yollar uzadıkça uzadı ben gelemedim
çocuktum kimseye söyleyemedim
ağladım hep geceler boyunca
sana sevdiğimi ben diyemedim
vurulduk köşe başlarında,
sıra sıra dizildi cesetlerimiz,
fişlendik, kelepçeli bileklerimiz
parmaklıklar ardına hapsedildi yarınlarımız
uçurtmalar özgür uçmuyor artık ülkemde
nerdesin çık gel ey güneşin kızı,
sen umudumuz sen sevincimiz sen ekmeğimizdin
ve alın terimiz kurak toprağa düşen
suyumuzu çaldılar ve ormanlarımızı
fikirlerimiz çelikten sandıklara kilitlendi
yollar uzadıkça uzadı ben gelemedim
çocuktum, korkmuştum kimseye seslenemedim
ağladım hep geceler boyunca
sana gitme kal diyemedim, diyemezdim…
mustafa recep
22.06.2011
22 Haziran 2011 Çarşamba
15 Haziran 2011 Çarşamba
öylesine
…‘‘bu can sıkıcı yerde oturmuş şimdi sana söyleyeceklerimi tasarlıyorum, ne garip ki aklıma hiçlikten başka bir şey gelmiyor, susuz ve yalnız bir ağacım kıraç ovada öyle ki dağlar bile benden fersah fersah uzaklarda mosmor kesilmiş hüzünle halime ağlamakta, kimsesizliğim değil de sensizliğim çok fena canımı yakmakta, ne zaman yağmur yağsa utanıyorum seni aldatıyormuşum gibi geliyor, sonrasında çekilmez bir pişmanlık duygusu sarıyor bütün hücrelerimi, yasak bir içki içmişim gibi, yanıyorum’’… (08.04.2011)
…‘‘şafak mı oda ne, şafak mafak geçiniz bunları çünkü geçiyorum hayatla taşak fakat neden insanların birçoğu yavşak oğlu yavşak! Her ilde mutlaka bulunur bir köprülü kavşak, yalakaların işi elbette şak şak şak! Acaba kalan günlerde geçer mi şen şakrak, bir düş ki gözden acımazlar hemen basarlar ensene şamarı şap diye şaplak! Karavan içinde şap, inanmayın siz bunlara ama derseniz ki bildim ben o zaman yersiniz suratınıza bir şamar! Hangisi daha gerçekçi tecrübe ettikleriniz mi yoksa size fitil misali sokulanlar mı? Cevap sizde saklı kalsın boş boğazlık edip de söylerseniz olursunuz birer uşak! Şak diye şak şak sanmayın ki geçiyorum sizlerle taşak, yazdıklarımın hepsi olsun saçınıza tarak!’’… (17.04.2011)
…‘‘tanrının yokluğuna dair sağlam deliller bulamadım o yüzden şimdilik inkârcılardan değilim, inanmak bazen körü körünedir neden ve niçin inandığımızı bilemeden öylesine inanmak istersiniz dinlerin uydurma olduğunu biliyoruz fakat nebiler onlar madde kadar gerçek ve mesajlar insanlığı düştüğü karanlık çukurlardan kurtarmak için yollandı peki neden? Sapık bir yaratık olan insan akıl gibi tanrısal bir yetiye sahiptir, evrimin geldiği son nokta aşabilirse kendini başka bir şeye dönüşür mü bilinmez (hani birilerinin söyledikleri üstün insan safsatası) lakin şu haliyle kaldıkça gücü ancak kendini bitirmeye yeter. Yıldızları düşünüyorum onların karanlık evrende tanrının yansılamaları olduğunu iddia ediyorum, boşluk hiçbir şeyse aynı zamanda her şeydir çünkü boşluk sonsuzdur, sonsuz olan her şeyi kapsar (kümelerden biliyoruz) aynı anda her şey olan hiçbir şey olur buna kısıtlanmamış da diyebiliriz düşüncede böyle sınırsız ve sonsuz, çok derinlere inerseniz bu tanrısal yeti sizi delirtebilir yani gücü kullanabilmemize müsaade edildi fakat nerede duracağınızı bilmelisiniz yoksa kontrolünüz dışına çıkan güç sizi sizden alır. Tanrı’nın her şey olduğu ve aslında hiçbir şey olmadığı ve yine sonsuz ise boşluk olduğu boşluğun karanlık ve boşluktaki bütün nesnelerin O olduğu ve yine karanlığın olması için gereken ışığında O olduğu sonucuna varıyoruz. Çok karışık gibi gelebilir lakin değil gayet açık sonsuz evren tanrının kendisidir ve boyutlar ki sonsuzun parçalarıdır ve iki kısımdan söz ediyoruz mutlak karanlık ve mutlak ışık peki ya alacakaranlık bu kısmı var olduğumuz kısım olarak niteleyebilir miyiz? Gücün farklı halleri enerji olan ve durağan yani madde olan materyalistler haklı çıktılar fakat enerjiye gereken önemi vermedikleri kanaatindeyim idealistler ise maddeyi yadsıdıklarından enerjiyi ıskaladılar’’… (06.05.2011)
…‘‘bir vampir furyasıdır gidiyor televizyonlar, kitaplar ve sinema bu kan emici fantastik yaratığı çekici kılanın ne olduğu size kalsın beni ilgilendiren kısmı neden bu kadar çok gözümüze gözümüze sokulduğu, insanlarının kanını emerek beslenen bu fantastik yaratık geçmişte inanıldığının aksine günümüzde bizlere bir ucubeden çok üstün bir insan gibi yansıtılıyor. Kapitalizmin temel kanunu olan güçlü güçsüzü yer prensibi bu canlının doğasında var. Kültürel değerlerimiz ekonomik güçsüzlüğümüz nedeniyle daha güçlü yapmacık kültürlerin taarruzuna uğrayıp yıpranırken ‘komşusu aç iken tok gezen bizden değildir’ ilkesinin yerine ‘komşunun hakkını da sen ye’ geçmektedir. Yeni düzenin insan profili vampirleşmiş homosapiens olacağından olsa gerek yavaş yavaş bilinçaltımıza bu kan emici fantastik yaratığın doğasını kabullenmemiz aşılanıyor. Size yanılıyor muyum?’’…(28.05.2011)
…‘‘şafak mı oda ne, şafak mafak geçiniz bunları çünkü geçiyorum hayatla taşak fakat neden insanların birçoğu yavşak oğlu yavşak! Her ilde mutlaka bulunur bir köprülü kavşak, yalakaların işi elbette şak şak şak! Acaba kalan günlerde geçer mi şen şakrak, bir düş ki gözden acımazlar hemen basarlar ensene şamarı şap diye şaplak! Karavan içinde şap, inanmayın siz bunlara ama derseniz ki bildim ben o zaman yersiniz suratınıza bir şamar! Hangisi daha gerçekçi tecrübe ettikleriniz mi yoksa size fitil misali sokulanlar mı? Cevap sizde saklı kalsın boş boğazlık edip de söylerseniz olursunuz birer uşak! Şak diye şak şak sanmayın ki geçiyorum sizlerle taşak, yazdıklarımın hepsi olsun saçınıza tarak!’’… (17.04.2011)
…‘‘tanrının yokluğuna dair sağlam deliller bulamadım o yüzden şimdilik inkârcılardan değilim, inanmak bazen körü körünedir neden ve niçin inandığımızı bilemeden öylesine inanmak istersiniz dinlerin uydurma olduğunu biliyoruz fakat nebiler onlar madde kadar gerçek ve mesajlar insanlığı düştüğü karanlık çukurlardan kurtarmak için yollandı peki neden? Sapık bir yaratık olan insan akıl gibi tanrısal bir yetiye sahiptir, evrimin geldiği son nokta aşabilirse kendini başka bir şeye dönüşür mü bilinmez (hani birilerinin söyledikleri üstün insan safsatası) lakin şu haliyle kaldıkça gücü ancak kendini bitirmeye yeter. Yıldızları düşünüyorum onların karanlık evrende tanrının yansılamaları olduğunu iddia ediyorum, boşluk hiçbir şeyse aynı zamanda her şeydir çünkü boşluk sonsuzdur, sonsuz olan her şeyi kapsar (kümelerden biliyoruz) aynı anda her şey olan hiçbir şey olur buna kısıtlanmamış da diyebiliriz düşüncede böyle sınırsız ve sonsuz, çok derinlere inerseniz bu tanrısal yeti sizi delirtebilir yani gücü kullanabilmemize müsaade edildi fakat nerede duracağınızı bilmelisiniz yoksa kontrolünüz dışına çıkan güç sizi sizden alır. Tanrı’nın her şey olduğu ve aslında hiçbir şey olmadığı ve yine sonsuz ise boşluk olduğu boşluğun karanlık ve boşluktaki bütün nesnelerin O olduğu ve yine karanlığın olması için gereken ışığında O olduğu sonucuna varıyoruz. Çok karışık gibi gelebilir lakin değil gayet açık sonsuz evren tanrının kendisidir ve boyutlar ki sonsuzun parçalarıdır ve iki kısımdan söz ediyoruz mutlak karanlık ve mutlak ışık peki ya alacakaranlık bu kısmı var olduğumuz kısım olarak niteleyebilir miyiz? Gücün farklı halleri enerji olan ve durağan yani madde olan materyalistler haklı çıktılar fakat enerjiye gereken önemi vermedikleri kanaatindeyim idealistler ise maddeyi yadsıdıklarından enerjiyi ıskaladılar’’… (06.05.2011)
…‘‘bir vampir furyasıdır gidiyor televizyonlar, kitaplar ve sinema bu kan emici fantastik yaratığı çekici kılanın ne olduğu size kalsın beni ilgilendiren kısmı neden bu kadar çok gözümüze gözümüze sokulduğu, insanlarının kanını emerek beslenen bu fantastik yaratık geçmişte inanıldığının aksine günümüzde bizlere bir ucubeden çok üstün bir insan gibi yansıtılıyor. Kapitalizmin temel kanunu olan güçlü güçsüzü yer prensibi bu canlının doğasında var. Kültürel değerlerimiz ekonomik güçsüzlüğümüz nedeniyle daha güçlü yapmacık kültürlerin taarruzuna uğrayıp yıpranırken ‘komşusu aç iken tok gezen bizden değildir’ ilkesinin yerine ‘komşunun hakkını da sen ye’ geçmektedir. Yeni düzenin insan profili vampirleşmiş homosapiens olacağından olsa gerek yavaş yavaş bilinçaltımıza bu kan emici fantastik yaratığın doğasını kabullenmemiz aşılanıyor. Size yanılıyor muyum?’’…(28.05.2011)
öylesine
…‘‘bu can sıkıcı yerde oturmuş şimdi sana söyleyeceklerimi tasarlıyorum, ne garip ki aklıma hiçlikten başka bir şey gelmiyor, susuz ve yalnız bir ağacım kıraç ovada öyle ki dağlar bile benden fersah fersah uzaklarda mosmor kesilmiş hüzünle halime ağlamakta, kimsesizliğim değil de sensizliğim çok fena canımı yakmakta, ne zaman yağmur yağsa utanıyorum seni aldatıyormuşum gibi geliyor, sonrasında çekilmez bir pişmanlık duygusu sarıyor bütün hücrelerimi, yasak bir içki içmişim gibi, yanıyorum’’… (08.04.2011)
…‘‘şafak mı oda ne, şafak mafak geçiniz bunları çünkü geçiyorum hayatla taşak fakat neden insanların birçoğu yavşak oğlu yavşak! Her ilde mutlaka bulunur bir köprülü kavşak, yalakaların işi elbette şak şak şak! Acaba kalan günlerde geçer mi şen şakrak, bir düş ki gözden acımazlar hemen basarlar ensene şamarı şap diye şaplak! Karavan içinde şap, inanmayın siz bunlara ama derseniz ki bildim ben o zaman yersiniz suratınıza bir şamar! Hangisi daha gerçekçi tecrübe ettikleriniz mi yoksa size fitil misali sokulanlar mı? Cevap sizde saklı kalsın boş boğazlık edip de söylerseniz olursunuz birer uşak! Şak diye şak şak sanmayın ki geçiyorum sizlerle taşak, yazdıklarımın hepsi olsun saçınıza tarak!’’… (17.04.2011)
…‘‘tanrının yokluğuna dair sağlam deliller bulamadım o yüzden şimdilik inkârcılardan değilim, inanmak bazen körü körünedir neden ve niçin inandığımızı bilemeden öylesine inanmak istersiniz dinlerin uydurma olduğunu biliyoruz fakat nebiler onlar madde kadar gerçek ve mesajlar insanlığı düştüğü karanlık çukurlardan kurtarmak için yollandı peki neden? Sapık bir yaratık olan insan akıl gibi tanrısal bir yetiye sahiptir, evrimin geldiği son nokta aşabilirse kendini başka bir şeye dönüşür mü bilinmez (hani birilerinin söyledikleri üstün insan safsatası) lakin şu haliyle kaldıkça gücü ancak kendini bitirmeye yeter. Yıldızları düşünüyorum onların karanlık evrende tanrının yansılamaları olduğunu iddia ediyorum, boşluk hiçbir şeyse aynı zamanda her şeydir çünkü boşluk sonsuzdur, sonsuz olan her şeyi kapsar (kümelerden biliyoruz) aynı anda her şey olan hiçbir şey olur buna kısıtlanmamış da diyebiliriz düşüncede böyle sınırsız ve sonsuz, çok derinlere inerseniz bu tanrısal yeti sizi delirtebilir yani gücü kullanabilmemize müsaade edildi fakat nerede duracağınızı bilmelisiniz yoksa kontrolünüz dışına çıkan güç sizi sizden alır. Tanrı’nın her şey olduğu ve aslında hiçbir şey olmadığı ve yine sonsuz ise boşluk olduğu boşluğun karanlık ve boşluktaki bütün nesnelerin O olduğu ve yine karanlığın olması için gereken ışığında O olduğu sonucuna varıyoruz. Çok karışık gibi gelebilir lakin değil gayet açık sonsuz evren tanrının kendisidir ve boyutlar ki sonsuzun parçalarıdır ve iki kısımdan söz ediyoruz mutlak karanlık ve mutlak ışık peki ya alacakaranlık bu kısmı var olduğumuz kısım olarak niteleyebilir miyiz? Gücün farklı halleri enerji olan ve durağan yani madde olan materyalistler haklı çıktılar fakat enerjiye gereken önemi vermedikleri kanaatindeyim idealistler ise maddeyi yadsıdıklarından enerjiyi ıskaladılar’’… (06.05.2011)
…‘‘bir vampir furyasıdır gidiyor televizyonlar, kitaplar ve sinema bu kan emici fantastik yaratığı çekici kılanın ne olduğu size kalsın beni ilgilendiren kısmı neden bu kadar çok gözümüze gözümüze sokulduğu, insanlarının kanını emerek beslenen bu fantastik yaratık geçmişte inanıldığının aksine günümüzde bizlere bir ucubeden çok üstün bir insan gibi yansıtılıyor. Kapitalizmin temel kanunu olan güçlü güçsüzü yer prensibi bu canlının doğasında var. Kültürel değerlerimiz ekonomik güçsüzlüğümüz nedeniyle daha güçlü yapmacık kültürlerin taarruzuna uğrayıp yıpranırken ‘komşusu aç iken tok gezen bizden değildir’ ilkesinin yerine ‘komşunun hakkını da sen ye’ geçmektedir. Yeni düzenin insan profili vampirleşmiş homosapiens olacağından olsa gerek yavaş yavaş bilinçaltımıza bu kan emici fantastik yaratığın doğasını kabullenmemiz aşılanıyor. Size yanılıyor muyum?’’…(28.05.2011)
bekleyiş
hep o günü bekliyorum
bilmem kaçıncı perondayım
garın içerisi ışıl ışıl
telaşlı insan kalabalığı
hep o günü bekliyorum
biraz hüzünlü bir hayli mutluyum
kulaklarımı tırmalayan motor sesleri
dudağımda gidenlerin türküsü
hep o günü bekliyorum
yeşil pelerinini üzerine örterken yeryüzü,
takarken ipek saçlarına papatyaları
bir yanım durgun bir yanım heyecanlı
koşar adım ilerliyorum koltuğuma
pencere kenarı bilmem kaç numara
hep o günü bekliyorum
sürgünden dönüşü
ait olduğum dünyaya
kendi krallığıma dönüşümü
ve bir mayıs gecesi yada sabahı
dostların şen gülüşünü
hep o günü bekliyorum
sayılı günleri zamanın kumlarına gömüyorum
bir öncekini unutarak bir sonrakine
yeni doğmuş gibi başlıyorum
hep o günü hayal ediyorum
üşürken soğuk gecelerde bir başıma
bir paslı hançer saplanır kalbime
ve ben günü düşündükçe
birden hayatla doluyorum…
mustafa recep
07.02.2011
bilmem kaçıncı perondayım
garın içerisi ışıl ışıl
telaşlı insan kalabalığı
hep o günü bekliyorum
biraz hüzünlü bir hayli mutluyum
kulaklarımı tırmalayan motor sesleri
dudağımda gidenlerin türküsü
hep o günü bekliyorum
yeşil pelerinini üzerine örterken yeryüzü,
takarken ipek saçlarına papatyaları
bir yanım durgun bir yanım heyecanlı
koşar adım ilerliyorum koltuğuma
pencere kenarı bilmem kaç numara
hep o günü bekliyorum
sürgünden dönüşü
ait olduğum dünyaya
kendi krallığıma dönüşümü
ve bir mayıs gecesi yada sabahı
dostların şen gülüşünü
hep o günü bekliyorum
sayılı günleri zamanın kumlarına gömüyorum
bir öncekini unutarak bir sonrakine
yeni doğmuş gibi başlıyorum
hep o günü hayal ediyorum
üşürken soğuk gecelerde bir başıma
bir paslı hançer saplanır kalbime
ve ben günü düşündükçe
birden hayatla doluyorum…
mustafa recep
07.02.2011
adını söylemeyeceğim
zor geçecek bu bahar,
çiçekler için hem de çok
ayazı çok sevdi mayıs belli
yazı getirmeye niyeti yok…
yüreklerimiz kavruluyor
ihtilalin ateşiyle
fakat ne çare kelepçeli bileklerimiz
çakmağımızla zalimi değil
ancak sigaramızı yakabiliriz…
tükenir mi hiç umutlar
yaşanır mı hayal etmeden
güzel güneşli günleri
yarınları ah yarınları…
kaç uykusuz gece daha kaç
sensiz ve sessiz yalnızlık mı hayır, hayır
yanılmak benimkisi inanmak olmayacaklara
ama yaşayabilir miyim ki sensiz hayır, hayır asla…
ezilir bedenim yorgunluğun balyozuyla
kahrolurum her soluduğumda ve bir söz, son kez
akar da dudaklarımdan, adını alamazlar benden
seni alsalar bile…
mustafa recep
04.05.2011
çiçekler için hem de çok
ayazı çok sevdi mayıs belli
yazı getirmeye niyeti yok…
yüreklerimiz kavruluyor
ihtilalin ateşiyle
fakat ne çare kelepçeli bileklerimiz
çakmağımızla zalimi değil
ancak sigaramızı yakabiliriz…
tükenir mi hiç umutlar
yaşanır mı hayal etmeden
güzel güneşli günleri
yarınları ah yarınları…
kaç uykusuz gece daha kaç
sensiz ve sessiz yalnızlık mı hayır, hayır
yanılmak benimkisi inanmak olmayacaklara
ama yaşayabilir miyim ki sensiz hayır, hayır asla…
ezilir bedenim yorgunluğun balyozuyla
kahrolurum her soluduğumda ve bir söz, son kez
akar da dudaklarımdan, adını alamazlar benden
seni alsalar bile…
mustafa recep
04.05.2011
sevgiliye mektuplar - 5
gücüm yok ki sana gelemeye
hiç hazır değilim yalanlar söylemeye
aldattım seni seninle sensizliğimde
avuttum kendimi yasak, hayal sevişmelerle.
…
ne depremler, yangınlar gördü bu sevda
yıkılmadı ki, yıkılmadı ki
şimdi yolun ortasında bırakıp da gidiyorsun
ellerimiz kan içinde ağlamaklı gözlerimiz
yıldırımlarını yağdırdı üzerimize zeus
terk edin dedi diyarlarımı
ne sürgünler yedik oysa
ayrılmadık ki, ayrılamadık ki
şimdi yolun ortasında bırakıp da gidiyorsun
yüreğinden vurulmuş yaralı bir güvercindir
sevdamız, düştü yerlere
bir yeşil yılan yuttu onu, yılanı kızıl bir şahin kaptı
şahini ecel aldı, düştü toprağa
leşini böcekler yedi
şimdiyse yaşamın bilemeyiz
hangi evresinde!
mustafa recep
nisan 2011
hiç hazır değilim yalanlar söylemeye
aldattım seni seninle sensizliğimde
avuttum kendimi yasak, hayal sevişmelerle.
…
ne depremler, yangınlar gördü bu sevda
yıkılmadı ki, yıkılmadı ki
şimdi yolun ortasında bırakıp da gidiyorsun
ellerimiz kan içinde ağlamaklı gözlerimiz
yıldırımlarını yağdırdı üzerimize zeus
terk edin dedi diyarlarımı
ne sürgünler yedik oysa
ayrılmadık ki, ayrılamadık ki
şimdi yolun ortasında bırakıp da gidiyorsun
yüreğinden vurulmuş yaralı bir güvercindir
sevdamız, düştü yerlere
bir yeşil yılan yuttu onu, yılanı kızıl bir şahin kaptı
şahini ecel aldı, düştü toprağa
leşini böcekler yedi
şimdiyse yaşamın bilemeyiz
hangi evresinde!
mustafa recep
nisan 2011
annem
uzak bir gurbetteyim annem
varamam yanına, yollar tutulmuş
bu kahpe felek annem
seni benden ayırmış
hem söyle hem ağla annem
belki türküler seni kandırır
seni ağlatanları mevlam yandırır
hasta olmuşum annem
kalbim ağarır
söyle bu gurbetliğe can mı dayanır…
mustafa recep
27.02.2011
varamam yanına, yollar tutulmuş
bu kahpe felek annem
seni benden ayırmış
hem söyle hem ağla annem
belki türküler seni kandırır
seni ağlatanları mevlam yandırır
hasta olmuşum annem
kalbim ağarır
söyle bu gurbetliğe can mı dayanır…
mustafa recep
27.02.2011
bütün notalardan ben varım
hangi şarkıyı söylersen söyle bu akşam
sende biliyorsun benim için çalacak sazlar
ne saba, ne hicaz ne de uşşak…
hangi makamdan okursan oku bu akşam
benimdir bütün notalar
sende biliyorsun her nağmede benden izler var
ağır ağır aksın notalar
yürük semai çalarken sazlar
ve bilmem kaçıncı fasıldan sonra
dertli dertli geçen uzun havalar
ve biterken bardaklarda meyler, tabaklarda mezeler
dilimde bir kaside göklere yükselirken
içli içli çalsın keman
ne de olsa her arızada
ben varım bu akşam…
mustafa recep
25.02.2011
sende biliyorsun benim için çalacak sazlar
ne saba, ne hicaz ne de uşşak…
hangi makamdan okursan oku bu akşam
benimdir bütün notalar
sende biliyorsun her nağmede benden izler var
ağır ağır aksın notalar
yürük semai çalarken sazlar
ve bilmem kaçıncı fasıldan sonra
dertli dertli geçen uzun havalar
ve biterken bardaklarda meyler, tabaklarda mezeler
dilimde bir kaside göklere yükselirken
içli içli çalsın keman
ne de olsa her arızada
ben varım bu akşam…
mustafa recep
25.02.2011
güneş doğana kadar
bütün ışıkları topla bu gece
yıldızlardan taç yapacağım
ve kadife geceden bir pelerin
gölge gibi dolaşmak için
bilmediğim şehirlerde
bütün korkularımdan
kaçacağım ta ki
ben onların korkusu olana kadar
ve savaşacağım durmadan
güneş doğana kadar…
mustafa recep
24.02.2011
yıldızlardan taç yapacağım
ve kadife geceden bir pelerin
gölge gibi dolaşmak için
bilmediğim şehirlerde
bütün korkularımdan
kaçacağım ta ki
ben onların korkusu olana kadar
ve savaşacağım durmadan
güneş doğana kadar…
mustafa recep
24.02.2011
yalnız
gürültü bir gecedeyim
otomobillerin farları zamansız şimşekler gibi
göz kapaklarımı yalıyor
bütün halsizim, uykusuz
aradığım başımı yaslayacak
tanıdık bir omuz…
mustafa recep
08.02.2011
otomobillerin farları zamansız şimşekler gibi
göz kapaklarımı yalıyor
bütün halsizim, uykusuz
aradığım başımı yaslayacak
tanıdık bir omuz…
mustafa recep
08.02.2011
bir sigara yakarım
her gün batışında acı bir hüzün kaplıyor gönlümü
kuşlar yuvalarına çekilirken
bir başıma kalınca bu solmuş güllerle dolu bahçede
ve artık yalnızca dikenlerini sunarken bana hayat
sensizlik bu kadar boş ve bir o kadar da huzurlu
bir başına kalmak yıkıntılar arasında
belki acıdır belki kederli ama kendiyle hesaplaşmaya başlayınca insan gerçek huzuru buluyor sonunda
ve o vakit bir sigara yakarım bütün bu yaşanmışlığa
tükenirken tütünüm ve suretim dumanlara boğulurken
ben kendi içimde sislere gömülürüm…
mustafa recep
06.02.2011
kuşlar yuvalarına çekilirken
bir başıma kalınca bu solmuş güllerle dolu bahçede
ve artık yalnızca dikenlerini sunarken bana hayat
sensizlik bu kadar boş ve bir o kadar da huzurlu
bir başına kalmak yıkıntılar arasında
belki acıdır belki kederli ama kendiyle hesaplaşmaya başlayınca insan gerçek huzuru buluyor sonunda
ve o vakit bir sigara yakarım bütün bu yaşanmışlığa
tükenirken tütünüm ve suretim dumanlara boğulurken
ben kendi içimde sislere gömülürüm…
mustafa recep
06.02.2011
siliniyor belleğimden
siliniyor belleğimden dizelerim bu gece
kelime kelime, hece hece, harf harf
yıldızlar göz kırpmıyor artık pencereden
yoğun ve kasvetli bir sis kaplamış şehrimi
beyaz fakat kirli ve öldüresiye soğuk
siliniyor belleğimden dizelerim bu gece
harf harf, hece hece, kelime kelime
ne bahar ne yaz ne de kış
her mevsim yeşildiler senden önce
çığlık olup dağıtacağım bu sessizliği
ve ışık huzmelerinin arasından sen çıkageleceksin
solgun fakat mütebessim
siliniyor belleğimden dizelerim bu gece
harf harf, hece hece, kelime kelime
ne varsa eskiye dair çözülüp gidiyor heyhat
her solanın ardından yenileri yeşermekte
ve nedense hepsi sana dair yazılmakta…
mustafa recep
26.01.2011
kelime kelime, hece hece, harf harf
yıldızlar göz kırpmıyor artık pencereden
yoğun ve kasvetli bir sis kaplamış şehrimi
beyaz fakat kirli ve öldüresiye soğuk
siliniyor belleğimden dizelerim bu gece
harf harf, hece hece, kelime kelime
ne bahar ne yaz ne de kış
her mevsim yeşildiler senden önce
çığlık olup dağıtacağım bu sessizliği
ve ışık huzmelerinin arasından sen çıkageleceksin
solgun fakat mütebessim
siliniyor belleğimden dizelerim bu gece
harf harf, hece hece, kelime kelime
ne varsa eskiye dair çözülüp gidiyor heyhat
her solanın ardından yenileri yeşermekte
ve nedense hepsi sana dair yazılmakta…
mustafa recep
26.01.2011
duman duman
ayazlı gecelerde,
evlerin bacaları tüter
duman duman
bir sis kaplar bu şehri,
sıtma nöbetleri geçirircesine
tir tir titretir
bir sigara yakarım boşluğa,
duman duman
her nefeste bir dirhem azalan
yanan şu melet midir yoksa ben miyim
duman duman üstüne
sevda sevda üstüne
yanarım ah,
keder keder üstüne,
kavrulurum
mustafa recep
22.01.2011
evlerin bacaları tüter
duman duman
bir sis kaplar bu şehri,
sıtma nöbetleri geçirircesine
tir tir titretir
bir sigara yakarım boşluğa,
duman duman
her nefeste bir dirhem azalan
yanan şu melet midir yoksa ben miyim
duman duman üstüne
sevda sevda üstüne
yanarım ah,
keder keder üstüne,
kavrulurum
mustafa recep
22.01.2011
bahar seni bekliyorum
bahar seni bekliyorum
nisan yağmurlarına hasretim
bahar seni bekliyorum
yağ toprağıma bereket gelsin
bahar yağmurlarını özlüyorum
bir nehir gibi akıp geçiyor zaman
bir yaprağım amansızca savrulan
amaçsızca yol alan
bahar yağmurlarına hasretim
yağ toprağıma ormanım yeşersin
ne kara kışlar geçirdim bir bilsen
bir bilsen kaç kere
umutsuzca dolaştım mezar başlarında
bahar seni özlüyorum
ama bu sefer ki başka
sen beni anlayamazsın ki
hiç yalnız kalmadın
sen beni yaşayamazsın ki
hiç ölüp dirilmedin
ben seni sarmalarken kanın donar bilir misin
bilir misin ellerim ayazlı geceleri bile titretir
bilir misin gözlerim ölümü bile ürpertir
bahar seni istiyorum
yağmurlarını, sıcaklığını
bahar sevincini gönder bana yaşama sevincini
bahar yeşiline hasretim
muhafızı oldum aşkımızın sensiz geçen günlerde
sakladım korudum hep en gizlilerde
nöbetler tuttum hep baş ucunda
kimseler el sürmesin diye
bahar bana neden acıyarak bakıyorsun
hadi gülüşünü göster bana
yağmurlarına hasretim…
mustafa recep
nisan yağmurlarına hasretim
bahar seni bekliyorum
yağ toprağıma bereket gelsin
bahar yağmurlarını özlüyorum
bir nehir gibi akıp geçiyor zaman
bir yaprağım amansızca savrulan
amaçsızca yol alan
bahar yağmurlarına hasretim
yağ toprağıma ormanım yeşersin
ne kara kışlar geçirdim bir bilsen
bir bilsen kaç kere
umutsuzca dolaştım mezar başlarında
bahar seni özlüyorum
ama bu sefer ki başka
sen beni anlayamazsın ki
hiç yalnız kalmadın
sen beni yaşayamazsın ki
hiç ölüp dirilmedin
ben seni sarmalarken kanın donar bilir misin
bilir misin ellerim ayazlı geceleri bile titretir
bilir misin gözlerim ölümü bile ürpertir
bahar seni istiyorum
yağmurlarını, sıcaklığını
bahar sevincini gönder bana yaşama sevincini
bahar yeşiline hasretim
muhafızı oldum aşkımızın sensiz geçen günlerde
sakladım korudum hep en gizlilerde
nöbetler tuttum hep baş ucunda
kimseler el sürmesin diye
bahar bana neden acıyarak bakıyorsun
hadi gülüşünü göster bana
yağmurlarına hasretim…
mustafa recep
Kaydol:
Yorumlar (Atom)