1 Kasım 2012 Perşembe

ekim 2012

ekim 2012

gene hafiften incesaz akşamları
pera yorgun ben yorgun
yaklaşma şimdi sırası değil yağmurların
biraz daha kurağa çeksin toprağım

kaybolsun yavaştan korkularım
uzaktan naif tınılar yaklaşsın
sesinle doğan sıcak bir bahar güneşi
belki sisli mavi bir sabah uyansın
02.10.2012


söyleseydi bana sılanın yolları

silseydi bu bahar ölümsüz hatıraları
sorduğum sorular cevapsız biliyorum


yansaydı dilim, dudaklarım
öpmeseydim aşkının gözlerinden

bana yine şarkılar kaldı
bana yine yağmurlu günler
deli dolu anılar saklı
sarı sıcak bestelerde hüzünler

ah sonbahar adın bile yalnız,
yalnız yaşar ve ölür, kucağında hazanın
sade, solgun çiçekler gibi
ben ve dahi benden ötesi...
04.10.2012


ışıklar daha şimdi yandı denizin ötesinde
başımda feci bir ağrı, nasıldır bilirsin
mevsim dönüyor gibi
ben de çözülüyorum şimdi

bulutlar yine karabasan olup çökecek,
yıldırımlar şehrinin üzerine
ellerim üşüyor, titriyor parmaklarım
çığlıklarını duyabiliyor musun?

bedenim nasıl çaresiz, sıcaklığını arıyor
rezil bir kabusta hapsolup kalmışım
tanrılar mezarlığında açan karanfillerin kokusu,
infilak etmiş tomurcukları ekim'e dağılmış
yeniden sevebilir misin bu günahkarı, söyle.

sevden de sevmesen de
aslında sen de biraz herkes gibisin
nedense şimdilerde,
değiştirebilirim sanmıştım
meğer sadece kendimi kandırmışım

boğulurken her sabah nazım'ın şiirlerinde
ve her akşam inceden inceye,
bir memleket türküsü o ürkek ve dahi müşfik sesinde...

08.10.2012


alaca bir güz sabahı beni çağırdı
kaldırımlarında yağmur sesleri birikmiş
gökyüzümden uzak kaldım bu yabancı şehirde
ah şimdi memleket gibi gözümde tütüyor

meydanlarına güneş konmuş ürkütme istanbul
dalgakıran, denizini fırtınalarda susturur
henüz uyumamış ağaçlarda kuş sesleri
ah şimdi bahar gibi gelişini beklerim

gözleri mahmur dükkanların, kepenkleri ağır açılır
dokuzuncu günün telaşı, her biri diğerinin aynıdır
elimdeki kuru simit, çayını arıyor
ah şimdi gamzelerin cana batıyor

09.10.2012 *istanbul'a yazıldı...

git şimdi öyleyse, sussun bütün şarkılar
gidebildiğin kadar uzağa git

ardında bıraktıkların öylece kalsın,
ağızlar dolusu küfredercesine git

maziyi silerek, bulutlu bir gecede,
melisa kokuları mevsimi sararken git

zerdali ağaçları çiçeklenirken,
zemheri en dayanılmaz demindeyken git

ekim gelmeden ve gün batmadan,
ellerimi bırak da git...

10.10.2012


sen, her terk etmek istediğimde yeniden aşık olduğum
her tutulduğumda bin pişman, gözlerinde kaybolduğum
sen, uçurumlar gibi yankılanırsın savaş meydanlarında
ve şarapnel gibi saplanırsın olur olmaz zamanlarda aklımın ortasına...

10.10.2012

çürüyen toplum insanları o kadar bencilleştirmiş ki sevginin dahi bir karşılığı olacağını düşünüyorlar. oysa benim savaşımım buna karşıydı hep! tek üzüntüm başkalarının haklı çıkıyor olması. meğer ben yanılıyor muşum.

bazı konularda çocukça davrandığımı fark ettim. bazen haklı olsam da ben hep tanrıyı oynamalıyım.

11.10.2012

şairlik zor iş ve şiire aşık olmak! hem kendinizi yakıyorsunuz hem de başkasını...

12.10.2012


dinle bak yıldızları,
sana benden şarkılar söylüyorlar
ağlama sil gözyaşlarını...
otur şöyle yanıma
kumrular kıskansın mehtapta seyredeyim seni doyasıya

13.10.2012


susma, haykır!..
hatta küfret ağız dolusu,
hakkındır!
ama susma,
çünkü ölüm gibidir sessizlik.
unutulmuşsa söylenen sözler.

14.10.2012


düşer mavinin gözlerinden kaldırımlara bulutlar
açılır perdeleri şu talihsiz oyunun
bir kere daha ölmek için midir bu yaşamak çabası
bir kere daha geçmek ateş çemberinden

oysa intiharlar tasarlamıştık dün gece yarısı
çekilirken gemiler karanlık limanlara
gece kuşlarıyla demleniyorduk usuldan
uyandırıp da şehri soluksuz uykusundan


sen azalan ömrümüzün bitmez çilesi
giyotinde defalarca kellesini uçurduğum ihtilalci şair
güz çiçekleri topladım kucak dolusu, seversin diye
ve kokla diye, doya doya tarihin sayfalarını

devirdim son çağımın ilk rubu asrını
çekildim köşeme yalnız, yorgunluk kahvesi pişirdim
haydi anlat telvelerin gizemli masallarını
onlar ki zamanın anlamsız karmaşası

15.10.2012 ( *kendime bir şiir )


...''isyankar imgeler çağırıyor hayyam'ın dizelerinden ; bugün beni de Fazıl Say ! 

18.10.2012 (fazıl say için yazıldı, faşizm tekseslidir fazıl say ise senfoni )


dün geceyarısı kadehime düştü gözlerin,
içinde fırtınalar kopuyordu bir görseydin
seni çağırıyordu yana yakıla söylediğim şarkılar,
sazlar benim için çalıyordu ve dostlar ille de dostlar...

ne zaman bir alaturka şarkı çalınsa böyle olacaksam ben,
böyle tir tir titreyen, böyle deli divane aşık olacaksam her defasında
niye baktım ki gözlerine boğulurcasına,
niye duydum sesini, ezberledim
ve niye tuttum elini tutar gibi baharın neş'esini

aaah! mazim bir bıraksa peşimi, sonra sen gelsen suskun
ben ise mahçup, bir o kadar mahzun
yok konuşmasak tek kelime etmesek
zaten biliyoruz ikimizde söyleyeceklerimizi.

hava soğudu üşüyorum sen de üşüyorsundur,
böyledir uzaklar üşütür ve yeterince soğuksa
öldürür sevdaları...

{ 20.10.2012 : kime, niye yazdım sormayın kime yazdığımı bilen biliyor. niye yazdığımı ise sadece ben! bu yazmalar çokça acı veriyor hele dönüp dönüp okudukça büsbütün çekilmez oluyor.}


günleri diziyorum boynuma
kehribar bakışların sarıyor düşüncelerimi
efsunlu dizeler fısıldıyor şeytanlarım
yok yok! onları dinleme çocuk, onları dinleme

beklenmedik bir yolculuk başlıyor yine
serüvenler silsilesi kısalan ömrümde
az buçuk şarap içtim, beni aşk tutuyor
konuşsana çocuk, daha tüketmedik kelimeleri


bitmek bilmez bir özlemdir, ölümün huzuru
gülüşün aydınlatır sonsuzluk kabusunu
tutarsa ellerini yine bu günahkar tanrı tutar
uzaklarda kalma çocuk seni karanlığım yutar

25.10.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder