24 Kasım 2011 Perşembe

tanrının kaçışı

ne yapsam olmuyor, aklımdasın hep
yarınlarımdasın,
bu kasvetli kitaplar dahi unutturamıyor
hele bu şarkılar, ah bu şarkılar
bir ölü olmaya çalışıyorum
ve ölmenin ne kadar zor olduğunu keşfediyorum
susmak istiyorum,
düşüncelerime kilit vuramıyorum
yine akşamdır ve evim mezarlıktır
bir hiç olmak çabasındayım,
belki o zaman kaçabilirim
senin kaçışların ziyadesiyle yaralarken
bir kurşun da ben sıkacağım ölümsüz sevmelere
ruhum ve hayallerim,
hepsini gözyaşlarımla yakacağım
elbet bir zaman senin için şiir yazacağım
yalnız seni anlatan ve benim hiç olmadığım,
hayatın olmadığı bir şiir, ilk defa aşkın olmadığı
her dizesi şeytanlara rahmet okutan,
kan kusan lanet bir şiir
okudukça mezarımı açıp beni yeniden öldürmek isteyeceksin
binlerce defa hem de küfredeceksin
affet,
çünkü ben dilsiz, aşık ve bedbaht bir tanrıyım…

mustafa recep / 24.11.2011

21 Kasım 2011 Pazartesi

özlemin içimde kapanmaz yaradır

özlemin içimde kapanmaz yaradır
bir selamı çok görme sensizlik büyük cezadır
olurda bir güzel çalarsa kabini
bilesin o gün aşk bana düşmandır
denizine çek beni, dalgalarında boğ
ölüm bile ne gam, hasretin bir kor

mustafa recep
12.11.2011

tanrılar susamıştı - anatole france - çeviren hüseyin cahit yalçın

...''hainler galebe çaldıkları zaman kanun ölmüş demektir.'' sayfa 224

...''hükümet halkın hukukuna tecavüz ettiği zaman, isyan halk için vazifelerin en mukaddes ve en zarurisidir.'' sayfa 225

...'' bunlar kuklalar, ... türlü türlüsü var. Hepsi benim icadım. Kendilerine neşe ve ızdırap bilmez birer fani vücut verdim. Akıl ve düşünce vermedim. Çünkü ben iyi kalbli bir Allahım'' filozof Broteaux,sayfa 8

15 Kasım 2011 Salı

İKTİDAR BANKERLERE!

İKTİDAR BANKERLERE!

Lenin ‘bütün iktidar Sovyetlere’ diyordu yani asker, işçi ve köylüye iktidarı veriyordu bir halk hükümeti arzuluyordu ve tarih 1917 idi.

Kapitalizmin malileşmesi sonucu küresel ölçekte, finansal sistemde meydana gelen çatlamalar, bugün artık önü alınamaz sosyal ve ekonomik krizlere dönüşmüş durumda. Buna kapitalizmin çöküşü diyebilir miyiz? Belki evet ama iş çığırından çıkmak üzere.

Huntington’un o meşhur tezi ‘medeniyetler çatışması’ ve bunun üzerinden yürütülen İslam coğrafyasını şekillendirmeye yönelik ‘Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’!

Kimler gitti kimler kaldı faslına girmeyeceğim. Ama bir parantez açmadan da olmayacak, Huntington tezinde kısaca şöyle bir öngörüde bulunuyordu:

‘Uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsur politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olacaktır’

Mademki Yeni Dünya’yı bu minvalde şekillendireceğiz o vakit Batı’nın istilacı ideolojisi dışında hiçbir ideoloji yaşamamalıdır. İslam coğrafyasında hüküm süren Baasçı rejimler yıkılacaktır ve nihayet sıra Kemalist Türkiye’ye de gelecektir. Hepimiz şu son birkaç yılda ve özellikle son aylarda dünya ölçeğinde yaşanan hızlı değişimleri gördük daha da çok şeyler göreceğiz. Lakin o bahsi diğer, diyerek parantezi kapatıyorum.

Euroland cephesinde bir şeyler uzun süredir ters gidiyordu 2008 krizi bir uyarı niteliğindeydi ama elden bir şey gelmeyince, AB kara kışa hazırlıksız yakalandı.

İspanya alarm verirken Yunanistan’da olanlar oldu ve hemen ardından İtalya geldi. Tam da bugünlerde Rusya Maliye Eski Bakanı Aleksey Kudrin bir vesileyle kriz üzerine yaptığı değerlendirmede eğer önlem alınmazsa sıranın İspanya, İrlanda ve Portekiz'de olduğunu söyledi.(1)

Avrupa bu ülkeleri kurtarabilir miydi? Güngör Uras, ‘Papandreu ile Berlusconi gidince kriz bitecek mi? başlıklı köşe yazısında şu değerlendirmede bulunuyor:

‘Papandreu, AB liderlerinin isteklerini yerine getirdi. Parlamentodan da güvenoyu aldı. Berlusconi önüne konulan reform paketini parlamentodan geçirdi.
O da güvenoyu aldı.
İyi de... Bu iki politikacı neden istifa ediyor? AB liderleri onların değişimini neden istiyor?
Büyük borç yükü bulunan ve borç ödemekte zorlanan Yunan ve İtalyan halklarından fedakârlık bekleniyor.’

Üstat böyle söylüyor ve elbette iki ülkenin halkları da bu fedakârlıkları yapmak istemiyorlar seçimle iktidara gelmiş yöneticiler ise halkın zulmünden korktukları için artık o koltuklarda oturmayacaklar. Yerlerine ise bizim çok alışık olduğumuz üzere ‘derviş modeli’ diye medyamızda yer alan sistemle gelen ehil adamlar oturacak. Hepimizin hafızasındadır saygın, dahi, kurtarıcı ekonomist Kemal Derviş koalisyon hükümetine uluslar arası güçler tarafından dayatıldı ve dış güçler tarafından atanmış nur topu bir bakanımız oldu. Sonrası malumunuz halk bunu affetmedi ve o üç partiyi ilk seçimde sandığa gömdü.

Şimdi İtalya ve Yunanistan’da hükümet kurmak üzere Avrupa’da ise işleri rayına koymak için AB Merkez Bankası’nın başına atanan süper mariolar var. Bunların ortak özelliği ise ABD’nin finans devi Goldman Sachs için çalışmış olmaları.(2) Yunanistan’ın başına bir bankacı, İtalya’nın başına ise bir Bilderbedg’ci atanıyor Nereden nereye geldik demeyin ‘yeni dünya düzeni’ İslam coğrafyası halklarına silah zoruyla, Avrupa halklarına ise ekonomik krizle dayatılıyor. Tam da bunlar olurken D.Rockefeller’in 1991 yılında Almanya’nın Baden Baden kentindeki Bilderberg konferansının açılışında yaptığı konuşmadaki şu cümle aklınıza geliyordur sanırım:

…‘‘Entelektüel seçkinler ve dünya bankerlerinin ulus üstü egemenliği, önceki yüzyıllarda olan ulusal egemenliğe tercih ediliyor.”


Makalenin başlığını bir kez daha okuyun ve nokta.

M. Recep ERÇİN




1-15.11.2011 tarihli haber bültenleri
2- Sol.org sitesinde yer alan 15.11.2011 tarihli haber
* Mario Monti ve Lukas Demetrios Papadimos’un biyografilerine Wikipedia’dan bakabilirsiniz.

11 Kasım 2011 Cuma

Sürdürülebilirlik!

Sürdürülebilirlik!

TÜİK Eylül ayı sanayi üretim endeksini açıkladı. Beklentilerin üzerinde gelen rakamlar haliyle dikkat çekici. TÜİK’in açıklaması şöyle:

‘‘2011 yılı Eylül ayında 2005=100 temel yıllı sanayi üretim endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre %12,0 artmıştır.’’

Elbette dünya ekonomik kriz yaşarken bizim sanayi üretimimizin artıyor olması sevindirici bir gelişme. Ancak bazı noktaları gözden kaçırmamak şartıyla; cari işlemler açığı!

Yine TÜİK’in Eylül 2011 dış ticaret istatistiklerine bir göz atalım:

…‘‘2011 yılı Eylül ayında, 2010 yılının aynı ayına göre ihracat %21,1 artarak 10 790 milyon dolar, ithalat %35,5 artarak 21 204 milyon dolar olarak gerçekleşti. (buraya dikkat) Aynı dönemde dış ticaret açığı 6 735 milyon dolardan, 10 414 milyon dolara ulaştı’’.

Maliye Bakanı Şimşek 12 Ekim 2011’de yaptığı açıklamada ‘‘Açık bu yıl ulaşacağı milli gelirin yüzde 9,5'i seviyesinden aşağı doğru inmeye başlayacak. Yılsonunu muhtemelen bugünkünden daha düşük bir düzeyde kapatacağız.’’ (1) diyerek cari açığın düşeceği yönünde bir iyimserliği dile getiriyordu.

Ekim ayı içerisinde açıklanan Orta Vadeli Program ile ilgili Ali Babacan’da …‘‘cari işlemler açığının ise bu yıl milli gelirin yüzde 9,4'üne ulaşmasını beklediklerini… cari açıkta artık azalış trendinin başladığını… gelecek yıl yüzde 8'e, 2013 yılında yüzde 7,5'a, 2014 yılında yüzde 7'ye düşmüş bir cari açık’’ öngördüklerini açıklamıştı.
OVP’da ‘‘Orta vadeli program kapsamında cari işlemler açığına kalıcı olarak çözüm getirecek yapısal düzenlemelerin de hızlı bir şekilde uygulamaya konulmasına öncelik verilecek.’’ denilerek hedef açıklanmıştı.(2)

Sanayi üretimi talep olduğu sürece artmaya devam edecektir. Bunun sonucu olarak sanayi üretiminde girdi sağlama bakımından dışa bağımlı olduğumuzdan ithalatımızda artacaktır. Ürettiklerimizi satabildiğimiz sürece bu denge sürecektir ama bu sırada cari açık da ihracatın ithalatı karşılama oranı çok düşük seviyelerde olduğundan belki bir takım önlemlerle hız kezse de artmayı sürdürecektir. Nitekim Merkez Bankası kasım ayı beklenti anketi bizi doğrulamaktadır.(3) Faiz oranlarındaki artış düşük ivmelide olsa sürdüğünden sıcak para için Türkiye hala bir tercih olmaya devam ediyor. Dövizin ateşi zaman zaman söndürülse de kaderi büyük oranda dış piyasalardaki atmosfere bağlı. Ancak bu dengenin sürdürülebilirliği konusundaki endişelerime dayanak teşkil eden aşağıdaki TÜİK verisidir.

‘‘Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2011 Eylül ayında bir önceki aya göre ihracat %13,3 azalırken, ithalat ise %6,7 arttı.’’

Böyle devam ederse ne hedeflenen cari açık oranı tutturulabilir ne de ithalata dayalı sanayimiz riskten arınabilir. Elbette daha geniş değerlendirmeler yapabilmek için yılsonu rakamlarını beklememiz gerekecek. Ama kısa vadede görünen tablo toprak üstünde binalar yükselmeye devam etse de toprak altında da fay hatlarının hareketlendiğini gösteriyor. Küresel ölçekte devam eden krizin bize yansımalarının daha da artacağı önümüzdeki dönemde T.C. ekonomisi bir ekonomik depremi kaldırabilecek güçte mi?

M.Recep Erçin
11.11.2011
1- A.A.’nın 12.10.2011 tarihli haberi
2- 13.10.2011 tarihli haberler
3-‘‘ Merkez Bankasının Kasım ayı birinci dönem beklenti anketine göre, 2011 yılsonu cari açık beklentisi, 73 milyar 600 milyon dolara yükseldi.’’ (11.11.2011 günü açıklanan anket)

*TÜİK’in verilerine : http://www.tuik.gov.tr/Start.do sitesinden ulaşılabilir.

… bayram değil seyran değil

Tayyip Erdoğan referandum süreci sırasında Sakarya’daki mitinginde,
‘‘Vergi vermediler diye Dersim'in köylerini kim bombaladı? Zamanının, o zaman ki Cumhurbaşkanı'nın emriyle... Kimdi? İsmet İnönü, CHP'nin başındaydı. Yani CHP bombaladı. 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya. İşte sizin cemaziyelevveliniz bu. Gelin de siz bunu temizleyin önce’’(1) diyerek CHP’yi ve İsmet İnönü’yü hedef tahtasına oturtmuştu. Burada CHP’yi eleştirir gibi yapıp T.C. Devletine karşı açıktan bir saldırı ve tek taraflı bir yönlendirme söz konusuydu. Bunları söyleyen herhangi bir yazar/çizer vs. değildi suçladığı devletin başbakanlık koltuğunda gerile gerile oturan şahıstı ve ihanet makam tanımıyordu. Bu konudaki tartışmalar sürdü gitti…

Yıl döndü; referandum bitti, seçimler oldu meclis değişti, bakanlar değişti, CHP değişti!, Cumhuriyet Bayramı geldi geçti, Kurban Bayramı geldi geçti ve 10 Kasım günü bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü dedirtecek bir açıklama Y-CHP saflarından geldi.

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün Dersim olaylarıyla ilgili ABD başkanının aksine ‘soykırım’ kelimesini de telaffuz etmekten çekinmeyerek bir takım kişisel değerlendirmelerde bulunduktan sonra ağzındaki baklayı çıkartarak günün anlam ve önemi itibariyle şu sözleri de söylemeyi ihmal etmedi:

‘‘Bu dönem boyunca izlenen bütün politikalarda Atatürk devletin başındadır. Fakat Aleviler, bütün bu dönemi Mustafa Kemal'den ayırmak için onun 'büyük lider' kimliğine de gölge düşmemesi için fotoğrafını alıp Hazreti Ali ile yan yana asmışlardır. Bu katliamdan haberdar olmadığına kendilerini inandırmışlardır.’’(2)

Yoruma lüzum var mı bilmiyorum, gayet açık değil mi? Yeni CHP söylemiyle ‘milli görüş’ gömleğini çıkartıp ‘‘batı’nın deli gömleğini’’ giyen AKP’ye benzemek için yarışan Kılıçdaroğlu CHP’si saflarından yükselen bu alçakça söylemleri CHP’nin gerçek Atatürkçü tabanı ‘fikir özgürlüğü’ diyerek hoş mu görecektir? Yoksa Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına ‘soykırımcı’ diyen bu kendini bilmezi partiden ihraç mı edecektir?

CHP’li seçmenin sesi olan bu vekilimiz hazır taraf-paraf-paydaş-yandaş ve yoldaş medyaya içini dökmeye başlamışken ‘ergenekon’ davaları hakkında da bir çift söz etmeden duramıyor. Ve bu davalardan tutuklu bulunan iki milletvekili arkadaşını yok sayarak ‘‘Derin devlet ve gizli kontgerilla çekirdekleri felç oldu. Gerçekten kontgerillanın tasfiyesinin, derin devlete son verme adımı olarak görüyordum.’’ diyor. Sonradan ise çok acımasız olduğunu düşünmüş olacak ki ‘‘Daha çok 'muhalifleri tasfiye etme hareketi' gibi duruyor. Dolayısıyla çok büyük bir fırsatın heba edildiği görüşündeyim.’’ şeklinde ‘musa doları yeşili vicdanlı’ liboşlar tayfasının tekerlemesini söylüyor.

Sizlere tavsiyem CHP saflarından yükselecek bu gibi seslere artık alışmanızdır malum Y-CHP oldu ya! Kıblesi Washington olanlardan Anakara’ya secde etmelerini beklemek niye!

M.Recep Erçin
11.11.2011

1- 14.08.2010 tarihli haberler
2- 10.11.20111 tarihli zaman gazetesi (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1200334

çala kalem vs. lakırdılar

... git başımdan sırası mı şimdi dört yol ağzındayken ve hangi yöne gideceğime karar verememişken/ bu sefer olmaz git sonra gel başarabilirsen unut, unutmayı hiç sevmezken...

‎... sen güneş gözlü kız yine takmışsın yıldızlardan tacını/ bakılmaz ki şimdi o surete erir ruhum yok olur/ yoklukta nasıl yaşarım sensiz ya da nasıl ölürüm senin elini tutmadan/ kimsesiz çocuklar gibi araf'ta kalabilir miyim sesini duymadan ve zamansız...

-ekimin sonu-

‎...'' isen nehri boyunca sürüklendi umutlarımızı bağladığımız taçsız/ akşam yıldızının ışığı sönerken hüküm dağı'ndan yayılan karanlık dumanların ağırlığı altında / son bir çırpınış göklerin tanrısı kartallardan / kardeşliğe gölge düşse de kader dönerken dönecek narya'nın taşıyıcısı''...

...''korkuya yer yok ak kule'nin gözleri kör olsa da gafletten/hisarın muhafızı kudretten çok erdem taşıyor kılıcında çünkü/yanmış cesetlerin kokusu orman diyarı'na ulaştığında/ sur'a üç kere derin derin üfle madenlerin öksüz çocuğu''...

-ekim son pazar-

- son derece müşfik ve bir o kadar latif, bu ses belli ki ruhumu incitecek!

‎"kulağımda yaklaşan fırtınanın tehditkar fısıltıları ve avcıların aceleci silah sesleriyle münasebetsiz, aldırış etmeli miyim yoksa ... hastir ulan"

‎"ince giyimli bu nedenle titrek, kara tenli bir çingene çocuğu, sivrisinek gibi arsız, durakta sigarasının dumanında boğuluyor...

‎"ve yine mevsim döner, güneşin uzak bakışları işlemez olur, bize kalan aç gözlü sobanın mütevazı sıcaklığı, sen ise kilometrelerce uzakta ama nedense hep yanımda"

...köpürdün yine karadeniz dalgaların arşa vardı, kimedir sitemlerin küfretme yaradana, büyüksün bilirim büyüksün ama kapılmaya gör sevda rüzgarlarına, çekilir kanın çöle dönersin sonra...

... geçiyor yine rüzgarların nefes nefese üzerimden/ zehir mi içtin mübarek nedir bu soğukluk/ belli belirsiz bir tebessüm ile can yakıyorsun/ vurmana lüzum yok sözlerinle zaten yıkıyorsun...

...yıldızları izlersen aydınlık yolu bulabilirsin ama ateş böceklerine kanarsan yol karanlık ormanda biter.

kasım düşünceleri

mustafa recep

senden ve bizden

senden ve bizden

bir görünüp bir kayboluşların
ve susup hiç konuşmaman
bakışlarının ruhumda bıraktığı ince yansımalar
bulutların soğuk kurşunları yağarken üzerime
gülüşünün aklımdaki kıskanç sıcaklığı

kısalan ömrümün doyumsuz yaşanmışlığı
fikirlerimi temelsiz kılan itirazların
yakınlaşmak isterken uzak kalışlarım
sebepsiz yazmalarım ama hep sana dair yazdıklarım

bitişler hep kabuslarım oluyor
tükenmek belli ki benim harcım değil
hep çoğalmak istiyorum ve seni buluyorum
kaçmak da çözüm değil dönüşler sana oluyor

umutsuz yarınlarımın yıldızlı gecesi
yeni ay gibi belirsiz, çocukça fakat derin
siyahlarına çek beni, gamzelerinde sakla
ve kıyametten kaçalım allah’ın kucağına…

mustafa recep
11.11.2011