Yürüyün çocuklar siz onu
göremezsiniz; Attilâ İlhan
Aylardan Ekim, sicim gibi bir yağmur
çökmüş yıldırımlar şehrinin üzerine. Eski bir tanrının
heykeli daha devrilmiş ve panteona bir lahit daha eklenmiş
sessizce...
Kendini alafrangalıktan çekip
kurtardıktan sonra Türk aydınının düştüğü batı
taklitçiliğini her eyleminde eleştirmiş bir düşün adamı olan
Attilâ İlhan denince, şiir gelir kapımızı çalar bütün
debdebesiyle. Şiir de gelir, aşk da gelir gelmesine de, bir düşünün
bakalım her dizesinde bizi Anadolu'nun bozkırına atan o Kuva-yi
milliye ruhu gelmez mi?
''bana bir şimşek çak /
kalpakları tozlu paşaların çığlıklı gözlerinden''
Ya köhnemiş devleti, canla başla
kurtarmak derdinde ve boyunlarında yağlı urganlarıyla jön
Türkler gelmez mi?
''yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz / çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz''
O mahur beste de çalmaya dursun be
müjgan, yitip giden gençliklerine mi yanmalı yoksa onlardan sonra
düşen, şaşanlara mı?
Türkiye hep zorların ülkesi ola
gelmiştir. Toprağı kanla sulanmış diyarlarda ölülerin laneti
dolanırmış ya işte öyle. Bahtı kara maderini kurtardık
sanırken buluverdik tepemizde gene demir pençelerini emperyalizmin.
Osmanlı'nın son dönemlerini, Cumhuriyet'in ilk yıllarını ve
sonrasındaki hayli karışık süreci romanlarında işleyen Kaptan,
nedense bir yerde takılıp kalmıştı. Özellikle de ömrünün son
demlerinde sürekli dilinde bir ''eğitim, savunma ve ekonomi milli
olmalıdır, yoksa Sevr gelir'' sözleriyle...
Uyuyan bir milleti uyandırmanın
zorluğunu bildiğinden olacak, ilerleyen yaşına rağmen yazmaya,
konuşmaya ve sesinin yettiği kadar bağırmaya devam etti. Türk
aydınının içine düştüğü milli kimliğinden kopuk tavrı
gördükçe o bildiklerini daha bir altını çizerek tekrarladı.
Gerçi şimdilerde yetiştirdiği bazı 'edebiyatçıların' haçlı
irticanın matbuatında kalem oynattıklarını görseydi ne derdi
merak ediyorum. Lakin, o bahsi diğer...
Rozet Atatürkçülerine açtığı
savaştan tutun da batı yardakçılığı yapan ama bu ülkenin
ekmeğini yiyen her kesime karşı duruşu netti, bu büyük şairin.
Son on beş yıldır, iyiden iyiye ayak sesleri duyulmaya başlayan
'avrasyacılığın' en keskin savunucularındandı. Hiçbir zaman
AB'ye inanmadı. ABD'ye ram olmadı. Yani, Gazi Paşa'sının sözüyle
'ne batılılaştı ne de Amerikanlaştı yalnızca özleşti.' Sahi
ne diyordu:
...''Avrupa'yı Avrupa gibi
görmüyorum. Roma-Germen İmparatorluğu gibi görüyorum. Hala aynı
mantıkla hareket ediyorlar. O mantık hiç değişmedi. Dinini
değiştirecek, dilini değiştirecek, seni parçalayacak. Aynı şeyi
düşünüyor.''....
CHP'nin batı taklitçisi sosyal
demokrasi hamlelerini eleştiren Attilâ İlhan, bu hastalığın
tanzimattan ileri geldiğini üstüne basa basa söylüyordu.
İnönü'nün Atatürkçülüğünü eleştiriyordu(k) ama kaderin
cilvesi 'değirmen döndü dolandı yıllar oldu' İsmet Paşa'yı
savunmak bile biz sosyalistlere kaldı. Kaptan görse ne derdi
acaba?!
2007'den sonra gelişen süreçte ve
bir kaç yıl ötesinde ki, bu satırların yazarının 'eylül
tezlerini' kaleme almasından hemen sonradır, değişen bir Türkiye
panaroması çıkıyor karşımıza. Yeni konjonktürün getirdiği
öz değerlerini, kurumlarını, geleneğini yitirmiş ve üzerine
bolca 'demokrasi' sosu dökülmüş yeni bir 'cumhuriyet'!
Gençlikten her zaman umutlu olan
Attilâ İlhan, şimdilerde ortadan ikiye bölünmüş bu halkı
yekvücut kılmak için yegane çözümü elbet gene tarihin tozlu
sayfalarında arardı.
''unutma ki sevmek
yalnız kelam değil, gerçek manada bir faaliyettir
bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti''
yalnız kelam değil, gerçek manada bir faaliyettir
bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti''
O halde sorumluyuz seviyorsak bu
memleketi ki seviyordu Kaptan, ana gibi yar gibi;
''sen Türkiye'sin ekmeğim tuzum
Türkiye
Türkiye Türkiye ay'lı yıldız'lı Türkiye ''
Türkiye Türkiye ay'lı yıldız'lı Türkiye ''
Kemalizm mi dediniz? Sol Kemalistlerin,
çoktan sağ cenahca cebren ve hileyle oyun sahasından dışarı
atıldığı. 'Men dakka dukka' çok geçmez el bebek yetiştirdikleri
gericiliğin, emperyalizmle kol kola sağ cehanın tahtını
devirdiği bir süreci yaşadık. İşin sermaye boyutuna ise gene
Kaptan açıklık getiriyor. Bakın ne demiş;
''Osmanlı'daki burjuvazi komprador
burjuvazi, yani yabancıyla iş birliği hâlindeki gayrimüslimler
ve savaş sırasında onlar emperyalizmle iş birliği halindeler.
Böyle olunca, inkılâbın burjuvazisi yok.''
Ya sonrası milli burjuvazimiz oldu mu?
Olmadı diyerek geçiştiriyorum çünkü başka bir yazı konusudur.
Burjuvazimiz komprador olunca haliyle bu 'aydınlarımıza' da
sirayet ediyor. Ne de olsa kafa aynı tanzimatçı kafa!
...''ben kendi hesabına bunu çok
söyledim, yine de söylerim; burada, gençliğimde, çocukluğumda
edebiyat meraklısı bir kişi olarak okuduğum kitapların büyük
bir ekseriyetinin, Avrupa'ya gidip yabancı dil öğrendikten sonra
oradaki birtakım kitapların Türkiye versiyonları olduğunu fark
ettim. Yani orijinal de değiliz. "Şiirde büyük yenilik yaptı
falan kişi" diyoruz biz, gidip bakıyorsun, oradaki falan
adamın Türkiye versiyonu. Yani nasıl komprador bir tüccar varsa
oradaki şirketin Türkiye'deki mümessili, komprador edebiyatçı
var bizde, oradaki yazarın Türkiye mümessili gibi; onun
yaptıklarını Türkiye'de yapıyor. Peki, Türkiye'nin ihtiyacı
olan ne? Onu düşünüyoruz. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı bizi
hiç ilgilendirmiyor.''...
Nasıl? Aydının kompradoru da bir
başka oluyor haliyle. Gördük yetiştik hepsine. Ülkesine küfredip
silah tüccarlarının ödülünü alanlardan tutun da ''askeri
vesayet var naraları atıp'' sonra Fransız subayına göğsüne
nişan taktıranı.
''elsiz ayaksız bir yeşil
yılan
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im''
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im''
Büstü kırılıp elektrik
direklerinden sallandırılan Mustafa Kemal! Vatan toprağını
İngiliz postalına çiğnetmemiş Mustafa Kemal! Hangi Atatürk?
Şimdi okumanın tam sırası ve dahi 'bir milleti uyandırmak' için
giriştiği savaşımı. Sosyalizm ayak sesleri mi dediniz. Sırası
gelecek elbet. Önce Allah'ın süngüleri parıldamalı Akdeniz'e
uzanarak ve Gazi Paşa, şahin bakışlarıyla Haliç'e demirlemiş
düşman zırhlılarını nazarlamalı. Sarışın Kurt ise pusu
kurmuş Kocatepe'de zafer gününün şafağını bekliyor...
Yarım kalan ulusal devrimimizi
özümsemiş eksik yanlarını anlatmış ve en çok da savunmuştur,
Attilâ İlhan. Türkiye sosyalist hareketinin içinde bir sol
Kemalist olarak yer etmiştir; ''yıldız, hilal ve kalpak''
üçlemesiyle.
...''Attilâ'nın cenazesine
katılanları, bazı yazar arkadaşlarımı biraz korkmuş gördüm.
Bana biraz Stalin'in cenazesini hatırlattılar. Korkudan kurtuluşun
sevinci vardı sanki yüzlerinde; onlar Attilâ'yı o kadar
sevmezlerdi.'' diyor Yalçın Küçük Hocamız ki maphustur.
Bunu neden yazdım. İkinci cumhuriyetin ilan edilme safhasına eski
rejimin savunucuları tasfiye edilmeliydi. Attilâ İlhan onların
başında geliyordu. Silivri'ye gitmeye ömrü yetmedi. Ulusalcı
dalgayı aşmak niyetindeki güruhlar o günden bu yana epey yol kat
ettiler. Dip dalgası kıyılara ulaşamadı belki ama denizde epey
çalkantılar yarattı. Yükselen ulusalcılık o birilerinin size
anlattığının tersine bakın neydi:
...''Mustafa Kemal Müdafa-i Hukuk
hareketine girdiği zaman Ankara'da yanında kimler vardı? Onları
bir düşünün. Mustafa Kemal Paşa'nın bir tarafında Ziya Gökalp
vardı; Türkçü, bir tarafında Yusuf Akçura vardı; marksist ama
kafada Türkçü. Arkasında Mehmet Akif; müslüman ama Türkçü.
Peki kimi çağırmışlardı? Mustafa Suphi komünist ama Türkçü.
Şimdi aynı şey oluyor.''...
Yükselen ulusalcı dalga buydu? Bu
dalgayı kim aşmak isterdi. Dün Mustafa Kemal'e karşı kim
savaşmışsa onlar; emperyalizm ve yerli iş birlikçileri.
Ulusalcıların gayesi Atlantik'in bölge jandarmalığını yapmayan
bağımsız bir Türkiye'ydi:
...''avrasyada hala mazlumların
uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik cehennem gibi sıcak''...
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik cehennem gibi sıcak''...
Dünya'da gelişen sosyalist
hareketleri her zaman yakından izlemekteydi. Latin Amerika'daki
hareketlere kayıtsız kalmamış, yazılarında yeri geldikçe
değinmişti. Sosyalizm deyince unutmadan belirtelim; Sovyetler'de
yükselen ve hakimiyeti ele geçiren Stalin'e karşı Galiyev
çizgisini savunuyordu. 'Sultan Galiyef, Avrasya'da dolaşan hayalet'
Attilâ İlhan eksik yanı ise Türkiye Sosyalist Partisi sonrası
hiçbir siyasi partide örgütlü olmayışıydı. Nitekim, bu
sonraki aydın kuşağına da bir nebze sirayet etmiştir.
...''Ben ne sosyalist devrimin ne
Türkiye'deki Ulusal Kurtuluş Hareketi'nin sona erdiği gibi bir
mantıksızlığa girmem. Bunlar sona ermez. Çünkü dünyanın
dörtte üçü hala emperyalizmin kölesi halindedir. Sona
ermeyeceğinin en güzel işareti de ABD'nin arka bahçesinden
geliyor. Güney Amerika'da dördüncü sosyalist hükümet kuruldu.
Bizimkiler biraz daha korkacaklar. İşin aslı bu. Eskiden kabadayı
kabadayı ötüyorlardı. Birdenbire gördüler ki durum o değil.
İkincisi, Avrasya dediğimiz oyun değil. Başlangıçta Şanghay
Beşlisi küçük mahalli bir şeymiş gibi kuruldu. O da bizi
ilgilendiriyor. Şangay Beşlisi'nin içinde bizim Orta Asya Türk
Cumhuriyetleri vardı. Biz onları çoktan üvey evlat sayıyorduk.
Onlar girdiler, hemen Rusya ve Çin'le anlaştılar.''...
Çok da uzatmadan bitirirken; Mustafa
Kemal'in ülkeyi ve devrimleri emanet ettiği gençliği
bilinçlendirmek için çabalamış, sayısız konferanslar vermiş,
kitaplar, yazılar yayımlamış bu büyük düşün adamının
ebediyete göçüşünün 7. yılında anmak hepimizin görevidir. En
çok da bugün onu kendisine rehber edinen Türkiye Gençlik Birliği
üyelerinin. Ve bu vesileyle, 29 Ekim'de Ankara'da yapılacak
'Seferberlik Yürüşü'nü duyurmuş oluyorum;
'yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz'
Yazımın başlığını Attilâ
İlhan'ın 'ferda' şiirinde yer alan 'yürüyün çocuklar siz bizi
göremezsiniz' dizelerinden alıntı yaparak koydum. Şiirin devamı
mı? Meraklısı elbet arar bulur ben bir iki dizeyle noktalıyorum...
...''Mekteb-i harbiye derseniz ben
Mustafa Kemal, Selanik
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı içinizde gizli bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var sizin sesinizden
çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz''...
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı içinizde gizli bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var sizin sesinizden
çünkü sizin gözleriniz bizim gözlerimiz
yürüyün çocuklar siz bizi göremezsiniz''...
M.Recep Erçin
10.10.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder