temmuz 2012
ve bugün 2 temmuz;
ve yine bugün aklıma,
yobazın kahpe ateşiyle yanan canlar geliyor.
hesap sormaya geliyor nurlu yüzleriyle yitip giden
devrimciler.
alev alev yanarken kitaplar dolusu hayat,
bakıp da söndür-e-meyen acizlerin aymazlığı geliyor.
ozanlarımızın sazlarının telinden yükselen şiirler geliyor.
aşıp da enginleri adalet için, hak için kalkan yumruklarımız
geliyor.
gelip de geçiyor ömürler acılar katmerleniyor,
oy madımak madımak!
dünyayı cehennem edenleri yakmadıkça şu güneş,
gün doğmasın pencerenden...
(madımak'ta katledilen canlar anısına. 02.07.2012)
*
''bir içli keman çalmaya görsün ya da bir kanun;
düşünürüm, düşünceler denizinde yorgun.
sıradan bir günde ölmek ne zormuş meğer,
önümde mütecaviz yükselirken yanılmışlıklar.
hemencecik aldanırmış meğer,
çocuksu gözlerimiz pamuk şekeri yalanlara.
uyku tutmazmış meğer,
gölgeler yeterince kararmadıkça.''
(04.07.2012)
*
aşıklar zamanıdır;
yaz yağmurlarının pürtelaş katarlar misali geçtiği...
devrimin mücrim çocuklarının son ihtilalin gözyaşlarını
içtiği...
karanlığın kasvetli ellerinin ecel misali nefesimi
kestiği...
bu mevsim o mevsim midir?
aşıklar zamanıdır;
tutku denizlerinde yorgun aşk gemilerinin battığı...
yazılmış olana karşı isyan bayraklarının güller misali
açtığı...
savaşlardan muzdarip atlıların korkusuzca ölüme kaçtığı...
bu mevsim o mevsim midir?
aşıklar zamanıdır;
kızıl rüzgar estiğinde dinsiz ruhların şirk saltanatını
yıktığı...
hakkın sözcülerinin çölde sürgün misali acı izler
bıraktığı...
'la ilahe illallah' tanrıların gölgesini şiirlerin
yaktığı...
bu mevsim elbet o mevsimdir.
(altı temmuz iki bin on iki)
*
masal geçitleri
bereket rüzgarları türküler çağırdığında
gökyüzünün, yağmuru toprağa nakış nakış işlemesini
görmelisin
görmelisin ağaçların damlaları nasıl kucakladığını
sen ekmeğimsin kıtlık zamanlarında
ve şarabımsın dolunay akşamlarında
dinle bak bir masal anlatayım,
güneşin ötesindeki sonsuzluktan
hani tanrının zaman zaman inzivaya çekildiği
o uçsuz bucaksız karanlıklardan
gölgelerin içinde şimşekler çaktığında
yıldızlar dağılıverirmiş korkudan
gene öyle bir zaman olmuş, söndürmüş kandilleri
dönence katmış katıştırmış önüne nur-u desteyi
en uzak ve en ıssız kıyılara sürmüş
öyle bir boşluk ki, benim boşluğum;
senin olmadığın zamanlardaki.
nasıl derin, nasıl soğuk, nasıl gece anlatamam
parıldamaz olmuş yıldızlar ve korkar olmuşlar
delirmiş bir tanesi isyan etmiş allahına
parçalamış kendini savurmuş etrafına
ve çoğaltmış ruhunu, yalnızlığını boğarcasına
insan bazen uzayın sonsuz boşluğunda kaybolup,
o soğuk ve karanlık dehlizlere düştüğünde
delirip parçalamıyor mu kendisini
işte şu samanyolu bile belki, böyle bir cinnetin peydası
en çok da aşk delirtişmiş insanı bilir misin?
en güzel hikayeler sevdaya dair olanlarmış,
ve onlar sonsuzluğun çoğalan hudutlarında gezinirlermiş
ve yine onlar, unutulmuş yaşanmışlıkları bize getirirlermiş
yoksa sen,
ruhumdaki ihtilal ateşlerini körükleyen,
o müşfik gözlerine son bir defa uzun uzun dalıp
kendime böyle masallar biriktirmeden, külleneceğimi mi
sandın?
görmek nasip olmasın.
(09.06.2012)
*
Gün yine akşam olur ellerinde güneşin kızgın yalazı
Ansızın devrilir gökyüzü dudağında hicaz bir şarkı
Mihrabım sen, ayım ve yıldızım hasretim gözlerinin
kahvesine, dalgınım
Zamanın bile bir türlü silemediği sesindeki o bulutsuz
rayiha
Eğer sen olmasan ve karanlığa yeni ay gibi doğmasan, öksüz
kalırdı dizelerim;
Kül olur, savrulurdu saçlarının dalgasından
Uzaktaki gizli diyarlara
Lal olur, akardı kirpiklerinin karasından
Aşk ile sonsuzluğa.
(11.07.2012)
*
bak bir aşık seslenir bulutlardan aşağı
toprağı çeker elleri yıldırımlardan
kederli, yarım ve dahi eksik yürekleri
bilekleri eflatun, ve mor salkımlı kemerler gibi ince
daha nice gelmiş, geçmiş hayatlardan arta kalan mezar
taşları
etrafında sıra sıra dizilmiş fanilerin biçare yakarışları,
sen de gidersin gün gelir
gün olur belki ben giderim
sevme, ben daha çok severim
lakin gitme; tarifi zor, tamiri ise namümkün
hezeyanlar kalır geride...
(17.07.2012)
*
zemheride bir güneş olup da gözlerin,
doğdu yine yüreğime
alıp da bu divane serimi hırçın rüzgarın,
savurdu yine dizlerine
bir rubu asırdı tükettim, senden öncesi
bir o kadar gücüm var mı bilemem sonrasına
denize attım kibrimi ve gururumu yaktım,
soğuk bir gecede öylece geldim,
çirkin ve huysuz
sanma ki sevdalar kusursuz
biliyorum benden beri uykuların huzursuz
ve benden öte umutsuz
gökkuşağı sıcaklığındaki tenin hanifta tadında
ve sen bütün kaidelere inat,
zemheride bir çiçek olup açtın,
ömrümün tam ortasında...
(19.07.2012)
*
temmuzun sıcağında mevsim üşüyor
bırakta üşüsün
zaten ellerim soğuk, soğuk gözlerim
hasret ayazlarına yenilmişim
mahyalar ışıldar
gecenin içinde, yükselen minarelere eş
bir zifir duman olayım,
adalar vapurunda
kalabalık nefesler savursun beni
dağılıp kaybolayım bolşukta
temmuzun sıcağında mevsim üşüyor
bırakta üşüsün...
seni hayat çağırıyor
sesinde nice baharın gülüşü
ben yalnız bir ölüyüm
surlara asılmış bedenim
seni maviler çağırıyor
ben düşlerde gömülüyüm
şimdi git,
âhirden sonra gel.
(29.07.2012)
*
maviler siyaha aldanırsa
düşler elbet kapılır umutsuzluk girdabına
duydum ki görenler olmuş benden başka
dudum ki sevenler olmuş
ağır bir roman yapmaz daha yaşadıklarımız belki ama
aşkın omuzlarımdaki yükü güneşin ağırlığınca
duydum ki görenler olmuş benden başka,
duydum ki sevenler olmuş
yağmurlu bir istanbul sabahı
sana kaçmayı tasarlasam
kaldırımlar bacağımı kıracakmış,
rüzgar düşman olup tersin tersin esecekmiş
duydum ki görenler olmuş benden başka,
duydum ki sevenler olmuş.
( 27.07.2012)
*
uzaklara dalar gözlerin
bize geçmişten hatıralar getirir
demet demet gülüşler açar soframızda
ve asude şarkılar söylenir hep bir ağızdan
gecenin anısına...
(28.07.2012)
*
onlara (insanlara) gerçekleri değil duymak istediklerini
veya sadece bilmeleri gerekenleri söyleyin. maskeli baloda maske takmak iyidir.
aksi halde zaten eğreti duruyor. elbette bütün bu keşmekeş içinde her şeyden
münezzeh tuttuğunuz kimseler başka!
(30.07.2012)
''every night again born and every morning again die''
(31.07.2012)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder