hürriyet
kadar seviyorsan
ve
memleket kadar
gitme
kal
cennetler
tasarlayalım seninle
yıkılırken
yanı başımızda dünya
parmaklıklar
ardında bile olsa sevdiklerimiz
onlar
için kal, savaşmak için
çiçekleri
soldurur nefreti zulmün
acısı
güz gülleri açtırır,
yakın-uzak
ve belli belirsiz sayfalardan,
umudun
elleri uzanır beyhude
yazılmış
öteki masallardan
gitme
kal
birbirimize
tutunalım
eğer
seviyorsan
hürriyet
kadar ve memleket kadar.
02.09.2012
tenin
sonsuz bir uçurum, dokunursam düşüveririm
yıkılırım
ayaklarının dibine, öylece kalıveririm
ne
kurşun, ne zehir ne de bıçak yarası;
yalnız
zulmü delen bakışların kanatır beni,
yırtıp
geçer zırhımı
...
bak
yine aklıma düştün,
gecenin
olmaz bir saati
nasıl
uyunur şimdi?
düşünceler
denizinde boğulurken
ve
seni dileyerek tanrı'dan her gece olduğu gibi...
05.09.2012
inmeden
karanlığın perdeleri
al
çatılı evlerin üstüne
serince
bir yel eser, olanca düşünceli
saçlarımı
savurur, alır sessizliği.
güneydeki
teperlerde kısık ateşler belirir
sahafların
tozlu rafları uykuya dalarken
çelimsiz
bir çocuğu annesi çağırır;
çabuk
gel içeri!
güz
gelince sararır parmaklarım
ve
gözlerim sislenir
ağlayacağımdan
da değil.
zaten
koyverdim yazgılarımı
götürsün
diye susuz cennetlere kederlerimi.
karanlığın
perdeleri,
haydi
kapanın üzerime
ışıkları
görmeyeyim,
tenhalarda
saklayın beni
solsun
mezarımda zamanın günleri
yeşermesin
toprağımda bir daha umut çiçekleri...
06.09.2012
her
şeyi aldım yanıma bir tek sen müstesna
ben
bırakmadım biliyorsun, unutmadım da
her
bir şeyi topladım ne varsa ortalıkta
sen
yine öylece kala kaldın, boş evin ortasında
haydi
gel desem de gelmeyeceksin,
ne
kararsızlığının sebebi bu ne de inanmayışının
emanet
sevdalarla aldanmış, aldatılmışsın
aldırma
gel, bende kal desem de hep uzaksın
hayatın
debdebesi içinde sığınacak bir liman aradım
çok
da geç olmayan bir zaman, sen orada karşımdaydın
hızlıca
yol alıp attım kendimi kollarına
lakin
nafile, sen uçsuz ve belirsiz yollara koyulmaktaydın
suçu
bende bulma gelince sevmek zamanın
hep
bekliyor olacağım, çözülmemişse bulutlarım
bir
mesaj, bir telefon vs.
uzağında
değilim, nasılsa hep gölgenim...
07.09.2012
bana
dokunmayın şimdi yaralarım daha iyileşmedi
göçmedi
balkan kafilesi, ölü katarlar misali atılıp yurdundan
bir
değil, beş değil bu kaçıncı ey kumandan!
ezildik,
kırıldı defalarca türk'ün süngüsü
harbi
umumide değiliz ama düştük yine bir çıkılmaz yola
yine
kervanlar dizilir yine türk'ün adı sürülür manastır'dan
dön
bak ardına yanıyor mabed-i islam
11.09.2012
bir
bulut lazım şimdi bana saklasın gözlerimi,
ağladığımı
bilmesin, yağmur sansın toprağım
hiç
kimse kederimi anlamasın
ah
gideceksen, bitmiş demektir notaların ahengi
şimdi
akşamlar bir nedensiz heyula
doğrusu
buysa kal yanımda diyemem ki
senin
ağrın benim ağrım bilmez misin
çöker
katran misali ciğerime
o
gizlediğin gözyaşların
12.09.2012
gelmeden
soğuk mevsimin yıldızsız günleri
esmeden
üzerimize bir rih-i akim
terk-i
diyar eyleyecekmişsin, umarsız
koyupta
beni yaban ellerde yalnız.
şimdi
anlatamaz halimi, ne yaldızlı kartlar ne de telveler
bahr-i
mescûra gark olacak umut yüklü gemiler...
15.09.2012
yangın
çıkar gözlerimden, sen ağladıkça
yıkılır
kulelerim, tahtım devrilir kahırdan
bu
senin sancıların beni yiyip bitirir
tepemde
pamuk şekeri hissiz bulutlar,
yağmurlarını
soğuk mevsimlere saklamışlar.
yine
de üzülme bak geçer boşluktaki günler
geçiyorsa
zaman kaçış yok ömür de biter.
bu
senin kederlerin beni gamlı kılar
ayağımın
altında kızgın asfalt yollar,
uzayıp
gider, yolcularını ararlar...
16.09.2012
mütevazı
masamda yakut rengi bir kadeh,
etrafımda
kirli beyaz dumanlar ve vanilya kokuları
hiç
olmadığı kadar yorgun gözlerim
çok
uzakta olmak isteyim,
öyle
ki seni bile düşünmekten azadeyim...
17.09.2012
hani
yıldızlar sonsuzluğun gözleriydi?
geçerdi
bulut bulut sevdalar başımızdan
o
eski masallardaki gibi.
şimdi
bu hengame, bu bölük börçük rüyalar
yaralar
zarif heyecanlarımızı,
saklanırız
kabuğumuza;
yalnız
ve çaresiz.
hangi
eller çekip çıkaracak bizi?
bu
beklenmek de neyin nesi!
daha
kaç kez kırılacak uçurtmalarımız,
yükselirken
uçuk maviliklere.
daha
kaç kez ağlayacağız,
evinden
uzak göçebe kuşlar misali.
yakışır
mı bize,
yakışır
mı kelimelerimize?
22.09.2012
altın
plaklar çalınsın
geçmişin
yadigarı gramafondan
pişmanlıklara
kalksın kadehler
anason
kokan rüyalardan
bir
zeki müren bestesi dökülür, kederli çalgılardan
ferahfeza
tınılar dinmez sabaha kadar
sevgiliye
adanır aşk dolu şarkılar
yine
trenler gelir geçer ömrümüzün çilesi
beklerim
caddesinde soluksuz bir gün bana gelişini
tastamam
olur bütün yarım parçalar
uzaktan
salınışın ve deli ay bakışların
gramafon
da susmaz oldu bu gece
ne
mey kaldı oysa ne de meze
25.09.2012
ah
iki gözüm, yalan dünyanın kahrını çekmiş kime ne
ah
canım özüm, zahidem ellerin olmuş neyleyim
ah
derti başım, gönül dağıma karlar yağmış ak düşmüş saçıma
ah
nazlı yar kaşların çatmış, seher vakti perişandır hallerim
26.09.2012
neşet ertaş usta'ya saygıyla....
ne
bahar ne de yaz
güz
geldi içimde bir telaş,
göç
zamanıdır, yolcu doğmuşum kanımda var neyleyim
sevmek
zamanıdır yine ölümü
uyku
zamanıdır, kaçmaktır insanlardan köşebucak
hüzünlü
şarkılar zamanıdır ve okumak gözlerini satır satır
son
tren kalkmadan, gemileri yakmadan
söylemek
zamanıdır, bozup da sessizliğini...
28.09.2012
sararmış
gönlümüzün bağları
güller
ayrı, bülbüller ayrı
zulmün
balyozu inmiş tepemize
böyle
adaletin adı kancık, soyu kahpe.
kan
yüklü katarlar geçiyor önümüzden
sıra
sıra dizilmiş şehitler taşıyor
dağda
düşeni ayrı, zincire vurulanı ayrı
giden
cana yanar yürek ve yırtılan sancağa.
yenildiğin
düşman olsa ne gam
boyun
eğdiğin bir soysuz düzen
sattığın
vatanındır bilesin, ey gafil!
milleti
ayrı, halaskarı ayrı.
böyle
gaflet gördün mü, ya böyle acizlik?
binlerce
yıldır parlayan kılıç, şimdi kınında hapis.
kesilen
kolun, kanadın mı sandın?
yok!
bu kırılan onurun, cesaretin, vicdanın...
29.09.2012
balyoz davası kararına ithafen(!)
ay
tatlı bir parıltıyla gülümserken denize
gece
göçen bulutları, telaşlı rüzgarla uzun bir yolculukta
meraklanma
yazmayacağın arnavut kaldırımları,
sana
bırakacağım bu gürültülü şehrin masallarını...
29.09.2012
aldırma
geçer bu saatler, yitip giden ömrümüz gibi
ah
kanma düşer yeminler, unutulur gider şarkılar gibi
gün
gelir elbet yalan olur sevdalar,
ayazda
titreşen kıvılcımlar misali gönlüm pürtelaş.
aldanma
solar güzelliğin, sararıp dökülen yapraklar gibi
ah
sanma tükenir umutlar, sönüp kayan yıldızlar gibi
gün
gelir ansızın masal olur hatıralar,
cehennemde
yırtılan çığlıklar misali sesim canhıraş.
30.09.2012
*sanırım
bitti ve son söz;
''seni
sonsuza kadar sevebilirim fakat, bir ömür boyu peşinden koşamam!''
(
I can love forever you but, I can't run after a lifetime you.
Je
peux vous aimer pour toujours mais je ne peux pas courir après vous
pour une vie.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder