(Bu topraklarda Mustafa Kemal'ler
yenilmez)
Mayıs'ın çiçeklerini bir yaz boyu
sulayıp sonbahara erdiren şüphesiz cesaret, azim ve inançtır.
Umudumuz oldular, umuduz. 19 Mayıs büyük gençlik yürüyüşü
bir dirilişin simgesiydi. Halkı seferber etmek son derece cesur bir
adımdı. Türk Gençliği bu adımı attı. Türkiye Gençlik
Birliği (TGB) öncüdür. Üstesinden geleceğine (we shall
overcome) inanıyorduk. İnanç ve başarı bibirini beslemektedir
ve şimdi buradayız.
Mücadele Mayıs'ta başladıysa
Ekim'de taçlanmıştır. Kasım ise sondur ama bitti diyemiyoruz.
Yeni bir evrenin başlangıcıdır. On yıllık AKP diktatoryasına
karşı toplumun muhalif dinamikleri ilk defa böylesine bir arada
'seferberliği' kabul edip mücadeleye atıldı. Birikmiş
korkuların, bastırılmış isyanın doğum sancılarıdır.
Yazmıştık, tekrarda sakınca görmüyorum; isyan, değişimin
anahtarıdır.
...''o jöntürkler ki - `hariçten
/ evrak-ı muzırra celbederlerdi' - / o fedailer ki barut öksürürler
/ sakal tıraşları mavi / kırmızı bıyıkları biber / kim kaldı
/ müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden''... (*)
Gazi güvenmekte haklı çıktı.
Gençlik mücadelenin mayasıdır. Gençliği parçalara
ayırabiliyoruz. Fakat, mücadele meydanlardadır. Büyük savaşlar
büyük meydanlarda olur. Gençlik meydanlardadır. Gelecek ve
gerçeklik devrimcidir; gençliği gelecek görüyorum ve devrimin
ateşleyicisi sayıyorum. Gelecek artık emin ellerdedir. Yarınlar
sahipsiz değildir, bunu görüyoruz.
Karanfiller payitahtın caddelerinden
akıp geçerken şüphesiz Ankara'nın kalbi Rasattepe'dir. Büyük
Cumhuriyet eylemlerinden farkı, bir yürüyüş olmasıdır. Durağan
değildir. Yoldur ve yol çaredir. Adımlar çaredir. Umutlanmakta
haklıyım. Kuru kalabalıktan öte olduğunu mücadeleyi
sahiplenmelerinde gördük. Saflar bu sefer çok daha sağlamdır.
Düşmek yasaktır ve düşenimiz yoktur. Ulus işarettir. Parola ise
10 Kasım'dır.
AKP diktatoryasına karşı 2007
yılında meydanlara inen geniş halk kitleleri ne yazık ki siyasi
liderlikten yoksundu. 2009'da yeni bir dalga hareketlenmeye
başladıysa da aynı niceliğe ulaşamadı. Ancak 2009'u korkusuzlar
hareketi olarak adlandırıyoruz. Süren yıpratma ve sindirme
operasyonlarına karşı cesurca göğüs germişlerdir. 2012'yi
yaratanları arıyorsanız izleri oradadır. Artık korkusuzların
sayısının arttığını görmekteyiz. Üstelik bu sefer
çizmelerini giymiş haldedirler. Görev şimdi çok daha zordur!
Partilerin partisizleştiği alanlada TGB öncüdür. Zor oyunu
bozuyor. Faşizmin barikatını zorlamaktayız. Yıkılması
yakındır.
...''gözlerinde cumhuriyet güneşi
/ ellerinde devrim ateşi / duyuyor musun? işte geliyorlar/
meydanları inletiyor ıslıklar,
alkışlar, sloganlar / onlar, karanfil kokulu çocuklar''... (**)
Gelinen süreç mücadele içerisinde
yer alan bizler tarafından iyi bilinmektedir. Büyük
fedakarlıklarla adım adım işlenerek oluşturulan çekirdekte
sağlam çeperde ise çok renkli ve gevşek yapı şimdi daha bir
çelikleşmektedir. Çekirdeğin çekim gücü bilgi, deneyim,
cesaret ve mücadele ile artarken sorumluluklar ağırlaşmakta,
tehlikeler artmaktadır. Tarihte gençliğin bu kadar büyük bir
mücadeleyi sırtladığı başka dönemler olmuş mudur,
bilemiyorum. Abdülhamit istibdadına karşı bayrak açan genç
ittihatçıları ve 27 Mayıs'ta Menderes diktasını tanımayan
gençliği elbette unutmuyoruz. Tarihimizdir. O geleneğin devam
ettiğini görüyoruz.
...''kim kaldı eski selanik'ten /
laternalar sustu / sürahiler tenha / tek kibrit çakılmıyor / kim
kaldı ittihat ve terakki'den''... (*)
Bir tutam baharat tadında tüttürdüğüm
o sigaraların dumanında, mücadele bayrağının yükseldiğini
tahayyül ediyorum. Rüzgarı arkamıza almış olduğumuzu
hissediyorum. Zamanın sarkacı bir sağa bir sola savruladursun,
saatin kumları yolumuza yıldız tozları misali serpiliyor.
Günümüzde gençliğin, ne
yaptığından habersiz ve artık geleceğe dair bütün
heyecanlarını yitirmiş 'muhalefetin' peşinden sürüklendiğini
görüyorum. Bu şartlarda merkezini koruyabilen ve özel yapısı
itibariyle bir çok kesimi korkutan TGB'nin kat ettiği yol için
'sadece başlangıçtır' diyorum. Mucizelerin tarihin geçiş
dönemlerinde çokça görüldüğünü biliyoruz. Böyle zamanların
mucizeler, insanlığın devrimci birikiminin sıçrayış noktaları
oluyorlar. Yükselme devrindeyiz. Her yükseliş bir başka çöküşü
beraberinde getiriyor. Çöküş gölgenindir ve şimdi şafak
vaktidir.
...''kaldır yumruğunu gökyüzü
inlesin sesinden / yıldızlar titreyecek adımlarının dehşetinden
/ yol versin tarihin vakur sayfaları / selam dursun
sancaklar / işte geliyor karanfil kokulu çocuklar''... (**)
Mayıs'ı yazmamış, Ekim'i unutmuş
ve Kasım'ı hiç hatırlamamış olmam gerekirdi. 'Milenyum
karanlığında' yazmak, titrek ve cılız bir mum ışığında,
karabasanlarla dans etmektir. Halbuki bu sefer güneşin yükselişini
görmekteyiz. Güneş, gözlerinden doğmaktadır. Altı senede
alınan mesafe bir uzun yürüyüşün doruk noktasına hızla
ilermemekte olduğunun göstergesidir. Çarklar dönüyor ancak
tekere çomak sokanlar olacaktır. Uyanık olmak devrimci için artık
cesaretten daha çok önem arz etmektedir. Vakit, bu vakittir.
Vaktinden önce açan çiçeklerin ruhu ayazda yitip göçüyor.
Göçenlerden olmak için çok tazeler. Gelincik tarlalarının
habercisidir. Bir öngörüdür.
Karanfiller, en çok da kırmızılar
sonbahara yakışmaktadır. Sonbahar ise ihtilallere pek aşinadır.
Vakitli veya vakitsiz ölüm en büyük devrimdir. Onuncu Kasım,
ölümü yâd ediş
provasıdır. Despotizmi yıkacak parolanın söylendiğini ve
kapıların açıldığını buradan anlayabiliyoruz. Mayıs'ta
işareti verdiğimizde başarcağımıza inanıyorduk. Ekim ise bizim
için şaşırtıcı olmaktan öte yön vermek noktasında büyük
bir sınavdır. Tesadüflerin aleladeliğine inanmıyoruz. Çünkü
onları biz yaratıyoruz. Tarihler, bilgimiz dahilindedir ve tarih
bize yol vermektedir. 10 Kasım şimdi bu yürüyüşün dönüm
noktasıdır. Rengi kırmızıdır ve karanfil kokmaktadır.
Duyabiliyorum çok uzak değiliz. Erken ya da geç kalmış değilim.
Çokça zaman bozuk bir çalar saat gibiyim. Ne garip hep vaktinde
çalıyorum yani vaktidir. İlahi bir tezahür diyebiliriz. Nazım
ustayla devam ediyorum. Bahar fidelerini yazmaktadır, karanfil
kokuları içinde hazırlıklar başlasın diye inceden inceye...
...''Saksılarda
hâlâ tek tük karanfil bulunursa da / ovada güz nadasları yapıldı
çoktan, tohum saçılıyor. / Ve zeytin devşirilmekte. / Bir yandan
kışa girilmekte, / bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.''...
(Nazım Hikmet, 20 Kasım 1945 )
Gördüğümüz
şudur; böylesine büyük bir sevgi çok az insana nasip olacağı
gibi yine böylesine eşsiz bir insan bir milletin bağrından pek az
çıkar. İşte Mustafa Kemal Atatürk böyle bir aşkın
ölümsüzleştirdiği eşsiz devrimcilerdendir ve belki de insanlık
tarihinde tektir. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ni anmadan da
edemiyorlar. Öyke ki her 10 Kasım'da yüreklerindeki korkuyu
hisedebiliyorum. Rasattepe'ye çıkmak zatı şahaneleri için gerçek
bir eziyettir. Bu yıl kaçtığını görüyoruz. Sultanına
koşmaktadır. Sultanlık özlemi içindedir. Gazi Paşa
Hazretleri'nin büyük ruhu ve devrimleri bizimledir. Korkuları
bundandır. Bütün bir millet Ata'sını anarken sahtekarların
beyanatları samimiyetsizdir. Bu yağmurda meydanlarda olan
yüzbinlere sevgilerimi gönderiyorum.
…''bir çift mavi yıldız gözlerin doğmaz oldu ne zamandır
zindan gecelerime/ sofralarında tadı yok be kemal’im, ne rakı
şişesi avutur beni ne de sarı leblebi''… (**)
(*) Attilâ
İlhan'ın 'kim kaldı' şiiriden alınmıştır.
(**) M.Recep Erçin / 10.11.12
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder