ekim 2012
gene hafiften incesaz akşamları
pera yorgun ben yorgun
yaklaşma şimdi sırası değil
yağmurların
biraz daha kurağa çeksin toprağım
kaybolsun yavaştan korkularım
uzaktan naif tınılar yaklaşsın
sesinle doğan sıcak bir bahar güneşi
belki sisli mavi bir sabah uyansın
02.10.2012
söyleseydi bana sılanın yolları
silseydi bu bahar ölümsüz hatıraları
sorduğum sorular cevapsız biliyorum
yansaydı dilim, dudaklarım
öpmeseydim aşkının gözlerinden
bana yine şarkılar kaldı
bana yine yağmurlu günler
deli dolu anılar saklı
sarı sıcak bestelerde hüzünler
ah sonbahar adın bile yalnız,
yalnız yaşar ve ölür, kucağında
hazanın
sade, solgun çiçekler gibi
ben ve dahi benden ötesi...
04.10.2012
ışıklar daha şimdi yandı denizin
ötesinde
başımda feci bir ağrı, nasıldır
bilirsin
mevsim dönüyor gibi
ben de çözülüyorum şimdi
bulutlar yine karabasan olup çökecek,
yıldırımlar şehrinin üzerine
ellerim üşüyor, titriyor parmaklarım
çığlıklarını duyabiliyor musun?
bedenim nasıl çaresiz, sıcaklığını
arıyor
rezil bir kabusta hapsolup kalmışım
tanrılar mezarlığında açan
karanfillerin kokusu,
infilak etmiş tomurcukları ekim'e
dağılmış
yeniden sevebilir misin bu günahkarı,
söyle.
sevden de sevmesen de
aslında sen de biraz herkes gibisin
nedense şimdilerde,
değiştirebilirim sanmıştım
meğer sadece kendimi kandırmışım
boğulurken her sabah nazım'ın
şiirlerinde
ve her akşam inceden inceye,
bir memleket türküsü o ürkek ve
dahi müşfik sesinde...
08.10.2012
alaca bir güz sabahı beni çağırdı
kaldırımlarında yağmur sesleri
birikmiş
gökyüzümden uzak kaldım bu yabancı
şehirde
ah şimdi memleket gibi gözümde
tütüyor
meydanlarına güneş konmuş ürkütme
istanbul
dalgakıran, denizini fırtınalarda
susturur
henüz uyumamış ağaçlarda kuş
sesleri
ah şimdi bahar gibi gelişini beklerim
gözleri mahmur dükkanların,
kepenkleri ağır açılır
dokuzuncu günün telaşı, her biri
diğerinin aynıdır
elimdeki kuru simit, çayını arıyor
ah şimdi gamzelerin cana batıyor
09.10.2012 *istanbul'a yazıldı...
git şimdi öyleyse, sussun bütün
şarkılar
gidebildiğin kadar uzağa git
ardında bıraktıkların öylece
kalsın,
ağızlar dolusu küfredercesine git
maziyi silerek, bulutlu bir gecede,
melisa kokuları mevsimi sararken git
zerdali ağaçları çiçeklenirken,
zemheri en dayanılmaz demindeyken git
ekim gelmeden ve gün batmadan,
ellerimi bırak da git...
10.10.2012
sen, her terk etmek istediğimde
yeniden aşık olduğum
her tutulduğumda bin pişman,
gözlerinde kaybolduğum
sen, uçurumlar gibi yankılanırsın
savaş meydanlarında
ve şarapnel gibi saplanırsın olur
olmaz zamanlarda aklımın ortasına...
10.10.2012
çürüyen toplum insanları o kadar
bencilleştirmiş ki sevginin dahi bir karşılığı olacağını
düşünüyorlar. oysa benim savaşımım buna karşıydı hep! tek
üzüntüm başkalarının haklı çıkıyor olması. meğer ben
yanılıyor muşum.
bazı konularda çocukça davrandığımı
fark ettim. bazen haklı olsam da ben hep tanrıyı oynamalıyım.
11.10.2012
şairlik zor iş ve şiire aşık
olmak! hem kendinizi yakıyorsunuz hem de başkasını...
12.10.2012
dinle bak yıldızları,
sana benden şarkılar söylüyorlar
ağlama sil gözyaşlarını...
otur şöyle yanıma
kumrular kıskansın mehtapta
seyredeyim seni doyasıya
13.10.2012
susma, haykır!..
hatta küfret ağız dolusu,
hakkındır!
ama susma,
çünkü ölüm gibidir sessizlik.
unutulmuşsa söylenen sözler.
14.10.2012
düşer mavinin gözlerinden
kaldırımlara bulutlar
açılır perdeleri şu talihsiz oyunun
bir kere daha ölmek için midir bu
yaşamak çabası
bir kere daha geçmek ateş çemberinden
oysa intiharlar tasarlamıştık dün
gece yarısı
çekilirken gemiler karanlık limanlara
gece kuşlarıyla demleniyorduk usuldan
uyandırıp da şehri soluksuz
uykusundan
sen azalan ömrümüzün bitmez çilesi
giyotinde defalarca kellesini uçurduğum
ihtilalci şair
güz çiçekleri topladım kucak
dolusu, seversin diye
ve kokla diye, doya doya tarihin
sayfalarını
devirdim son çağımın ilk rubu
asrını
çekildim köşeme yalnız, yorgunluk
kahvesi pişirdim
haydi anlat telvelerin gizemli
masallarını
onlar ki zamanın anlamsız karmaşası
15.10.2012 ( *kendime bir şiir )
...''isyankar imgeler çağırıyor
hayyam'ın dizelerinden ; bugün beni de Fazıl Say !
18.10.2012 (fazıl say için yazıldı,
faşizm tekseslidir fazıl say ise senfoni )
dün geceyarısı kadehime düştü
gözlerin,
içinde fırtınalar kopuyordu bir
görseydin
seni çağırıyordu yana yakıla
söylediğim şarkılar,
sazlar benim için çalıyordu ve
dostlar ille de dostlar...
ne zaman bir alaturka şarkı çalınsa
böyle olacaksam ben,
böyle tir tir titreyen, böyle deli
divane aşık olacaksam her defasında
niye baktım ki gözlerine
boğulurcasına,
niye duydum sesini, ezberledim
ve niye tuttum elini tutar gibi baharın
neş'esini
aaah! mazim bir bıraksa peşimi, sonra
sen gelsen suskun
ben ise mahçup, bir o kadar mahzun
yok konuşmasak tek kelime etmesek
zaten biliyoruz ikimizde
söyleyeceklerimizi.
hava soğudu üşüyorum sen de
üşüyorsundur,
böyledir uzaklar üşütür ve
yeterince soğuksa
öldürür sevdaları...
{ 20.10.2012 : kime, niye yazdım
sormayın kime yazdığımı bilen biliyor. niye yazdığımı ise
sadece ben! bu yazmalar çokça acı veriyor hele dönüp dönüp
okudukça büsbütün çekilmez oluyor.}
günleri diziyorum boynuma
kehribar bakışların sarıyor
düşüncelerimi
efsunlu dizeler fısıldıyor
şeytanlarım
yok yok! onları dinleme çocuk, onları
dinleme
beklenmedik bir yolculuk başlıyor
yine
serüvenler silsilesi kısalan ömrümde
az buçuk şarap içtim, beni aşk
tutuyor
konuşsana çocuk, daha tüketmedik
kelimeleri
bitmek bilmez bir özlemdir, ölümün
huzuru
gülüşün aydınlatır sonsuzluk
kabusunu
tutarsa ellerini yine bu günahkar
tanrı tutar
uzaklarda kalma çocuk seni karanlığım
yutar
25.10.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder