NOKTA!
....kuşatma mı yoksa taarruz mu?
Nokta'yı
yazıyorum. Virgül'e devrimcilik atfedenlere naziredir. 13 Aralık
bir nokta koyma işidir. Noktalı virgül'le başlayan, virgüller
silsilesini sonlandırıp yeni bir cümle kurma girişimidir.
Artık Mayıs 19,
Ekim 29 ve Kasım 10 günden ibarettir. Ayları kısaltmış
oluyoruz. Bu bir telaştan çok, vakit kalmadığının göstegesidir.
Kuşatma yerindedir. Fakat daha çok bir taarruz hareketidir. Şu
haliyle 13 Aralık Silivri Kuşatması'na bir taarruzun provasıdır
diyebiliriz.
Faşizmin
zindanlarını yıkacak gücümüz var. Yıkılacaksa yıkarız.
Şimdi buradayız....
Bastille mi? Çok
yakındır. 1789'a gönderme yapıyoruz. Elzemdir. Duvarlar yol
olacaktır; köprü iki ucu birleştirmektir. Uçurumlara meydan
okuyoruz. İhtilal aynı zamanda bir trajedi'yi beraberinde
getirmektedir. Bu seferkinin komedi olması muhtemeldir. Gülen taraf
ise hep güçlü olandır. Hukuk mu? Üstünlerin hukukudur!
''İleri''
ve belki ''hücum'' da denilebilir. Tek bir işaret kafidir! Artık
bir ordumuz var. Seferberlik halindedir. Yürüyoruz, uygun adım mı?
Henüz değil. Lâkin
duramayız, hep söylüyorum; durursak düşeriz...
Koşmaya
10 Kasım'da başladık. Silivri artık İzmir'dir. Yüzbaşı
Şerafettin Bey ve üç süvarisinin hatırası bizimledir. Taarruz
an meselesidir. Yalnız ve yalnız bir işarete bakmaktadır.
...''güneş battığı kızıllıkta
doğuyorsa / davullar çalınıyordur tutsaklar ülkesinde /
prangaları eritecek ateş yakılmıştır artık / ve sen nefessiz
kalana dek haykıracaksın''....
Yeni bir altüst
oluşa tanıklık ediyoruz. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi
daha ilerisine zemin hazırlanmaktadır. Parçalı bulutlu ve yer yer
güneşli bir mevsime kapı açılmıştır. Yağmuru ise pek
seviyoruz. Yürümek güzeldir. Soğuk mu? Aldırış etmiyoruz.
Ocak körüklenmiştir
ve demir tavında dövülecek. Örs çatlayana dek; muttarit ve
mütemadiyen...
Kimleri
göremiyoruz; kılıç dövüyoruz, savaşa gidiyoruz fakat
'hurdacı'mız yoktur! Şaşırmıyorum. Külüstür Alman
otomobilleri koleksiyonu ve yıllık kahvaltılarda zeytinlerle
metamatik hesabı yapmakla meşguldür. 'Külüstür devletlü' pek
uygundur. Diğeri ise meydanlardan korkmaktadır. Ulus'ta çokça
ürktüğünü tespit ediyoruz. Bir ekonomi toplantısında 10
Kasım'ı kendilerine işaret ettiğimde; 'yasaklanırsa giderim'
demiştir. Fizikte vardır; 'moment noktası' velinimetini işaret
etmektedir. Kılıcını kınından çekecek cesareti yoktur.
...''istiklâl caddesi isyanın son
resmî geçidini seyrediyor / ulus'ta düşen düşmanın gardıdır
/ rasattepe'ye bu sabah güneş bir başka doğuyor / silivri'de
titreyen zulüm duvarlarıdır''...
Öncüleri
kurtarmak aynı zamanda bir kurma girişimidir. 'Milli Birliği'
tesis etme yolunda atılan en sağlam adımdır. Silivri'de
zindanların ağır kapıları zorlanırken, Millet Meclisi
kürsüsünden 'jandarma biz sosyalistiz' marşı okunmaktaydı.
Silivri'de önümüze barikatı kuransa 'robocop' jandarmadır.
Tesadüf müdür? Bilemiyoruz. Belki, tesadüfler mucizelerin
yansımasıdır. Not ediyorum. Tarih yazımıdır. Ayrıntılar
önemlidir. Belirleyici oldukları zamanlardayız.
Meydan
muharebelerinden mevzi savaşlarına gelmiş durumdayız. Noktasal
hucümlar zamandır. Sandıklar da bir mevzidir. Vur, vur, vur! Her
mevzide savaş. ''Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır''
bizim doktrinimizdir. Artık bütün vatan savaş alanıdır. 13
Aralık bunun ilanıdır.
....''her
yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir, / bir ufk-ı i'tilâ
açılır, yükselir hayât; / yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya
inhitat!''.... (*)
Hasan
Basri dışarıdaki öncülerin lideri konumundadır. 'İstersek
yıkarız!' esaslı bir tehdittir. BOP Sultanı'nın makamında ve
Pensilvanya'da duyulduğu aşikardır. CHP'li vekilleri es
geçmiyoruz. Varlıkları önemlidir. 'Genel Başkan'ın aksine orada
olmaları ve hep olmaları bir tutarlılık göstergesidir.
Mücadeleyi kabullenmiş olduklarını görüyoruz. Ancak Silivri'de
hakim güç yine gençliktir. Gördüğümüz şudur; İlker Yücel'in
'ileri' emri beklenmektedir. İlk-Er olarak başı çekiyor.
İlkelidir, daha zamanı olduğunu bilmektedir. Fakat zaman
kaybedemeyiz. Bir de yaşı genç olanlar var ki, onlar,
sevdiklerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlardır. Çünkü
her şeyleri maphustur!
Dışarda
faşizmin duvarlarına hücum eden Millet mütalaasını heyet-i
sefil'e sunmuş görünüyor. Bir mahkemeden söz edemiyoruz. Özel
yetkili soytarılar divanı kurulmuştur. Savunma da artık hucüm
marşı söylemektedir. Vural Ergül üstadımın 'mahkeme'de yüksek
sesle konuşması 'slogan'dır. O halde konuşmak, bağırmaktır ve
slogan atmak ise böylece 'küfür' niteliği taşımaktadır. Bütün
küfürlerimiz ak-faşizmedir.
...''o
sözler ki kalbimizin üstünde /dolu bir tabanca gibi / ölüp
ölesiye taşırız / o sözler ki bir kere çıkmıştır
ağzımızdan / uğrunda asılırız''... (**)
Mayıs
yürüyüşünü 22'sinde ''medya'nın gözleri'' başlıklı
yazımızda işlemiştik. Bir tarih yazımından söz ediyorduk.
Buraya bir virgül (,) koyuyoruz. Ekim seferberliğini ise daha
öncesinden görebiliyorduk. Ve 10 Ekim'de Attilâ
İlhan'ı da anarak ''yürüyün çocuklar siz onu göremezsiniz''
dedik. Bir tane de buraya (,) . Ve dahi Kasım'ın kasvetinden
sıyrılıp ''karanfil kokulu çocuklar''a selam durmuştuk. Bu
sonuncu (,). 'Virgül' olsa olsa bir ihtilalin aşamalarını
simgeler. Oysa 'nokta' başlı başına bir devrimdir. Bitişler yeni
başlangıçları getirmektedir. Yani;
...''dünle beraber gitti,
cancağızım, ne varsa düne ait / bugün yeni şeyler söylemek
lazım''... (***)
Bitirmekten kastımız yeni bir yol
açmanın zaruretini göstermektir. 22 Aralık satıha yayılan
mücadelenin süreceğini haber veriyor. Bu sefer kadınlar öncüdür.
Oğullarını emperyalizme kalkan yapmayacaklar. İkinci Hatay
isyanının kıvılcımını çakmak içindir. Not ediyorum. Ve
bitiriyorum.
*Tevfik Fikret, 'ferda'
**Attilâ
İlhan, 'o sözler ki'
***Mevlânâ
M.Recep Erçin
15.12.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder