sıraya yazıyoruz) hiç kimsenin yaşamında öyle ‘darbe’ niteliğinde değişiklikler olmayacağını iddia ettim. Yani otobüsler, fabrikalar yine çalışacak, okullarda öğrenciler ders görecek, sinemaya yeni filmler gelmeye devam edecek…
Ama şimdi asıl soruyu sormanın vakti gelmedi mi ya sizinde çocuğunuz kaçırılırsa veya kaybolursa ne olurdu? Hiçbir şey olmamış gibi yaşamınıza devam edebilir miydiniz?
Bu yazıyı geçen gün e-posta adresime gelen bir kayıp çocuk ilanı üzerine yazma gereği duydum aslında çok önceleri kaleme almam gereken bir konuyu ben bile ihmalkârlık edip atlamışım. Ama devletin böyle bir konuda ihmalkârlık yapma gibi bir lüksü yoktur olamaz. Hani haksızlıkta etmeyelim belki hükümet tıpkı ‘derin devleti’ araştırdığı gibi bu konuyu da özel olarak araştırıyordur. Başlıkta da yazdığı gibi çocuklarımızı Ergenekoncular veya darbeciler kaçırmış olabilir.
Çocuklarımız geleceğimizdir işte darbecilerde çocuklarımızı kaçırıp onları darbeci yetiştirecekler ve gelecek Ergenekoncuların olacak olabilir. Çok komik değil mi evet gerçekten bu yaşananlar da bir o kadar komik!
M. Recep
04.03.2010 / Sakarya
* http://www.mevzuvatan.com/haber/1315-mevzuvatan-haber-turkiyede-kayip-cocuk-sayisi-1657-.html
Yaklaşık üç yıldır ergenekon adı verilen dava ile yatıp kalkıyoruz, suçlama genel olarak hükümeti yasal olmayan yollarla devirmek için örgüt kurmak…
Peki, hükümet yasal olmayan bir takım yollarla devrilse ne olur?
Yani farz edelim ki bu iddianamelerdeki iddialar gerçek – hani balyoz darbe planını gerçek farz ediyoruz ya- bunu da öyle farz edelim ve hayal edelim.
Ergenekoncular darbe yapmış olsalardı ne olurdu?
Sade vatandaşlarımıza soruyorum, evinizden mi olurdunuz, işinizden mi olurdunuz yâda eşinizden, çocuğunuzdan mı?
Cevap, elbette hiçbirinden. Biraz daha genişletelim soruyu günlük yaşamınızda birkaç aylık geçiş sürecinden başka ne değişirdi?
Sorular uzatılabilir ve cevaplar aşağı yukarı aynı çıkacaktır; ne olacak hiçbir şey değişmezdi.
Evet, sevgili darbe karşıtı darbeciler sizlerde bu soruları kendinize bir sorun bakalım sizler için neler değişirdi. Yani ben buradan bakınca kendi işinde gücünde olan bir yurttaşın (yani gizli tanıklar dışında) hayatında ‘darbe’ niteliğinde bir değişikliğe neden olmayacak bir askeri müdahalenin sizlerin hayatında çok şeyleri alt üst edeceğini görebiliyorum.
Bu yazdıklarımı okuyanlarınız olursa şöyle diyecektir muhtemelen ‘ böyle hafife indirgeyerek darbeleri olağan göstermeğe çalışıyor’ hakikatten ben bile öyle düşünmüştüm. Yoksa bende mi darbecilerdenim.
İşin şakası bir yana ayladır diyemiyorum koskoca üç yıl olacak bir darbeydi aldı başını gidiyor. Bu süreçte birçok kişinin askeri darbeleri aratmayacak şekilde yaşamları olumsuz şekilde değişti. Halkımıza bir şey olmasın diyecekleriniz çıkabilir ama asıl olan halkımıza oldu. Gündemi az çok ana haber bültenlerinden de olsa takip eden sade yurttaşlarımızın kafası allak bullak oldu, ortalıkta gezinen senaryoları gördükçe devletinden şüphe eder hale geldi.
Öyle ki geçen yıl (2009) yüzlerce çocuk kaçırıldı* acaba kaç gazete, dergi, televizyon bu olayları manşetten ya da son dakika haberi olarak verdi? Sadece basına yüklenmek olmaz, bu konuyla ilgili mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu mu, magazincilere her gün açıklama yapar gibi kamera gördü mü yerli yersiz konuşan Arınç efendi bununla ilgili iki söz söyledi mi? Ya da İsrail çocukları öldürüyor diyerek iç siyasette oy avcılığına çıkan Başbakan kendi ülkesindeki çocukları kaçıranların yakalanması için özel bir girişimde bulundu mu? İddialara göre Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirecek kadar güçlü olan bir örgütü araştıran cesur savcılarımız acaba çocuklarımızı kaçıranları bulacak kadar cesur değiller mi ya da koca koca paşaları evlerinden alıp emniyette saatlerce bekletecek kadar acar olan emniyetimiz çocuk hırsızlarını bulmada ve çocuk kaçırmalarının önüne geçmede yetersiz mi kalmaktadır?
Bence işini gücünü ülkeyi dinci bir diktaya dönüştürmeye adamış hükümet ve onun her sınıftan işbirlikçi iş bitiricileri bütün enerjileri buna yönlendirdiklerinden bir devletin varoluş nedeni olan yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak görevini yerine getiremez hale gelmesine sebep olmuşlardır.
Yazıma başlarken darbe olursa çok az sayıda bir zümre dışında (borsa vurguncularını ve asimetrik psikolojik savaş elemanlarını ilk sıraya yazıyoruz) hiç kimsenin yaşamında öyle ‘darbe’ niteliğinde değişiklikler olmayacağını iddia ettim. Yani otobüsler, fabrikalar yine çalışacak, okullarda öğrenciler ders görecek, sinemaya yeni filmler gelmeye devam edecek…
Ama şimdi asıl soruyu sormanın vakti gelmedi mi ya sizinde çocuğunuz kaçırılırsa veya kaybolursa ne olurdu? Hiçbir şey olmamış gibi yaşamınıza devam edebilir miydiniz?
Bu yazıyı geçen gün e-posta adresime gelen bir kayıp çocuk ilanı üzerine yazma gereği duydum aslında çok önceleri kaleme almam gereken bir konuyu ben bile ihmalkârlık edip atlamışım. Ama devletin böyle bir konuda ihmalkârlık yapma gibi bir lüksü yoktur olamaz. Hani haksızlıkta etmeyelim belki hükümet tıpkı ‘derin devleti’ araştırdığı gibi bu konuyu da özel olarak araştırıyordur. Başlıkta da yazdığı gibi çocuklarımızı Ergenekoncular veya darbeciler kaçırmış olabilir.
Çocuklarımız geleceğimizdir işte darbecilerde çocuklarımızı kaçırıp onları darbeci yetiştirecekler ve gelecek Ergenekoncuların olacak olabilir. Çok komik değil mi evet gerçekten bu yaşananlar da bir o kadar komik!
M. Recep
04.03.2010 / Sakarya
* http://www.mevzuvatan.com/haber/1315-mevzuvatan-haber-turkiyede-kayip-cocuk-sayisi-1657-.html
Kaydol:
Yorumlar (Atom)