Medya’nın Gözleri
''caddeler boyunca geniş kaldırımlara
yığılmış
sanki yaprak ölüleri köhne matbuat
adımları ağır aksak savrulan
güneş bile kol kanat geriyor
ellerinde flamalarıyla al beyaz
geçidin coşkusu
bugün günlerden mayıs…’’
Bakmak, görmek ve görmezden gelmek, belki de görememek. Yeni
bir durum değil nede olsa medyanın önü perşembe pazarı, arkası balıkçı hali.
Biraz ihale, çokça kıyak yeme de yanında yat. Devletin altını oyup ‘sosyal
devleti’ sosyal transferlerden ibaret kılınca, yüzde bilmem kaç ecnebi
sermayeli özel sektör kartellerine sırtını dayayınca, krizlerin ‘teğet’ geçmesi
için ve bu yalanı da milletin afiyetle yemesi için bunlar usulünce ‘holding’
medyası tarafından masamıza sunulmakta. Bir al gülüm ver gülüm halidir. At
gözlükleri taktıklarını görebiliyoruz, çok yakışmaktadır.
‘‘ceplerimizde sayfalar dolusu yağmur bulutu
sancaklarımızı göğe mızrak mızrak dikişimizi görmelisin
bu sular seller gibi çağlayan şarkıları
ve on binlerce sıkılı yumruklarımızı
bugün günlerden mayıs...’’
Görmezler çünkü göremezler, görmemek için bakıyorlar ve
‘habercilikten’ başka her şey için vardırlar. Birkaç vicdan sahibi yazar dışında
hepsini bir sepete koyuyorum. ‘Çürük yumurtalar’ belki paskalya bayramları için
gayri müslim dostlarımıza boyamaksızın gönderebiliriz işe yararlar.
Korkuya ram olmaktan kurtulmak için onu kaygılarınızla
beslemekten vazgeçin. Ne yazık ki bu yolda hiçbir emare göremiyoruz daha çok
bağlılık yeminleri edilmektedir. ‘Aydın bar, ciner pavyon ve ferit’in
kıraathanesi’* ecnebi olanı saymıyorum birde tanık (belki de müşteki) ‘Karamehmet
mecmuasını’ ekleyebiliriz ve TRT’de ısrarcı olmak zorundayım. Dönüşümün en saf
halidir, bir deney faresi gözüyle bakabiliriz. Bunlar işin ‘paydaş’ kısmı birde
‘candaş’ olanları var ki yalancının mumu yatsıya. Bunları bir kalem geçtik
diyelim peki, sureti haktan görünüp son kertede yan çizenlere ne demeli? Hangi
‘taraf’ daha ahlaklı?
‘ ‘gene suç işledik ferman yakındır
eğmedik boynumuzu rezil despotlara
yıkarız yıkarız tahtları elbet
bu ucuz saltanatı kuran gafletimiz değil mi
yıkarız zamanıdır yıkarız elbet
bugün günlerden mayıs...’’
Yanılmadınız, onlardan söz ediyorum. 19 Mayıs’ta yürüyen yüz
binlerce genci gör-e-meyen gözlerden, sanki bir şaşılık halidir; ‘körle yatan
şaşı kalkar’. Diğerlerinin körlüğü nankörlük etmemelerinden anlayabiliyoruz
‘paydaş, yandaş birde candaş’, bizim şaşılarda ‘koldaş tutmak’ azmindeler.
Bir başlangıçtır ve büyük bir uyanıştan beslendiğini not
ediyorum. Yükselen faşizme, direnen gençliğin yumrukları karşı koymaktadır. 19 Mayıs’ta
yürüyen geniş kitle yarının Türkiye’sini kuracak kararlı Türk Gençliği’nin
kalbidir. Şu haliyle görmemelerinden daha doğal başka bir şey olamaz. Büyük
korkunun yansımasıdır. Neden ‘viva’, ‘Türk Bayrağı’ neden az, neden ‘Türk
Gençliği’ değil de ‘Türkiye Gençliği’ gibi eleştiri adı altında inceden
saldırma ve yıpratma psikolojisiyle sorulan kıskançlık dolu sorular başka bakar
körlerin halet-i ruhiyesini özetlemektedir.
‘‘sende şimdi sımsıkı sarıl bu bayrağa
eflatun masallardan yükselen ezgilerle,
dalgalansın on dokuz kere istiklal
rıhtımda paldır küldür deryaları aşan
sesimiz
bugün günlerden mayıs
ve biz hep o vapurdayız...''
Mustafa Kemal’in devrimci ideolojisini anlamayarak sözüm ona
sosyalizme alternatif bir sistemmiş gibi sunan ‘hızlı’ Kemalistlerin ‘sığ’
tezlerinin bizleri Kemalizm’i sulandırmakla itham etmelerine şaşmıyorum çünkü
aynı korkunun tezahürüdür. Gene bu kesimlerin 90’lardan bu yana yükselen ulusal
dalganın mimarlarını karalayarak aralarında ikilik yaratmak çabaları, sözüm ona
‘Türkçü, Atatürkçü’ bazı kesimlerin kaymağını yedikleri bu değerleri ellerinden
alıyor olmamızdandır. Millet uyanıktır, iradesi sandığa ama yansır ama
yansıtılmaz ancak tarihi yazacak olanlar milletin desteğini arkasına alanlardır.
Suriye halkına ve Ortadoğu’da Cemal Abdülnâsır sonrası kemalizme en yakın,
emperyalizme kendi çapında direnen tek kale olan Esad’a gönderilen destek
mesajlarını da göremezler. Suriye meselesi mi dediniz? O bahsi diğer…
Uzatmayı lüzumsuz buluyorum ve bitiriyorum. Buradayız ve
mücadele edeceğiz. Yıkarız ve daha iyisini kurarız bizim işimizdir, görmek
istememeleri bundandır. İnsanların gözlerindeki korkuyu ancak gözlerini
kapadıklarında görebilirsiniz.
M.Recep Erçin
22.05.2012
* ‘Aydın bar, ciner
pavyon ve ferit’in kıraathanesi’ Yalçın Küçük’ün ‘İç Savaşta Üç Kardinal’
yazısından alıntıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder