31 Temmuz 2012 Salı

temmuz 2012


temmuz 2012

ve bugün 2 temmuz;
ve yine bugün aklıma,
yobazın kahpe ateşiyle yanan canlar geliyor.
hesap sormaya geliyor nurlu yüzleriyle yitip giden devrimciler.
alev alev yanarken kitaplar dolusu hayat,
bakıp da söndür-e-meyen acizlerin aymazlığı geliyor.
ozanlarımızın sazlarının telinden yükselen şiirler geliyor.
aşıp da enginleri adalet için, hak için kalkan yumruklarımız geliyor.
gelip de geçiyor ömürler acılar katmerleniyor,
oy madımak madımak!
dünyayı cehennem edenleri yakmadıkça şu güneş,
gün doğmasın pencerenden...

(madımak'ta katledilen canlar anısına. 02.07.2012)

*

''bir içli keman çalmaya görsün ya da bir kanun;
düşünürüm, düşünceler denizinde yorgun.
sıradan bir günde ölmek ne zormuş meğer,
önümde mütecaviz yükselirken yanılmışlıklar.
hemencecik aldanırmış meğer,
çocuksu gözlerimiz pamuk şekeri yalanlara.
uyku tutmazmış meğer,
gölgeler yeterince kararmadıkça.''

(04.07.2012)

*

aşıklar zamanıdır;
yaz yağmurlarının pürtelaş katarlar misali geçtiği...
devrimin mücrim çocuklarının son ihtilalin gözyaşlarını içtiği...
karanlığın kasvetli ellerinin ecel misali nefesimi kestiği...
bu mevsim o mevsim midir?

aşıklar zamanıdır;
tutku denizlerinde yorgun aşk gemilerinin battığı...
yazılmış olana karşı isyan bayraklarının güller misali açtığı...
savaşlardan muzdarip atlıların korkusuzca ölüme kaçtığı...
bu mevsim o mevsim midir?

aşıklar zamanıdır;
kızıl rüzgar estiğinde dinsiz ruhların şirk saltanatını yıktığı...
hakkın sözcülerinin çölde sürgün misali acı izler bıraktığı...
'la ilahe illallah' tanrıların gölgesini şiirlerin yaktığı... 
bu mevsim elbet o mevsimdir.

(altı temmuz iki bin on iki)

*

masal geçitleri

bereket rüzgarları türküler çağırdığında
gökyüzünün, yağmuru toprağa nakış nakış işlemesini görmelisin
görmelisin ağaçların damlaları nasıl kucakladığını
sen ekmeğimsin kıtlık zamanlarında
ve şarabımsın dolunay akşamlarında

dinle bak bir masal anlatayım,
güneşin ötesindeki sonsuzluktan
hani tanrının zaman zaman inzivaya çekildiği
o uçsuz bucaksız karanlıklardan

gölgelerin içinde şimşekler çaktığında
yıldızlar dağılıverirmiş korkudan
gene öyle bir zaman olmuş, söndürmüş kandilleri
dönence katmış katıştırmış önüne nur-u desteyi

en uzak ve en ıssız kıyılara sürmüş
öyle bir boşluk ki, benim boşluğum;
senin olmadığın zamanlardaki.
nasıl derin, nasıl soğuk, nasıl gece anlatamam

parıldamaz olmuş yıldızlar ve korkar olmuşlar
delirmiş bir tanesi isyan etmiş allahına
parçalamış kendini savurmuş etrafına
ve çoğaltmış ruhunu, yalnızlığını boğarcasına

insan bazen uzayın sonsuz boşluğunda kaybolup,
o soğuk ve karanlık dehlizlere düştüğünde
delirip parçalamıyor mu kendisini
işte şu samanyolu bile belki, böyle bir cinnetin peydası

en çok da aşk delirtişmiş insanı bilir misin?
en güzel hikayeler sevdaya dair olanlarmış,
ve onlar sonsuzluğun çoğalan hudutlarında gezinirlermiş
ve yine onlar, unutulmuş yaşanmışlıkları bize getirirlermiş

yoksa sen,
ruhumdaki ihtilal ateşlerini körükleyen,
o müşfik gözlerine son bir defa uzun uzun dalıp
kendime böyle masallar biriktirmeden, külleneceğimi mi sandın?
görmek nasip olmasın.

(09.06.2012)

*

Gün yine akşam olur ellerinde güneşin kızgın yalazı
Ansızın devrilir gökyüzü dudağında hicaz bir şarkı
Mihrabım sen, ayım ve yıldızım hasretim gözlerinin kahvesine, dalgınım
Zamanın bile bir türlü silemediği sesindeki o bulutsuz rayiha
Eğer sen olmasan ve karanlığa yeni ay gibi doğmasan, öksüz kalırdı dizelerim;
Kül olur, savrulurdu saçlarının dalgasından
Uzaktaki gizli diyarlara
Lal olur, akardı kirpiklerinin karasından
Aşk ile sonsuzluğa.

(11.07.2012)

*

bak bir aşık seslenir bulutlardan aşağı
toprağı çeker elleri yıldırımlardan
kederli, yarım ve dahi eksik yürekleri
bilekleri eflatun, ve mor salkımlı kemerler gibi ince
daha nice gelmiş, geçmiş hayatlardan arta kalan mezar taşları
etrafında sıra sıra dizilmiş fanilerin biçare yakarışları,
sen de gidersin gün gelir
gün olur belki ben giderim
sevme, ben daha çok severim
lakin gitme; tarifi zor, tamiri ise namümkün
hezeyanlar kalır geride...

(17.07.2012)

*

zemheride bir güneş olup da gözlerin,
doğdu yine yüreğime
alıp da bu divane serimi hırçın rüzgarın,
savurdu yine dizlerine
bir rubu asırdı tükettim, senden öncesi
bir o kadar gücüm var mı bilemem sonrasına
denize attım kibrimi ve gururumu yaktım,
soğuk bir gecede öylece geldim,
çirkin ve huysuz
sanma ki sevdalar kusursuz
biliyorum benden beri uykuların huzursuz
ve benden öte umutsuz
gökkuşağı sıcaklığındaki tenin hanifta tadında
ve sen bütün kaidelere inat,
zemheride bir çiçek olup açtın,
ömrümün tam ortasında...

(19.07.2012)

*


temmuzun sıcağında mevsim üşüyor
bırakta üşüsün
zaten ellerim soğuk, soğuk gözlerim
hasret ayazlarına yenilmişim

mahyalar ışıldar
gecenin içinde, yükselen minarelere eş
bir zifir duman olayım,
adalar vapurunda
kalabalık nefesler savursun beni
dağılıp kaybolayım bolşukta

temmuzun sıcağında mevsim üşüyor
bırakta üşüsün...

seni hayat çağırıyor
sesinde nice baharın gülüşü

ben yalnız bir ölüyüm
surlara asılmış bedenim

seni maviler çağırıyor
ben düşlerde gömülüyüm

şimdi git,
âhirden sonra gel.

(29.07.2012)

*


maviler siyaha aldanırsa
düşler elbet kapılır umutsuzluk girdabına
duydum ki görenler olmuş benden başka
dudum ki sevenler olmuş

ağır bir roman yapmaz daha yaşadıklarımız belki ama
aşkın omuzlarımdaki yükü güneşin ağırlığınca
duydum ki görenler olmuş benden başka,
duydum ki sevenler olmuş

yağmurlu bir istanbul sabahı
sana kaçmayı tasarlasam
kaldırımlar bacağımı kıracakmış,
rüzgar düşman olup tersin tersin esecekmiş
duydum ki görenler olmuş benden başka,
duydum ki sevenler olmuş.

( 27.07.2012)

*

uzaklara dalar gözlerin
bize geçmişten hatıralar getirir
demet demet gülüşler açar soframızda
ve asude şarkılar söylenir hep bir ağızdan
gecenin anısına...

(28.07.2012)

*

onlara (insanlara) gerçekleri değil duymak istediklerini veya sadece bilmeleri gerekenleri söyleyin. maskeli baloda maske takmak iyidir. aksi halde zaten eğreti duruyor. elbette bütün bu keşmekeş içinde her şeyden münezzeh tuttuğunuz kimseler başka! 
(30.07.2012)


''every night again born and every morning again die''
(31.07.2012)

Erdoğan’dan ‘yatırım’ çelmesi


Erdoğan’dan ‘yatırım’ çelmesi

Sermayenin getirisi faiz, doğal kaynakların getirisi ise ranttır. Doğal kaynaklar (toprak) genelde kamu mülkiyetinde bulunur. Başbakan bu ‘rant’ yabancıya gitmesin istemiş olacak ki kamuya ait tüm taşınmaz malların satışı, kirası, devri ve takası için Başbakanlık’tan izin alınması şartını getiren bir genelge yayımladı.

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren söz konusu Başbakanlık genelgesi şöyle: “Kamu kurum ve kuruluşları (Belediyeler ve il özel idareleri hariç) ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait şirketlerin, kendi mülkiyetlerinde veya tasarruflarında bulunan taşınmazlarıyla ilgili olarak; kamu kurum ve kuruluşları, vakıf, dernek veya bunların şirketlerine, gerçek veya tüzel kişilere; satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemleri için Başbakanlıktan izin alınacaktır.”

16 Haziran 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren genelgenin etkileri yavaş yavaş belli olunca yatırımcı çevrelerde panik havası esmeye başladığına dair dünkü gazetelerin ekonomi sayfalarında çeşitli haberler yer aldı.

Daha önce yatırımlar için ilgili dairelerden ayrı ayrı izin alınıyorken şimdi bu izinler tek elde toplanacak. İlk bakışta uygulamada kolaylık olacağı düşünülse de Başbakanlığın bu konuda yeterli alt yapı çalışmasının ve teknik kapasitesinin olmaması yatırımcıları endişelendiriyor. Bu ise yatırımcı çevrelerde endişeleri artırarak yığılma olacağı eleştirilerinin yapılmasına neden oluyor.

Uzmanlar, söz konusu genelgenin çok geniş bir uygulama alanını kapsadığını söylüyor. Belediyenin park yapmak için isteyeceği kamu arazisinden, bulunan altın rezervlerinin taşınmasına kadar veya kamu arazisine kurulacak baz istasyonunun yerinin kiralanmasından yüz metre karelik bir kamu binasının kiraya verilmesine kadar bu genelge ile Başbakanlığın onayını gerektiriyor.

Daha önce kanun hükmünde kararnamelerle nasıl yargı kararlarının çevresinden dolanıldığını gördük. Şimdi ise diğer devlet kurumlarının yavaş yavaş işlevleri azaltılıyor. Anayasa’nın 112. maddesinde ‘‘Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.’’ der. AKP iktidarı döneminde Başbakanlık, adeta inceden inceye bir saltanat makamına dönüştürülmektedir.

Başkanlık rejimi mi dediniz, sizce gerek kaldı mı?


30.07.2012

1 Temmuz 2012 Pazar

haziran 2012


haziran 2012

''rengarenk kurdeleler salınır nazlı nazlı
 dilek ağacının uykusuz dallarında,
 yaprakları birer umut çiçeği,
 meyveleri hayal meyal anılarda.

 bir şarkı söyle semada yankılansın
 bülbülleri kıskandıran, gülleri ağlatan
 bir şarkı söyle, biraz seni anlatan.

 nazım'ın gözlerinden fırlayıp,
 mavi kıvılcımlar saçarak gelen
 şu dizelerin yadsınamaz gerçekliği,
 ciğerlerimi kurşun gibi yakıp geçiyor.

 gün haziranın yanı başına sokulmuş
 kabahatini bilen çocuklar gibi bulutsu...

 seni artık eskisi kadar sevmiyorum,
 sana şiirler yazmayacağım eskisi gibi,
 çünkü seni şimdi bir başka seviyorum;
 daha bir tutkulu,daha bir vazgeçilmez
 ve daha bir ben gibi seviyorum.'' 

(03.06.2012- nazım usta'nın anısına yazılmıştır.)


''şimdi dolunayın pırıltılı gözlerine uzun uzun bakıp sana şiirler yazmak vardı ya, ama yap-a-mayacağım, mürekkebim tükendi''
(04.06.2012)


...''istiskal eyledi gece bulutları, ayı muzaffer kıldı
yalancı kandiller yanar olmuş hümayun rahlesinde
vatan-ı mukaddes, içtiğin kanlar haram olsun
damlarda dirhem dirhem eriyecekse kılıcın kesemediği kafalar
şu toprağında çürümüş kuvvacıların etleri zehir olsun, zıkkım olsun
bende alır divane serimi vururum mihenk taşına
ederi bilinir mi hiç, etmez gavur akçesiyle beş pare
ey sırnaşık gaflet, ey sonsuz göklerin sergüzeşt mimarı
bu ebleh-i ahaliyi tutarsın da bizi ne diye hakir görürsün''... 
(04.06.2012)

''hangi baharın gülüsün ey güzel
işvendeki yel kalbimde eser
bu çeşmim gördü göreli haleli çehreni
gayri iflah olmaz verseler cenneti
sine-i hanemde açtı kızıl karanfiller
tadı zehir bilmezsin mey-i yalnızlığın
gel naz etme ne olursun, ey güzel
varalım seninle tadına aşk şarabının''
(11.06.2012) 


''bulutlara hasrettik çölgeçen mevsiminde,
 sessiz bir uçurum gizli gölgelerin içinde,
 şimdi adın bile yok şarkılar güftesinde,
 uzakları sevmeler ve ayrılığa müptela,
 ruhuma müessir bu hayı huy, 
 kavuşmak arifesinde.''
(16.06.2012)


''bir kere daha dokunabilmek için gülüşüne
 alev yağdıran güneşe inat,
 koşar adım geçtiğim yorgun kaldırımlar şehri
 bir masal anlatıyor,
 okunmamak için yazılmış sayfalardan
 belki yasak belki de gizemli.
 tutmuş dilimden çekeliyor lal dolu şişeler
 martılar kaçışırken sirenlerin sesinden
 dinle bak, duyacaksın kalp atışlarımı
 yüz bin metre öteden''
(23.06.2012)

''bir şeyin doğruluğu veya yanlışlığı onun var olduğunu gerçeğini değiştirmez'' (24.06.2012)


''dolanmış yine saçlarına vapurların makûs çilesi/
bu anlaşılmaz keşmekeş içinde, hercümerç oldum bilesin
dersaadet'te bir akşamüstü,
galata'nın suları yorgun ben yorgun.

satır satır bulutlar çiziyorum semaya
ve senin kaşların için parlak bir hilal
gecenin ortasına,
gözlerinin karanlığına tutkun yıldızlarım
yalnız ve bahtsız cüretim,
sultanahmed'in güvercinleri gibi müteyakkız
yalnızlık deminde.

nazende haziran şenlikleri,
son kertesinde hülyamızın
deryalar aşıp da gelen dilrüba sesi
ve sisleri ve sisleri...


münasebetsiz ardı ardına patlayan flaşların gölgesinde,
ciğerlerime karanfil dumanı doldurarak
sana geçmişten dünyalar tasarlıyorum,
gurubun veda çanları titrediğinde 
dilimde ayrılığa dair birkaç dize;

binevayım bilesin,
hicranıma çare olsun deyu
açmadı ki çehrenizde nur-u gülzar
neyleyim cancağızım neyleyim...''
(25.06.2012)


''gitmek zamanı çoktan geldi geçti,
dolunayı bekleyemem tutma beni
yelkovan kuşları derin bir yasta
kalmam gayrı bu diyarda
yükleyip sırtıma aşkın olanca yükünü,
sen ve ben müstesna
yıldız alacası bir gecede
uçacağım uzak okyanuslara''
(26.06.2012)


''eski bir türkü alır beni
ıssız gecelerinde şehrin
savurur düşlerimi uykulu yalnızlıklara,
ah bu ben,
ah benim yitip giden benliğim
dalgalarında kayboldum sebepsizliğin,

sorular türetiyorum kendime dair
çetrefil cevapları olan,
senin yolu göstermeni bekliyorum
haksızım biliyorum hem vurgunum yağmurlarına
yalanım belki yanılmışım,
yok henüz ihanete uğramadım
yaşamak değil yaşayabilmek umuduyla hayattayım
tam burada karşındayım.

şarkılar söyle bana,
çocukluğumuzun çiçekli bahçelerinde yazları
güneş yorulana kadar koşuşturan
ve cennet yaşamışlığımızın
müteheyyiç serüvenlerini anlatan

tek yudumluk zamandayım
bırak doldurma bardağı
kalmak dürtüsüyle gitmek çabasındayım''
(27.06.2012)


''yolculuk zor bu sefer, geri dönüşler harmanı
bırakmak zor tutkulu bakışları
ah gözlerim eriyecek biliyorum
kalbim gibi, kan ve kül bırakarak geriye.

neruda'nın aşk sonelerinden bir sayfa tutuşturup
mavi tuz parıltısı münzevi ellerine,
nasıl sığdırırım sevgimi cümlelere
duvarlar ağlar şimdi yazarsam
asıl yazmazsam, söverler gelmişime geçmişime. 

rüyadayım yalın ayak, haziran bahçelerinde
ıslak gözlerimde bakışlarının tortusu
sonsuz kaldırımlar uzanır caddelerin yüreğine
bu şehir beni değil seni seçti mazurum.

hoş geldin sefa geldin hicranım, 
karaköy iskelesinde yalnızlığıma kaçmaktayım
beni saymayacaksın kimliksizim
hem mendilim suya düştü, yarı ıslanmışım
sen gelme, artık demir alalım.

ne vakit arzuhalim söylesem 
suratıma tokat gibi inen bakışların yakar rüzgarı
sonra usulca çalar sessizlik çanları.

şu köhne meydanı sarmalayan insan kalabalığına karışmış;
denizin ve toprağın, suyun ve buğdayın kokusu altında, 
soğuk taşlara serip gölgelerimizi
güneşi bile vakitsiz batırmadık mı
veda akşamında.''
(28.06.2012)

''bir kelebeğin ömrü kadardır sanırdım aşkı, yanılmışım. meğer bir lanet kadar uzunmuş, süren ömür boyunca '' (30.06.2012)

mustafa recep