10 Kasım 2012 Cumartesi

...'karanfil kokulu çocuklar'

 (Bu topraklarda Mustafa Kemal'ler yenilmez)

Mayıs'ın çiçeklerini bir yaz boyu sulayıp sonbahara erdiren şüphesiz cesaret, azim ve inançtır. Umudumuz oldular, umuduz. 19 Mayıs büyük gençlik yürüyüşü bir dirilişin simgesiydi. Halkı seferber etmek son derece cesur bir adımdı. Türk Gençliği bu adımı attı. Türkiye Gençlik Birliği (TGB) öncüdür. Üstesinden geleceğine (we shall overcome) inanıyorduk. İnanç ve başarı bibirini beslemektedir ve şimdi buradayız.

Mücadele Mayıs'ta başladıysa Ekim'de taçlanmıştır. Kasım ise sondur ama bitti diyemiyoruz. Yeni bir evrenin başlangıcıdır. On yıllık AKP diktatoryasına karşı toplumun muhalif dinamikleri ilk defa böylesine bir arada 'seferberliği' kabul edip mücadeleye atıldı. Birikmiş korkuların, bastırılmış isyanın doğum sancılarıdır. Yazmıştık, tekrarda sakınca görmüyorum; isyan, değişimin anahtarıdır.

...''o jöntürkler ki - `hariçten / evrak-ı muzırra celbederlerdi' - / o fedailer ki barut öksürürler / sakal tıraşları mavi / kırmızı bıyıkları biber / kim kaldı / müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden''... (*)

Gazi güvenmekte haklı çıktı. Gençlik mücadelenin mayasıdır. Gençliği parçalara ayırabiliyoruz. Fakat, mücadele meydanlardadır. Büyük savaşlar büyük meydanlarda olur. Gençlik meydanlardadır. Gelecek ve gerçeklik devrimcidir; gençliği gelecek görüyorum ve devrimin ateşleyicisi sayıyorum. Gelecek artık emin ellerdedir. Yarınlar sahipsiz değildir, bunu görüyoruz.

Karanfiller payitahtın caddelerinden akıp geçerken şüphesiz Ankara'nın kalbi Rasattepe'dir. Büyük Cumhuriyet eylemlerinden farkı, bir yürüyüş olmasıdır. Durağan değildir. Yoldur ve yol çaredir. Adımlar çaredir. Umutlanmakta haklıyım. Kuru kalabalıktan öte olduğunu mücadeleyi sahiplenmelerinde gördük. Saflar bu sefer çok daha sağlamdır. Düşmek yasaktır ve düşenimiz yoktur. Ulus işarettir. Parola ise 10 Kasım'dır.

AKP diktatoryasına karşı 2007 yılında meydanlara inen geniş halk kitleleri ne yazık ki siyasi liderlikten yoksundu. 2009'da yeni bir dalga hareketlenmeye başladıysa da aynı niceliğe ulaşamadı. Ancak 2009'u korkusuzlar hareketi olarak adlandırıyoruz. Süren yıpratma ve sindirme operasyonlarına karşı cesurca göğüs germişlerdir. 2012'yi yaratanları arıyorsanız izleri oradadır. Artık korkusuzların sayısının arttığını görmekteyiz. Üstelik bu sefer çizmelerini giymiş haldedirler. Görev şimdi çok daha zordur! Partilerin partisizleştiği alanlada TGB öncüdür. Zor oyunu bozuyor. Faşizmin barikatını zorlamaktayız. Yıkılması yakındır.

...''gözlerinde cumhuriyet güneşi / ellerinde devrim ateşi / duyuyor musun? işte geliyorlar/
meydanları inletiyor ıslıklar, alkışlar, sloganlar / onlar, karanfil kokulu çocuklar''... (**)

Gelinen süreç mücadele içerisinde yer alan bizler tarafından iyi bilinmektedir. Büyük fedakarlıklarla adım adım işlenerek oluşturulan çekirdekte sağlam çeperde ise çok renkli ve gevşek yapı şimdi daha bir çelikleşmektedir. Çekirdeğin çekim gücü bilgi, deneyim, cesaret ve mücadele ile artarken sorumluluklar ağırlaşmakta, tehlikeler artmaktadır. Tarihte gençliğin bu kadar büyük bir mücadeleyi sırtladığı başka dönemler olmuş mudur, bilemiyorum. Abdülhamit istibdadına karşı bayrak açan genç ittihatçıları ve 27 Mayıs'ta Menderes diktasını tanımayan gençliği elbette unutmuyoruz. Tarihimizdir. O geleneğin devam ettiğini görüyoruz.

...''kim kaldı eski selanik'ten / laternalar sustu / sürahiler tenha / tek kibrit çakılmıyor / kim kaldı ittihat ve terakki'den''... (*)

Bir tutam baharat tadında tüttürdüğüm o sigaraların dumanında, mücadele bayrağının yükseldiğini tahayyül ediyorum. Rüzgarı arkamıza almış olduğumuzu hissediyorum. Zamanın sarkacı bir sağa bir sola savruladursun, saatin kumları yolumuza yıldız tozları misali serpiliyor.

Günümüzde gençliğin, ne yaptığından habersiz ve artık geleceğe dair bütün heyecanlarını yitirmiş 'muhalefetin' peşinden sürüklendiğini görüyorum. Bu şartlarda merkezini koruyabilen ve özel yapısı itibariyle bir çok kesimi korkutan TGB'nin kat ettiği yol için 'sadece başlangıçtır' diyorum. Mucizelerin tarihin geçiş dönemlerinde çokça görüldüğünü biliyoruz. Böyle zamanların mucizeler, insanlığın devrimci birikiminin sıçrayış noktaları oluyorlar. Yükselme devrindeyiz. Her yükseliş bir başka çöküşü beraberinde getiriyor. Çöküş gölgenindir ve şimdi şafak vaktidir.

...''kaldır yumruğunu gökyüzü inlesin sesinden / yıldızlar titreyecek adımlarının dehşetinden / yol versin tarihin vakur sayfaları / selam dursun sancaklar / işte geliyor karanfil kokulu çocuklar''... (**)

Mayıs'ı yazmamış, Ekim'i unutmuş ve Kasım'ı hiç hatırlamamış olmam gerekirdi. 'Milenyum karanlığında' yazmak, titrek ve cılız bir mum ışığında, karabasanlarla dans etmektir. Halbuki bu sefer güneşin yükselişini görmekteyiz. Güneş, gözlerinden doğmaktadır. Altı senede alınan mesafe bir uzun yürüyüşün doruk noktasına hızla ilermemekte olduğunun göstergesidir. Çarklar dönüyor ancak tekere çomak sokanlar olacaktır. Uyanık olmak devrimci için artık cesaretten daha çok önem arz etmektedir. Vakit, bu vakittir. Vaktinden önce açan çiçeklerin ruhu ayazda yitip göçüyor. Göçenlerden olmak için çok tazeler. Gelincik tarlalarının habercisidir. Bir öngörüdür.

Karanfiller, en çok da kırmızılar sonbahara yakışmaktadır. Sonbahar ise ihtilallere pek aşinadır. Vakitli veya vakitsiz ölüm en büyük devrimdir. Onuncu Kasım, ölümü yâd ediş provasıdır. Despotizmi yıkacak parolanın söylendiğini ve kapıların açıldığını buradan anlayabiliyoruz. Mayıs'ta işareti verdiğimizde başarcağımıza inanıyorduk. Ekim ise bizim için şaşırtıcı olmaktan öte yön vermek noktasında büyük bir sınavdır. Tesadüflerin aleladeliğine inanmıyoruz. Çünkü onları biz yaratıyoruz. Tarihler, bilgimiz dahilindedir ve tarih bize yol vermektedir. 10 Kasım şimdi bu yürüyüşün dönüm noktasıdır. Rengi kırmızıdır ve karanfil kokmaktadır. Duyabiliyorum çok uzak değiliz. Erken ya da geç kalmış değilim. Çokça zaman bozuk bir çalar saat gibiyim. Ne garip hep vaktinde çalıyorum yani vaktidir. İlahi bir tezahür diyebiliriz. Nazım ustayla devam ediyorum. Bahar fidelerini yazmaktadır, karanfil kokuları içinde hazırlıklar başlasın diye inceden inceye...

...''Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da / ovada güz nadasları yapıldı çoktan, tohum saçılıyor. / Ve zeytin devşirilmekte. / Bir yandan kışa girilmekte, / bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.''... (Nazım Hikmet, 20 Kasım 1945 )

Gördüğümüz şudur; böylesine büyük bir sevgi çok az insana nasip olacağı gibi yine böylesine eşsiz bir insan bir milletin bağrından pek az çıkar. İşte Mustafa Kemal Atatürk böyle bir aşkın ölümsüzleştirdiği eşsiz devrimcilerdendir ve belki de insanlık tarihinde tektir. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ni anmadan da edemiyorlar. Öyke ki her 10 Kasım'da yüreklerindeki korkuyu hisedebiliyorum. Rasattepe'ye çıkmak zatı şahaneleri için gerçek bir eziyettir. Bu yıl kaçtığını görüyoruz. Sultanına koşmaktadır. Sultanlık özlemi içindedir. Gazi Paşa Hazretleri'nin büyük ruhu ve devrimleri bizimledir. Korkuları bundandır. Bütün bir millet Ata'sını anarken sahtekarların beyanatları samimiyetsizdir. Bu yağmurda meydanlarda olan yüzbinlere sevgilerimi gönderiyorum.

…''bir çift mavi yıldız gözlerin doğmaz oldu ne zamandır zindan gecelerime/ sofralarında tadı yok be kemal’im, ne rakı şişesi avutur beni ne de sarı leblebi''… (**)


(*) Attilâ İlhan'ın 'kim kaldı' şiiriden alınmıştır.

(**) M.Recep Erçin / 10.11.12







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder