sararmış güncelerin solgun mevsimi
ay şimdi kasım
gökyüzümde dolanır kuyruksuz bir
kedi
ay şimdi kasım
bakışlarında asude yağmurların
sessizliği
ay şimdi kasım
bulutlar çiziyor ressamlar gölgeden
tuvallere
ay şimdi kasım
bahçemizde hazanın son çiçekleri
ay şimdi kasım
yanar elleri tutkunun kendi ateşinden
ay şimdi kasım
tatlı bir zehir içmektir seni
özlemek, ettiğin küfürler gibi
ay şimdi kasım
kız kulesi bile bu sabah şaşkın
düşünceler içinde
ay şimdi kasım
sonbaharın ilk günüdür belki ilk
günün son baharı
ay şimdi kasım
sürgün adımlarıdır sessiz, ürkek
ve ince
ay şimdi kasım
ve ben yine ağır ağır sana yol
almaktayım...
1 Kasım 2012
sanatkar, eserleriyle olduğu kadar
sosyal ve siyasal duruşuyla da topluma ışık tutmadıkça parlayıp
sönen bir kıvılcımdan farksızdır. halbuki ona düşen vazife
içinde bulunduğu çağın öncüsü olarak, ışığıyla cehaleti
ve korkuyu dağıtmasıdır...
(2.11.12 bu sözü tuna kiremitçi'ye
ithaf ediyorum selim ileri'nin c.başkanlığınca ödüllendirilmesine
pek sevinmiş zaaar )
En nihayetinde, aşk hüzünlü bir
şarkıydı usanmadan söylenen...
06.11.2012
ah usuldan incesaz akşamları,
gene çöküyor üstüme ağır ağır
notalar,
neveser senin adın biliyorum başkası
değil,
gel de çök karanlığıma öylece...
minarelerinde dalga dalga ezan sesleri,
göğe dağılıyor şehrin yedirenk
kandilleri,
fısıltıyla konuşma hem gözlerime
bak önce, yoksa sus!
susta ölülerim incinmesin
yalanlarından,
kırgın yüreğim daha bir tuzbuz
olmasın,
nasılsa inanacağım, yine
aldatacaksın
yok belki bu sefer başka!
8 Kasım 2012
'gözlerinde cumhuriyet güneşi
ellerinde devrim ateşi
duyuyor musun? işte geliyorlar
meydanları inletiyor ıslıklar,
alkışlar, sloganlar
onlar, karanfil kokulu çocuklar
kaldır yumruğunu gökyüzü inlesin
sesinden
yıldızlar titreyecek adımlarının
dehşetinden
yol versin tarihin vakur sayfaları
selam dursun sancaklar
işte geliyor karanfil kokulu çocuklar
9 Kasım 2012
yağmur ve rüzgar ay gecede
bulutlar çekmiş gözlerini uykulara
aşık kuşların mevsimidir
öpmek ister kalbim ellerinden
yalvarırcasına
uzak durma ne olur sımsıkı sarıl
bana
sıcaklığın yeter bütün korkuları
dağıtmaya
dilim kopsun söylemeyeceğim
ama bil sevdiğimi
ekmek gibi, su gibi ve ağaç gibi
seviyorum
ilkinde yeşeren sonunda sararan
yazları deli dolu, kışınsa ölüm
uykularında
uzak durma baharım
papatyalar çağında
sımsıkı sarıl şimdi
sıcaklığın yeter ayazları
dağıtmaya
10 Kasım 2012
kır zincilerini gamlı dağların
gölgesi yürüsün
yarım öyküler anlatırdı hani
annemiz uzun kış gecelerinde
buz gibi bir sabaha uyanırdık,
soframızda taze çay ve kızarmış
ekmek kokusu
gözlerin dalıyor dağların vakur
zirvelerine, o an
kar bulutlarının arasında gülümseyen
kış güneşi bakışların
hem seni hem beni alıp götürüyor
yemyeşil bir güne...
18 Kasım 2012
kuşkonmaz camii'nde akşam ezanları
okunurken
haliç'i kana bulayan güneşin kızıl
gözleridir
aynalı kavak kasrı'nda ürkek beyaz
güvercinler
yalnızlığıma edepsizce kadeh
kaldırıp,
günün en huzursuz saatinde yorgun ve
mahzun,
sabaha karşı uçmuyorlar mı?
hasköy'deyim şu bilindik musevi
mezarlığında
tabancam yok ama cinayete
niyetliyim....
20 Kasım 2012
uyanmak istemezken ille de uyanmak
soğuk bir sabaha
sağımda solumda geceden sohbete
daldığım şeytanlarım
uykularımı onlar değil bil ki sen
kaçırdın...
uzun uzun anlattım yine, ölüm
sessizliğinde susmak için
ısınmak gibisi yok, doğan güneşin
ışıklarıyla şarkılar söyleyerek
yeniden ve yeniden uyumak,
şişelerde hüzün, perdelerde şen
şakrak
uzaksan uzağım hayata şiir gibi
uzağım rüyalarına...
25 Kasım 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder