17 Mayıs 2012 Perşembe

Çöken Bir İmparatorluğun Gözyaşları


Çöken Bir İmparatorluğun Gözyaşları

Son zamanlarda çok konuşur oldu, yaşlılığına veriyorum. Böyleleri için gözü toprağa bakıyor derler ama bana hiç niyeti yok gibi geldi. İhtiyar şakıdı diyorum, önemlidir altını çiziyoruz.

Brzezinski’den söz ediyorum, tonton dede’nin nasihatleri:

‘‘Dünya'nın daha canlı ve enerjik bir Batı'ya ihtiyacı var. Yeni küresel düzen için demokrasi ve anayasal hükümetleri kucaklayan ve bu değerleri yayan ABD ve Avrupa'dan oluşan bir Batı gerekli. Bu eksene özellikle Türkiye ve demokratikleşme sürecini tamamladıktan sonra Rusya'da dâhil edilmeli.
Türkiye'nin de dâhil edildiği bu yeni batı ekseni ABD'yi Çin ile ortaklık kurmaya cesaretlendirmeli, Japonya ile Çin arasında uzlaşma sağlanması için çalışmalı, Hindistan ile Çin arasındaki gerginliği azaltmak ve olası
çatışmaları engellemek için arabuluculuk yapmalı. Yeni yükselen güçleri içinde barındıran Batı, tüm bunları gerçekleştiriken özellikle de ABD, Asya kıtasında doğrudan askeri bir müdahaleden kesinlikle uzak durmalı.’’ (1)

Rusya’nın demokrasi sürecini tamamlaması Atlantik’in denetimine girmesi olmasın. Hadi bizi bir kalem geçtik nede olsa CFR memorandumuyla kurulmuş bir iktidar partimiz var. İpleri yeniden eline alan bir Putin varken Rusya’yı buna nasıl dâhil edecekler şaşıyorum ve ihtiyarlığına veriyorum. Rusya’nın ‘Slav hinterlandını’ hâkimiyetine alma gibi bir çaba içerisinde bulunmasının sakıncalı olacağını ve Rusya’nın bundan kaçınması gerektiğini tembihliyor. Fakat ‘Güney Osetya Savaşı’ daha dün denilecek bir zamanda vuku bulmuşken Brzezinski’nin tembihleri temenniden öte geçemiyor. Dünya’nın ihtiyacı ‘daha canlı ve enerjik’ bir Batı’dan ziyade emperyalizmin pençesinden kendini sıyırmaktır.

Yüksek kademeye yakıştıramadığı ‘orta menzilli güç’ Türkiye’nin Atlantik ittifakının bir parçası olarak bu sistemin taşeronu rolüne devam etmesi halinde ilerleme kaydedeceğini tembihliyor. Suriye’de yapılan o değil mi zaten. Brzezinski’nin ‘‘stratejik bakışından’ da anlaşıldığı üzere ‘‘daha büyük Batı’yı’’ Çin’in karşısında konumlandırıyor. Amerika’nın finansal ekonomide bir dönem flört ettiği Çin reel politikte tam anlamıyla dişli bir düşman. Brezinski ABD’nin bu düşmanla yalnız başa çıkamayacağını görmüş olduğundan ittifakın boyutlarını geniş tutuyor. Sanki NATO füze savunma sistemi Rusya’ya gözdağı vermek için değilmiş gibi.

Hani gururumuzu da okşayacak ya araya bir Atatürk övgüsü katmaması işten bile değil. Samimi olmadığını biliyoruz. Lenin ve Stalin’e ‘kasap’ demektedir ayrıntıya girersek ‘‘ Lenin ve Stalin yönetimindeki Rusya'yı kurma deneyi Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti deneyinden çok daha fazla kanlı uygulanmaya çalışıldı ve bu süreçte çok daha fazla insana acı çektirildi.’’(1) daha az ‘kasap’ olduğumuz için kıvanç duymalıyız herhalde.

Amerikan ekonomisinin küçük çaplı dahi olsa bir çatışmayı kaldıramayacağını iyi bildiğinden ki bu Suriye meselesinde kanıtlandı, ‘Asya kıtasına doğrudan askeri müdahaleden kesinlikle kaçınılmasını’ öğütlüyor. Demek ki örtülü operasyonlar gündemdedir ve ‘gölge savaş’ diyoruz. Kaldı ki ‘soykırımcı’ NATO çatısı altında yeni stratejik konsept maskesiyle hazırlıklar tamamlanmakta.

Barış Zeren ‘Rusya ile Çin: Doğu’ya Dönüş’ başlıklı makalesinde iki ülkenin hızla sıkı bir ittifaka yöneldiğinin altını çiziyor ve ekliyor; ‘Kuşkusuz, ABD'nin de Avrupa'nın da böyle bir gelişmeyi izlemekle yetineceğini kabul etmek güçtür.’ Brzezinski’nin çıkışları işte tam burada netlik kazanıyor askeri harcalamalarda ABD ve Çin’in ardından gelen Rusya’yı kendi safına çekebilirse Doğu ve Batı arasındaki denge korunmuş olur. Batı bu on yıl içerisinde bunu başarmalıymış. Aksi halde Dünya’da keşmekeş hâkim olacakmış sanki ‘imparatorluğun’ şaşalı dönemlerinde her yer gülistanmış gibi.

Aslında Brzezinski ‘ Amerikanın arından’ başlığı ile Foreing Policy’de yayınladığı makalesinde Türkiye’ye eski Osmanlı coğrafyasını layık görüyor diğer ülkelerin de çeşitli ittifaklara yöneleceklerini belirtiyordu. Böyle olması halinde dahi ‘Bu ülkelerin hiçbiri, Amerika’nın liderlik rolünü miras almayı düşünmek için dahi lazım olan iktisâdi, mâli, fennî/teknolojik ve askeri bileşime sahip olmayacaklardır.’ (3) diye ekliyordu.

Devam ediyoruz; ‘Amerikan çöküşü küresel güvensizliğe yol açar, bazı savunmasız devletleri tehlikeye atar ve Kuzey Amerika’da daha sıkıntılı bir muhit yaratır kaygısı, ABD’nin küresel üstünlüğü adına ileri sürülmüş bir sav da değildir.’ Sezar’ın hakkı Sezar’a diyorum ve bu savunmasız kalacak ülkeleri gene kendilerine saydırıyorum: ‘Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu dâhil, korunmasız durumda kalan devletler tabiatta tehlikeye düşmüş türlerin jeopolitik muadilleridirler.’ şimdi tablo tamamlanmış görünmektedir.

Çöküş kaçınılmazdır biliyoruz. Mekânı cennet olsun Arslan Başer Kafaoğlu Hocamız 90’lı yılların başından beri Batı kapitalist sistemi ve dolayısıyla ABD çökmektedir diye diye gitti. Ve şimdi buradayız…

Çin’e dair ne diyebilirim, eski usûl kalkınma modelleri sarmalında sıkışıp kalırsa yeni bir merkez kapitalist ülke olma tehlikesi arz ediyor. Yok, biz ‘sosyalistiz’ diyorsa ille de ‘ekolojizm’ diyerek Monthly Review tayfasının kulaklarını çınlatıyorum.

İhtiyarın nasihatleri elbet dinlenecektir. Muhterem bir zattır ve fikirlerinin muteber olduğunu biliyoruz. Çankaya’da bir noterimiz var ‘muhteremlerin’ sözünden çıkmamaktadır nede olsa ‘Exeter’ çıkışlıdır.

Büyük Ortadoğu için şehitler vermekteyiz onları unutmuyorum vebali boyunlarınadır…

M.Recep Erçin
17.05.2012

1- Haberturk.com’da yer alan ‘Türkiye ABD'nin kaybettiği rolü devralabilir’ başlıklı haber. (16.05.2012)  *niçin ‘içi boş ve gaz dolu’ bir başlık attıklarını anlayabiliyorum.
2- Barış Zeren’in ‘Rusya ile Çin: Doğu’ya Dönüş’ başlıklı yazısı ( Aydınlık, 04.05.2012)
3- Zbigniew Brzezinski ‘Amerika’nın ardından’ (dunyabulteni.net sitesinden bakılabilir.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder