29 Nisan 2010 Perşembe

sevincimiz hapsedildi

sevincimiz hapsedildi

kara bulutlar gezinir hanidir semalarımda
zehir gibi bir rüzgar esiyor ne vakittir ıssız ovalarımda
delirmişçesine çığlık atıyor meleklerim
ve kanatları kesik bir halde düşüyorlar yıldızlar ülkesinden
hayra alamet değil bu gülüşmeler
kahkahalarımızın gürültüsünde sevincimizi hapsettiler
bizler duymadık…

ağlıyordu meleklerim
cehennem şarkıları söylerken ben
şeytanın krallığında, süngülerin ucundalar
kalpleri sökülmüş,
sevgimiz hapsedildi işte o vakit
bihaberdik olanlardan sanki başka bir alemdeydik…

beni her gece yarısı parça parça ettiler
ve ben her şafak vakti yeniden dirildim
her seferinde bir meleği idam ettiler
acılarım dindi o vakit harlı ateşleri yakmaz oldu tenimi…

nefret kıvılcımları içten içe tutuşturdu intikam ateşini
kudretim hiç olmadığı kadar karanlık ve acımasız şimdi
günahkar ruhlarınızı sonsuza dek kovmak için yeryüzünden,
zührenin gölgesi suya düştüğünde gazabım üzerinize olsun…

mustafa recep
29.04.2010









müebbet hapis

müebbet hapis

nefes alıp vermek bile ağır gelir bazen
intihara meyilli bir beden
uçurumun kenarında yapayalnız
kanatları kan içinde
ayakları sıkıca bağlı kayalara
gümüş ipliklerle

geceyi imrendirir karanlık gözleri
ve boşluğu anımsatır solgun bakışları
ruhu sönmüş bir halde
terk edilmiş çürümeğe

uçurumun kenarında bir nabız daha
bir nefes, bir düşünce ve bir anı
uçurumun kenarında
cennet parıldarken karşı kıyılarda
dayanılmaz bir an bile bu vuslat yolculuğuna

intihara meyilli bir beden
içinde müebbet hapis işte ben…

mustafa recep
28.04.2010



24 Nisan 2010 Cumartesi

sevgiliye mektuplar-2

sevgiliye mektuplar-2

uçtumu seher kuşları eftelya
demirledi mi gönül limanlarına sevda gemileri
esti mi seher yeli eftelya
indi mi kaçak yolcular bir bir gemilerden
aşıklar rıhtımına
son yolcusu benim eftalya
bir turnanın kanadına tutunup da geldim
öfkeliydi deniz bana gemilere binemedim
onu yakamozla büyüledim

bütün maviliğimle duruyorum karşında
gözlerinin kızıllığı içimi acıtsa da
bir dirhem uzaklaşsam senden buz kesileceğim
bir dirhem yaklaşsam sana eriyip gideceğim
ben ki bir pervane sonsuza dek seninle dönmekteyim.

mustafa recep
25.04.2010

m.r.k.

*‘erişilebilir olun ama ilişilebilir olmayın; ulaşılabilir olun ama bulaşılabilir olmayın’
(barbaros şansal’ın ‘‘erişilebilir olursanız ulaşılmaz olursunuz ulaşılmaz olmaya çalışırsanız sadece yok olursunuz’’ sözü üzerine yazılmıştır)

*‘pek yakındır rüzgarı arkamıza almamız o vakit işte başlar kadınlarımız söylemeye istiklal şarkılarını!’


* ‘‘serde akıl durmaz insan yaşlandıkça, tutmasını bilmezsen uçup gider sonunda, bunayanlar boşuna bunamadılar oysa!
16.04.2010

*‘dünya semazen misali dönmekte şu anda ve her anda, aslında semazenler evrenin kötü bir taklitçisi konumunda, sanki akıp gitmeyecekti zaman dönmeseydi dünya!
16.04.2010

*asimile edenler, asimile ettiklerince asimile edilirler; bunun manası şudur, milletleşme sürecinde topluluklar kendilerinden daha baskın kültürler tarafından özümsenince kendi benliklerini yitirmekle beraber baskın kültürü de hemen hemen aynı oranda etkilerler…

24.04.2010

17 Nisan 2010 Cumartesi

düşenlerin ardından

düşenlerin ardından

söyle hadi o hüzünlü şarkımızı
ayrılık içimizdeki en derin sancı
dağılmış saçların rüzgara karşı
maziye bakan sisli gözlerin birini arar hatıralarda
benim halim ise hepten acınası
sen ve ben
yenilmiş bir ordunun kılıç artıkları
savaşma yetisinden yoksun
sen kaçak ve ben sürgün
yaşamaktayız hayatı,
alacakaranlık ruhum
gündüz nöbetlerinde geceyi yaşamaktayım
kan süzülür damla damla parmak uçlarımdan
bir masaldır şimdi senin hatıran
anlatılması yasaklanan

mustafa recep
17.04.2010

10 Nisan 2010 Cumartesi

...ve şimdi ben!

..ve şimdi ben,
okyanus kadar derin, gökyüzü kadar sonsuz, toprak gibi verimli, ateş kadar yakıcı…

ve şimdi ben,
yudum yudum içiyorum insanlığı, beynimde parıldıyor her anın kıvılcımları…

ve şimdi ben,
grevdeki emekçi, manisa’daki süt üreticisi,
atanmayı bekleyen öğretmen,
tarikat yurdundaki bir kız çocuğu!

ve şimdi ben kırgızistan’da bir isyancı,
bilmem hangi talkshow da dilsiz şarkıcı,
paydaş bir kanalda yandaş bir ‘aydın’
evlilik programındaki azgın dul ya da ciner pavyon’da uzun bacaklı anchorgirl!

ve şimdi ben,
elleri kelepçeli bir komutan,
dünya seyahatindeki başbakan,
uyuyan bir vekil,
‘seçilmiş’ bir hırsız!

ve şimdi ben,
yalanlanmayı bekleyen bir iddia,
tele kulak bir eş,
face book’ta sosyal mesajcı,
ve bir köşe yazarı ‘dönmediği’ için köşeyi her köşeden kovulan…

ve şimdi ben,
aden körfezi’nde bir gemi korsanı,
taraf’ta bir muhbir,
ortadoğu’da yetim bir çocuk,
yol kenarındaki ‘topbaş’ lalesi!

ve şimdi ben,
okulun üçüncü katından atlayıp intihar eden son sınıf lise talebesi,
hacettepe’de rektörü tarafından fişlenen bir üniversiteli,
prag’daki satranç tahtasında bilmem kaçıncı silahsızlanma anlaşmasını imzalayan,
siyah ve beyaz!


ve şimdi ben,
silivri’de tutsak ergenekon sanığı,
beşiktaş’ta ifade veren yalancı tanık,
göğün yedinci katına yükseltilmeyi bekleyen ‘emek sineması’

ve şimdi ben bilmem hangi beyazcamdaki Mustafa Kemal!

ve işte ben,
bir şiir damla damla düşünceden süzülen,
ve işte ben,
bu düşünce denizinde boğulmuş bir su damlası,
ve şimdi siz,
atın beni içinizden!

8 Nisan 2010 Perşembe

damlanın evrimi

damlanın evrimi

gökyüzü çatmış kaşlarını
çehresini karartmış
şimşekler çakıyor gözlerinde
serin bir yel esiyor önce kuzeyden
birazdan hepimiz ağlamaklı
birazdan hepimiz sırılsıklam
ve hepimiz coşkulu
bir sel gibi akıp gideceğiz damarlarınızdan
ve birazdan damlaların evrimi
gökyüzünün devrimi
billur iken gökyüzünde,
bulanıklaşacağız yeryüzünde
işte dağılıyor bulutlar
intihar etmekte olan bir damla
yaprağın ucunda
güneş gibi parıldamakta…

mustafa recep
07.03.2010