16 Nisan 2011 Cumartesi

yine meltem ol

ah rüzgâr gaddarlığı bırakıp

yine meltem oldu dolu içime

sen aklıma düştükçe

sımsıcak hasretin sarıp sarmalar beni

sokak lambalarının sarı ve titrek ışığında

çıplak ağaç gölgeleri saklayamaz beni

henüz ayaza çekip zehrini akıtmamış

bu soğuk kış gecesinden



dakikalar uzar gider kaldırımlar boyunca

ve sana ulaşır yalnızlığım

böyle gecelerde pencerende bir uğultu duyarsan

bil ki özlem dolu dizelerle seni anmaktayım

ah rüzgar yine ab-ı hayat olsan aksan içime

bilmem hangi zamanın baharından kalmasın

üşümüşsün belli usulca yanıma sokulmaktasın



kimsesiz kaldığım bu şehirde

gece iki/dört nöbetinde

ah rüzgar meltem olup usulca sızar içime

sen aklıma düştükçe

sımsıcak hasretinle sarıp sarmalar beni

buram buram saçların kokar boş caddeler



ve saat tam sıfır dörtte, gitme vakti geldiğinde

uykulu gözlerle yatağıma çekilirken ben

bir buse uçur sol yanağıma, kardeşçe selamlarınla…



mustafa recep

25.01.2011



sevgili kardeşim meltem’e ithaf edilmiştir.

hüzün yağmurları

giderken ağlamak ne sana ne bana yakışır

bu saatten sonra

yağdı mı hüzün yağmurları

gözyaşlarımız engeller mi sanırsın ayrılığı



koptuysa gönül zincirleri birbirinden

giderken kim tutacak elini

şefkatle kim dur diyecek

bu saaten sonra

yağdı mı hüzün yağmurları

gözyaşlarımız engeller mi sanırsın ayrılığı



kırılsın kadehler bu gece

dökülüp ziyan olsun aşk şarabı

çığlıklarımız yıkar o zaman

ördüğümüz yalan duvarlarını

yağdı mı hüzün yağmurları



mustafa recep

02.03.2010

''akıncılar''

''akıncılar''



nal sesleri geliyor uzaklardan

gece geçti dağları akıncılar

soğuktan çatlamış dudakları

bunlar bizim karayağız delikanlılar



silah sesleri geliyor uzaklardan

kahpe düşmanı pusuya koydu akıncılar

yirmi dört gavur leşi serdiler birde şehit var bizden

ahmet oğlu mehmet söğütlü köyünden



nara atıyor efeler, sesleri geliyor uzaklardan

yel gibi geçti düşman üzerinden akıncılar

ateşler yakıldı ulus dağı'nda

düşmanı kayalara serdi efeler



nal sesleri geliyor uzaklardan

silah sesleri çığlık seslerine karıştı

akıncılar düşer birer birer vuruşarak

ölmek yok son kurşunu sıkmadan



bir rumeli türküsü çağırır uzun efe

kır atının üstünde gördesli asker makbule

yunan sarmış yolları dinler mi hiç

çığ olup da çullanır gavurun üstüne



dört yanı çevirdi gavur taburları

emir verdi müfreze kumandanları

akıncılar şimdi ulus dağı'nın yaman kartalları

savrulurken karlar poyrazda, geçecekler yolları



yaman vuruşur pehlivan ağa dağlarda

sağ yanında ağır bir emanet taşımakta

uyumak yok denize dökene kadar düşmanı

emir verdi akıncıların kumandanı

''haydi at bin ileri''

m.recep

29.03.2011

anlayana ;)

*hayatları boyunca birilerinin hizmetlisi (bu birilerinin mevki ve makamları ne olursa olsun) veya hizmetçisi olmaktan öte geçemeyecek bir takım kimselerin, bir bu kadar daha yaşasalar şahsımın kürre-i arz'da bugün sahip olduğu konuma sahip olamayacaklarını bilmemeleri ve bu bilgisizlikleriyle kendilerini benimle eş tutmağa veya paçalarımdan tutarak kendi çıkmaz sokaklarına çekme gayretlerini ibretle izliyorum ve ne gariptir ben tüm bu yaşayanları kara komedi bir film gibi izlemekteyim,

*akıl sağlığım hala yerinde çünkü deliler için delirmek söz konusu olamaz lakin birilerinin amacı beni kendi anladıkları manada ''akıllı'' kılmaksa ben o zırvalıkları kısa pantolon giyerken bir sakız gibi çiğneyip sonra çöpe attım...

anlayana ;)





nereden bakarsanız bakın vatani görevimi hiçde zor şartlarda yapmıyorum lakin çok zorlanıyorum çünkü askerlik yapmak için geldiğim bu yerde ne yazık ki asker değilim!...

askerlik: türk vatanını, istiklal ve cumhuriyetini korumak ve kollamak için HARP SANATINI ÖĞRENMEK VE YAPMAK faaliyetidir.





mustafa recep

16.04.2011