22 Mayıs 2012 Salı

Medya’nın Gözleri


Medya’nın Gözleri

''caddeler boyunca geniş kaldırımlara yığılmış 
sanki yaprak ölüleri köhne matbuat
adımları ağır aksak savrulan 
güneş bile kol kanat geriyor
ellerinde flamalarıyla al beyaz geçidin coşkusu
bugün günlerden mayıs…’’

Bakmak, görmek ve görmezden gelmek, belki de görememek. Yeni bir durum değil nede olsa medyanın önü perşembe pazarı, arkası balıkçı hali. Biraz ihale, çokça kıyak yeme de yanında yat. Devletin altını oyup ‘sosyal devleti’ sosyal transferlerden ibaret kılınca, yüzde bilmem kaç ecnebi sermayeli özel sektör kartellerine sırtını dayayınca, krizlerin ‘teğet’ geçmesi için ve bu yalanı da milletin afiyetle yemesi için bunlar usulünce ‘holding’ medyası tarafından masamıza sunulmakta. Bir al gülüm ver gülüm halidir. At gözlükleri taktıklarını görebiliyoruz, çok yakışmaktadır.

‘‘ceplerimizde sayfalar dolusu yağmur bulutu
sancaklarımızı göğe mızrak mızrak dikişimizi görmelisin
bu sular seller gibi çağlayan şarkıları
ve on binlerce sıkılı yumruklarımızı 
bugün günlerden mayıs...’’

Görmezler çünkü göremezler, görmemek için bakıyorlar ve ‘habercilikten’ başka her şey için vardırlar. Birkaç vicdan sahibi yazar dışında hepsini bir sepete koyuyorum. ‘Çürük yumurtalar’ belki paskalya bayramları için gayri müslim dostlarımıza boyamaksızın gönderebiliriz işe yararlar.

Korkuya ram olmaktan kurtulmak için onu kaygılarınızla beslemekten vazgeçin. Ne yazık ki bu yolda hiçbir emare göremiyoruz daha çok bağlılık yeminleri edilmektedir. ‘Aydın bar, ciner pavyon ve ferit’in kıraathanesi’* ecnebi olanı saymıyorum birde tanık (belki de müşteki) ‘Karamehmet mecmuasını’ ekleyebiliriz ve TRT’de ısrarcı olmak zorundayım. Dönüşümün en saf halidir, bir deney faresi gözüyle bakabiliriz. Bunlar işin ‘paydaş’ kısmı birde ‘candaş’ olanları var ki yalancının mumu yatsıya. Bunları bir kalem geçtik diyelim peki, sureti haktan görünüp son kertede yan çizenlere ne demeli? Hangi ‘taraf’ daha ahlaklı?

‘ ‘gene suç işledik ferman yakındır
eğmedik boynumuzu rezil despotlara
yıkarız yıkarız tahtları elbet
bu ucuz saltanatı kuran gafletimiz değil mi 
yıkarız zamanıdır yıkarız elbet
bugün günlerden mayıs...’’

Yanılmadınız, onlardan söz ediyorum. 19 Mayıs’ta yürüyen yüz binlerce genci gör-e-meyen gözlerden, sanki bir şaşılık halidir; ‘körle yatan şaşı kalkar’. Diğerlerinin körlüğü nankörlük etmemelerinden anlayabiliyoruz ‘paydaş, yandaş birde candaş’, bizim şaşılarda ‘koldaş tutmak’ azmindeler.

Bir başlangıçtır ve büyük bir uyanıştan beslendiğini not ediyorum. Yükselen faşizme, direnen gençliğin yumrukları karşı koymaktadır. 19 Mayıs’ta yürüyen geniş kitle yarının Türkiye’sini kuracak kararlı Türk Gençliği’nin kalbidir. Şu haliyle görmemelerinden daha doğal başka bir şey olamaz. Büyük korkunun yansımasıdır. Neden ‘viva’, ‘Türk Bayrağı’ neden az, neden ‘Türk Gençliği’ değil de ‘Türkiye Gençliği’ gibi eleştiri adı altında inceden saldırma ve yıpratma psikolojisiyle sorulan kıskançlık dolu sorular başka bakar körlerin halet-i ruhiyesini özetlemektedir.

‘‘sende şimdi sımsıkı sarıl bu bayrağa
eflatun masallardan yükselen ezgilerle,
dalgalansın on dokuz kere istiklal
rıhtımda paldır küldür deryaları aşan sesimiz
bugün günlerden mayıs
ve biz hep o vapurdayız...''

Mustafa Kemal’in devrimci ideolojisini anlamayarak sözüm ona sosyalizme alternatif bir sistemmiş gibi sunan ‘hızlı’ Kemalistlerin ‘sığ’ tezlerinin bizleri Kemalizm’i sulandırmakla itham etmelerine şaşmıyorum çünkü aynı korkunun tezahürüdür. Gene bu kesimlerin 90’lardan bu yana yükselen ulusal dalganın mimarlarını karalayarak aralarında ikilik yaratmak çabaları, sözüm ona ‘Türkçü, Atatürkçü’ bazı kesimlerin kaymağını yedikleri bu değerleri ellerinden alıyor olmamızdandır. Millet uyanıktır, iradesi sandığa ama yansır ama yansıtılmaz ancak tarihi yazacak olanlar milletin desteğini arkasına alanlardır. Suriye halkına ve Ortadoğu’da Cemal Abdülnâsır sonrası kemalizme en yakın, emperyalizme kendi çapında direnen tek kale olan Esad’a gönderilen destek mesajlarını da göremezler. Suriye meselesi mi dediniz? O bahsi diğer…

Uzatmayı lüzumsuz buluyorum ve bitiriyorum. Buradayız ve mücadele edeceğiz. Yıkarız ve daha iyisini kurarız bizim işimizdir, görmek istememeleri bundandır. İnsanların gözlerindeki korkuyu ancak gözlerini kapadıklarında görebilirsiniz.

M.Recep Erçin
22.05.2012

* ‘Aydın bar, ciner pavyon ve ferit’in kıraathanesi’ Yalçın Küçük’ün ‘İç Savaşta Üç Kardinal’ yazısından alıntıdır.

18 Mayıs 2012 Cuma

Hortlayan Tiranlık


Hortlayan Tiranlık

Nasıl bir kana susamışlıksa doymak nedir bilmiyor ‘şeytan’ın kendisidir ve kıyameti getiriyor. Demokrasi bir kılıftır, not düşüyorum. Bizler demokratikleşemediğimiz için ‘barbar’ ilan ediliyoruz. Kendi ‘tiranlıklarını’ gizlemek içindir. Burada kesiyorum ve söz sırası James Petras’da:

‘‘Saddam döneminde Irak, evet bir diktatörlüktü; ama ulusal, seküler ve modern bir devletti. Bu devlet tam anlamıyla parça parça edildi. Binlerce bilim adamı, binlerce profesör, modern seküler bir rejimle özdeşleştirilen binlerce entelektüel öldürüldü. Emperyalizm bir ülkeyi işte böyle yok eder. Emperyalizm bir ülkeyi bir yandan sömürüp bir yandan da kalkındırmaz. Emperyalizm bir ülkeyi yok eder. Irak’ta olan şey bugün Libya’da tekrarlanıyor. Libya da tamamen parçalandı ve yok edildi. Afgan halkının yüzde 90’ı ABD yerine Taliban’ı tercih ediyor. Bu tercih bize bir ortaçağ yapısı olan Taliban değil emperyalizm hakkında fikir veriyor. Taliban hiçbir zaman gece köylere girip evleri taramadı, düğünlere bomba atmadı. Bunun adı barbarlıktır. Bir tür ortaçağ emperyal barbarlığına doğru gidiyoruz. Tanık olduğumuz petrol havzalarını ele geçiren ama ülkenin gerisini ekonomik olarak geliştiren eski tip bir ekonomik emperyalizm değil.’’ (1)

Eskisi veya yenisi aynı sakızın çileklisi diyebilirim. Sistem çökerken hırçınlaşıyor buna mecburdur, insanların ruh halleri kurdukları düzenlere de sirayet etmiş vaziyette. NATO artık güvenlikten çok güvensizlik inşa etmektedir. Perdeyi kaldırmıştır ve kartlarını açık oynamaktadır. Yoldaş Fidel ‘soykırımcı’ ilan etti. Öyledir, biz katil diyoruz ve kirli pençelerini üzerimizden çekmesi için hücum ediyoruz bu yüzden kelepçeliyiz bizden başkası sökemez, omuzlarımız belki çökmüştür ama başımız hala dik. Bundan sonrasını Yoldaş Fidel’e bırakıyorum ne de olsa ezelden düşmandır:

‘‘Bu askeri ittifak artık insanlık tarihi boyunca görülen en vahşi baskı aracı haline gelmiştir. Sovyetler Birliği’nin varolduğu dönemde kurulması için türlü bahaneler yaratılan NATO artık tam anlamıyla dünya halklarının gardiyanı haline gelmiş durumda.’’

‘‘Tüm zamanların en güçlü imparatorluğunun başındaki oligarşinin çıkarları ve iktidarı kendi halkları dâhil olmak üzere tüm dünya halklarına dayatılmış durumdadır ve bu iktidarın adaletsiz ve ahlaksızlığı aşikâr durumdadır.
ABD despotluğu tüm dünyada siyasi, ekonomik, teknolojik ve askeri alanlarda hissedilmektedir.’’(2)

Şimdi ‘tiranlığa’ geçebiliriz. Bir ‘çöküş’ halidir anlayabiliyorum. Acıdır ama çökmektedir, kimse hızlı olacağını söylemedi ve külfetine katlanacak olanlar gene ‘ayaklardır’. Ortakları çoktur, müteselsil kabul ediyor ve maliyeti dağıtıp zevahiri kurtarmak yegâne tesellileridir. Avrupa’da bunu görüyoruz; çöküş ağır, sancılı ve acıdır. Bir cinnet halidir ‘tiranlıktan’ söz ediyorum. Sonrası benden ziyade diyerek bitiriyorum:

‘‘Muteber bilgiden yoksun insanlar çaresizdir ve Batılı halklar tam da bu noktadadır. Yeni zorbalığın yükseldiği yer Rusya veya Çin değil Batı’dır. İnsanlığın karşısındaki tehlike ise Oval Ofis’teki nükleer  düğmenin olduğu çantanın içinde ve yeryüzünün en cahil ve yanlış malumata sahip halkı olan beyni yıkanmış militan Amerikan nüfusu arasında bulunmaktadır.’’(3)

İnsanlık yeni bir dünya inşa edecekse ‘yeni dünya düzeni’ değil ‘insanlığın vicdanının düzeni’, işe öncelikle tanrıları asmakla başlamalıyız. Bilmem anlatabildim mi?

M.Recep Erçin
18.05.2012

1- James Petras'la 'Arap İsyanı ve Emperyalist Karşı Saldırı' üzerine ( sol.org.tr 18.05.2012)
2- Fidel Castro ‘Ruz NATO’s Genocidal Role 1-2-3-4-5 (monthlyreview.org 23.10-1.11.2011) yazıdaki alıntılar 1 ve 2. makalelerdendir.
3- Dr. Paul Craig Roberts ‘The New Tyranny: Does The West Have A Future?’ (globalresearch.ca 10.05.2012)





17 Mayıs 2012 Perşembe

Çöken Bir İmparatorluğun Gözyaşları


Çöken Bir İmparatorluğun Gözyaşları

Son zamanlarda çok konuşur oldu, yaşlılığına veriyorum. Böyleleri için gözü toprağa bakıyor derler ama bana hiç niyeti yok gibi geldi. İhtiyar şakıdı diyorum, önemlidir altını çiziyoruz.

Brzezinski’den söz ediyorum, tonton dede’nin nasihatleri:

‘‘Dünya'nın daha canlı ve enerjik bir Batı'ya ihtiyacı var. Yeni küresel düzen için demokrasi ve anayasal hükümetleri kucaklayan ve bu değerleri yayan ABD ve Avrupa'dan oluşan bir Batı gerekli. Bu eksene özellikle Türkiye ve demokratikleşme sürecini tamamladıktan sonra Rusya'da dâhil edilmeli.
Türkiye'nin de dâhil edildiği bu yeni batı ekseni ABD'yi Çin ile ortaklık kurmaya cesaretlendirmeli, Japonya ile Çin arasında uzlaşma sağlanması için çalışmalı, Hindistan ile Çin arasındaki gerginliği azaltmak ve olası
çatışmaları engellemek için arabuluculuk yapmalı. Yeni yükselen güçleri içinde barındıran Batı, tüm bunları gerçekleştiriken özellikle de ABD, Asya kıtasında doğrudan askeri bir müdahaleden kesinlikle uzak durmalı.’’ (1)

Rusya’nın demokrasi sürecini tamamlaması Atlantik’in denetimine girmesi olmasın. Hadi bizi bir kalem geçtik nede olsa CFR memorandumuyla kurulmuş bir iktidar partimiz var. İpleri yeniden eline alan bir Putin varken Rusya’yı buna nasıl dâhil edecekler şaşıyorum ve ihtiyarlığına veriyorum. Rusya’nın ‘Slav hinterlandını’ hâkimiyetine alma gibi bir çaba içerisinde bulunmasının sakıncalı olacağını ve Rusya’nın bundan kaçınması gerektiğini tembihliyor. Fakat ‘Güney Osetya Savaşı’ daha dün denilecek bir zamanda vuku bulmuşken Brzezinski’nin tembihleri temenniden öte geçemiyor. Dünya’nın ihtiyacı ‘daha canlı ve enerjik’ bir Batı’dan ziyade emperyalizmin pençesinden kendini sıyırmaktır.

Yüksek kademeye yakıştıramadığı ‘orta menzilli güç’ Türkiye’nin Atlantik ittifakının bir parçası olarak bu sistemin taşeronu rolüne devam etmesi halinde ilerleme kaydedeceğini tembihliyor. Suriye’de yapılan o değil mi zaten. Brzezinski’nin ‘‘stratejik bakışından’ da anlaşıldığı üzere ‘‘daha büyük Batı’yı’’ Çin’in karşısında konumlandırıyor. Amerika’nın finansal ekonomide bir dönem flört ettiği Çin reel politikte tam anlamıyla dişli bir düşman. Brezinski ABD’nin bu düşmanla yalnız başa çıkamayacağını görmüş olduğundan ittifakın boyutlarını geniş tutuyor. Sanki NATO füze savunma sistemi Rusya’ya gözdağı vermek için değilmiş gibi.

Hani gururumuzu da okşayacak ya araya bir Atatürk övgüsü katmaması işten bile değil. Samimi olmadığını biliyoruz. Lenin ve Stalin’e ‘kasap’ demektedir ayrıntıya girersek ‘‘ Lenin ve Stalin yönetimindeki Rusya'yı kurma deneyi Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti deneyinden çok daha fazla kanlı uygulanmaya çalışıldı ve bu süreçte çok daha fazla insana acı çektirildi.’’(1) daha az ‘kasap’ olduğumuz için kıvanç duymalıyız herhalde.

Amerikan ekonomisinin küçük çaplı dahi olsa bir çatışmayı kaldıramayacağını iyi bildiğinden ki bu Suriye meselesinde kanıtlandı, ‘Asya kıtasına doğrudan askeri müdahaleden kesinlikle kaçınılmasını’ öğütlüyor. Demek ki örtülü operasyonlar gündemdedir ve ‘gölge savaş’ diyoruz. Kaldı ki ‘soykırımcı’ NATO çatısı altında yeni stratejik konsept maskesiyle hazırlıklar tamamlanmakta.

Barış Zeren ‘Rusya ile Çin: Doğu’ya Dönüş’ başlıklı makalesinde iki ülkenin hızla sıkı bir ittifaka yöneldiğinin altını çiziyor ve ekliyor; ‘Kuşkusuz, ABD'nin de Avrupa'nın da böyle bir gelişmeyi izlemekle yetineceğini kabul etmek güçtür.’ Brzezinski’nin çıkışları işte tam burada netlik kazanıyor askeri harcalamalarda ABD ve Çin’in ardından gelen Rusya’yı kendi safına çekebilirse Doğu ve Batı arasındaki denge korunmuş olur. Batı bu on yıl içerisinde bunu başarmalıymış. Aksi halde Dünya’da keşmekeş hâkim olacakmış sanki ‘imparatorluğun’ şaşalı dönemlerinde her yer gülistanmış gibi.

Aslında Brzezinski ‘ Amerikanın arından’ başlığı ile Foreing Policy’de yayınladığı makalesinde Türkiye’ye eski Osmanlı coğrafyasını layık görüyor diğer ülkelerin de çeşitli ittifaklara yöneleceklerini belirtiyordu. Böyle olması halinde dahi ‘Bu ülkelerin hiçbiri, Amerika’nın liderlik rolünü miras almayı düşünmek için dahi lazım olan iktisâdi, mâli, fennî/teknolojik ve askeri bileşime sahip olmayacaklardır.’ (3) diye ekliyordu.

Devam ediyoruz; ‘Amerikan çöküşü küresel güvensizliğe yol açar, bazı savunmasız devletleri tehlikeye atar ve Kuzey Amerika’da daha sıkıntılı bir muhit yaratır kaygısı, ABD’nin küresel üstünlüğü adına ileri sürülmüş bir sav da değildir.’ Sezar’ın hakkı Sezar’a diyorum ve bu savunmasız kalacak ülkeleri gene kendilerine saydırıyorum: ‘Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu dâhil, korunmasız durumda kalan devletler tabiatta tehlikeye düşmüş türlerin jeopolitik muadilleridirler.’ şimdi tablo tamamlanmış görünmektedir.

Çöküş kaçınılmazdır biliyoruz. Mekânı cennet olsun Arslan Başer Kafaoğlu Hocamız 90’lı yılların başından beri Batı kapitalist sistemi ve dolayısıyla ABD çökmektedir diye diye gitti. Ve şimdi buradayız…

Çin’e dair ne diyebilirim, eski usûl kalkınma modelleri sarmalında sıkışıp kalırsa yeni bir merkez kapitalist ülke olma tehlikesi arz ediyor. Yok, biz ‘sosyalistiz’ diyorsa ille de ‘ekolojizm’ diyerek Monthly Review tayfasının kulaklarını çınlatıyorum.

İhtiyarın nasihatleri elbet dinlenecektir. Muhterem bir zattır ve fikirlerinin muteber olduğunu biliyoruz. Çankaya’da bir noterimiz var ‘muhteremlerin’ sözünden çıkmamaktadır nede olsa ‘Exeter’ çıkışlıdır.

Büyük Ortadoğu için şehitler vermekteyiz onları unutmuyorum vebali boyunlarınadır…

M.Recep Erçin
17.05.2012

1- Haberturk.com’da yer alan ‘Türkiye ABD'nin kaybettiği rolü devralabilir’ başlıklı haber. (16.05.2012)  *niçin ‘içi boş ve gaz dolu’ bir başlık attıklarını anlayabiliyorum.
2- Barış Zeren’in ‘Rusya ile Çin: Doğu’ya Dönüş’ başlıklı yazısı ( Aydınlık, 04.05.2012)
3- Zbigniew Brzezinski ‘Amerika’nın ardından’ (dunyabulteni.net sitesinden bakılabilir.)


11 Mayıs 2012 Cuma

Dön Baba Dönelim


Dön Baba Dönelim


Dönektirler, dönerler. Bu döngü evrenin döngüsü değildir. Bir tekâmül sayamayız, yüz seksen derecedir ve orada kalırlar. Pervanedirler, rüzgâr nereye onlar oraya…

Solcu mu? Hiç olmadılar, olamazlar. Sol’un vicdanına sahip değillerdir. Para ve şöhret sarmalında hapsolmuşturlar. Bugün ak yarın kara olur. Hep gridirler. Belirsiz diyoruz. Ve parayı veren zurnayı çalar diye ekliyorum. Çok ağırdır kabul ediyorum lakin müstahaktır.

Attila İlhan ışıklar içerisinde yatsın ‘dönek bereketi’ diyordu ve ‘yüzde on hain kontenjanını’ açıkladı buna dâhildirler. İhanet bize değil kendilerinedir, ruhları satılıktır şeytanın defterinde yazılıdır, biliyoruz.

Zaman zaman yumurtlarlar, bir yumurta için yedi köyü uyandırırlar. Gene ‘gıt gıt gıdak yumurtam sıcak’ diye ötüvermiş ‘ne demiş, niye demiş, neden demiş’ artık biliyoruz. Bir hastalıktır teşhis ediyorum. Kabahatin çoğu bizimdir, bütün hainler bizden çıkmadır kabul ediyoruz.

Mehmet Süha Alparslan yazmış, döneklerimizi sıralamış kabulümüzdür. İyi yetiştirememişiz, suç bizimdir ön kabulünden sonra ekliyorum kumaş kötüyse dikiş iyi olsa ne yazar. Biz diktik, dikeriz dikiş tutmamış neyleyeyim.

Mehmet Süha lütfetmişler ‘‘TİİKP’nin lideri ise bildiğiniz gibi Doğu Perinçek, aldığı virajları yazmakla bitiremeyiz ama kendisi Silivri mahpusu ve özgür olamadığı için onun hakkında yazı yazmak bize yakışmaz.’’ yazmamışlar, yazsan kaç yazar diyorum. Döneklerimizi sıralayıp sonra kendince nazik göndermeler yapmak peşinde, çocukça buluyorum. Özgür olmadığı için yazmamış ‘düşene vurulmaz edebiyatıdır’ saçmadır. Tonlarca ‘yalan, iftira, suçlama, ihanet vs.’ sen yazsan kaç yazar. ‘virage; dönme, döndürme, çevirme, dönemeç, yönelme, sapma’ ne güzel dilimiz var. Yönelme olarak kabul ediyorum, biz sürücü değiliz ‘dönemeç alamıyoruz’. Yolumuz uzundur, dönemeçler vardır ve yolu biz çizmedik, tarih en büyük devrimcidir. Teori geliştirilmeye muhtaçtır ‘her birikim bir sıçrayışa gebedir’ biz ilerliyoruz yolumuz bellidir ilkelerimizden ödün vermedik ve tekrarlıyorum yazsan kaç yazar. Hep kelepçeliyiz, doğru yolda olduğumuzun göstergesidir sığdır ama belirleyicidir. Sınıfın zincirleri ve aydının kelepçeleri…

Mehmet Süha elbet bilir, ‘döneklerimizi’ yazmış kabulümüzdür. Unutmuş olmalı Hasan Yalçın yazmıştı ‘Dönekler’ okuduğundan eminim not düşmeyi unutmuş. Tekrar okusun biz yazdık eksiğimiz yoktur. Yol uzundur, düşenlere çürük elma diyebiliriz içlerine kurt girmiş ‘şöhret ve para’ ruhunu kemirir çürütür, çürükler düşer kuraldır.

Mehmet Süha iğneyi kendine batırmayı unutmuş kalemini çuvaldız eylemiş. Üzerindeki çamuru görmeden milletin gözündeki çapağa söz etmiş. Hatırlatsak mı yoksa bizde mi lütufta bulunsak, unutkanlığına mı versek bilemedim. Eline bir liste tutuşturup ‘elbet bir gün’ demekten vazgeçip ‘gün bugündür, günümüzü gün edelim’ diyenleri mi sıralasak? Sol vicdanı dedik ya biz döneklerimizi yazdık. (1) Haydi bakalım sıra sizde!

‘esvab-ı matem giydiysek eynimize/ temenna etmediğimizdendir iblisin piçine/ asude halımıza bakıp da aldanan nicedir/ bilmezler mi şems batmaz şu felek dönmedikçe.’ 


M.Recep ERÇİN
11.05.2012

1- Hasan Yalçın ‘Dönekler’

3 Mayıs 2012 Perşembe

nisan 2012


... meğer ne çok şey söylemişiz, biraz senden biraz benden alıntılarla defterlerimizi şiirlerle bezemişiz. sonra sırasıyla yakıp her bir sayfayı yalazında düşlerimizi avutmuşuz. nice ağıtlar yakmadık mı gidenlerin ardından? gene öyle feryat figan akşamlarımız olacak. unutma, aynı ıslığı iki kez çalmam! ya şimdi yak sigaranı üfür dumanlarını geceye ya da söndür son kibritini veda karanlığında mumlar öksüz kalsın ... (01.04.2012)

... kırlangıç günleridir, pürtelaş bulutlar nisan yağmurları çağlarken/ pejmürde beyazlar kuşanmış baharların/ tutkunum bilirsin, hem vurgunum/ zülüflerin değince mavi gülüşlerime yırtasım gelir başıboş sayfaları/ ağır aksak ezgilerin yoldaşlığında gece yarıları/ bir türlü unutamadığım nefesin bir şeyler fısıldamakta/ sus anlatma sırası değil şimdi kocakarı masallarının/ asude yalnızlığımı dağıtıp sonra kaçacaksın seziyorum/ bu sefer yıldızlarımı da yanına katarak hem de / bana sarılacağım kadife şiirler yadigâr bırakacaksın... (02.04.2012)

...akşam vakti etrafımda dolanan dizeler nereye uçup gittiler, gurubun kızıl saçlarına aldanıp beni gecenin kollarına mı emanet ettiler? (kayıp şiirler için, 13.04.2012)

''gökyüzümü bana geri verin ey öfkeli bulutlar, 
 göz yaşlarınızın müsebbibi ben olamam, 
 hayır hayır o ben değilim...

 bağcıklarım çözülmüş artık beni taşıyamaz bileklerim, 
 gitme sensiz uyuyamaz perilerim, 
 ağır ağır çöker sol yanıma akşam, 
 susma sessizlik boğar umutlarımı... 

 bakmaya kıyamadığım gözlerin için, 
 ufuktaki kızıl güle bir şarkı da ben yazdım. 
 mağripte çoğalan ölü gölgeler sormazlar halim nice
 bir şarkı da ben yazdım seher yıldızına,  
 tutmaya kıyamadığım ellerin için...'' (13.04.2012)

... gidişler hep bilinmeye; bazısı çok erken, belki de yeniden yeşermek için gülümseyen bir güneşe.. (14.04.2012)

''yazdım, gene yazarım hilafsız.../ bir güvercinin kanadına tutuşturup sevdamı/ öyle ürkek, öyle sıcak ve öyle coşkulu/ uçururum son sürat günbatısı nefesimle.'' (15.04.2012)

''gûyem rahle üstünde kitab-ül tenasüh
 ab-ı hayat erdemi iç kana kana
 memalik-i mutantan fezanın eteklerinde
 zilzurna gönüller, feraset delişmen
 eblehtir serim bu dem, cânım cânânım efendim
 külli cenahtan etme beni mahrum
 ulvi berzahlarda olurum mahkûm
 letafet-i meşrebi sezilir de lakin sorulmaz ahvali bilinmez kadim
 arştan arza seyran eder de söylenmez ismi mahfuz efendim''
(15.04.2012)

''artık gözyaşlarımı durduramıyorum, bulutlar boşaldı boşalacak/ bu kahırlar uykuları haram kılıyor, ürkütüyor imgelem perilerini/ bir yaşamak düşün hayaller ülkesinde, ölüm uykusuna yatar gibi/ en büyük günahı gözlerimizi açmakla işlemedik mi, en büyük yalanı ağlamakla söylerken.'' (19.04.2012)

''şu bahar çiçeklerine inat
 bir tutabilsem ellerini
 ve yıldızları öpercesine dokunsam tenine,
 sana yazdığım bütün şiirleri unutsam o an,
 hiç yazılmamış imgeler türetsem.
 büyülenmiş gibi sarıldım fezanın saçlarına
 sırtımda kalan ömrümün ağır yükü...
 ben değilim diş bileyen zamana
 o hasım belledi beni,intikam yeminleri içti
 eski bir hesabın hatırına.
 uzak durma ne olur
 sen olmadan uçamam.'' (21.04.2012)

‘‘godot’yu bekler gibi bekliyorsan yarını,
zincirlerini bağlamışsan ejderhanın diline,
daha çok ağıtlar yakılır yitip giden düşlere…

gözlerine cehennem güneşi doğuyorsa,
başında ölümün insafsız rüzgârları
ve burnunda kan kokuları geziniyorsa
daha çok taşırsın omuzlarında 
geçmiş ve gelecek hayallerin 
aslında hiç olmayan yükünü…

söz dilin eseri yazı kalemin
kitaplar yapmaz devrimi
kitabullah bile kılıçla savundu kendini...'' (22.04.2012)