Haziran Güneşi
Yakmaya Başladı; devler sahnesine genel bir bakış!
Nasıl başlamalıyım bilmiyorum, bitişlerse hep ayrı bir
muamma. Yazmaya başladığımda daha bir çocuktum ellerimden tutacak kimse yoktu,
şikâyet etmiyorum zaten ellerimi tutsalardı yazamazdım değil mi? Gene de
başladıysak bitirmeliyiz ve noktayı apansız konduruvermeliyim…
Şam’ın Şekeri başlıklı yazımızda şu değerlendirmede
bulunmuştuk;
…‘Suriye’ye dair daha
çok oyunların döneceği ortada Çin’in tavizsiz tavrı belirleyici unsurlardan
biri, elbette Rusya’nın da’… (1)
Aradan bir hafta geçmedi ki Tevfik Rüştü Aras’tan sonra
nedendir bilinmez sempati duyduğum tek dışişleri bakanı olan Rusya Dışişleri
Bakanı Sergey Lavrov keskin bir çıkış yaptı. Lavrov, Suriye’ye herhangi bir
müdahaleye karşı olduklarını, Annan planının sürmesini, Suriye’ye yakın
bölgesel güçlerin ortaklığında bir uluslararası toplantı istemini bir kez daha
yineledi. Yani Rusya’da fire yok. (2)
Rick Rozoff, 3 Haziran’da globalresearch.ca’de yayımlanan makalesinde Asya Pasifik bölgesindeki
iki süper güç ABD ve Çin’in güç dengelerini daha çok Pentagon’un hazırlıkları
açısından değerlendirdi ve birçok cephede yenilgiye uğramış olan ABD’nin Çin’e
ile hesaplaşmak için neredeyse bütün askeri güçlerini Asya-Pasifik’e yığdığını
sayısal verilerle bize sundu.(3)
Emekli komutanımız Türker Ertürk 7 Haziran günü yayımlanan
makalesinde ABD Savunma Bakanının Vietnam’a ait stratejik bir yere ziyarette
bulunduğunu belirterek bunun üzerinden bu bölgede Çin’in yavaş yavaş kuşatma
altına alındığını yazdı. Ve güçler dengesine Çin penceresinden bakarak Çin’in
bu kuşatmayı yarmada attığı adımları sıraladı.(4)
Aynı gün Mehmet Ali Güller Aydınlık’taki makalesinde bu
hesaplaşmaya dair daha genel veriler sunarak ABD’nin bu hamlelerinin taarruzdan
ziyade savunma amaçlı olduğu tespitinde bulundu ve ABD’nin çabalarının beyhude
olduğunu söyledi.(5)
Derken, Pekin’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet
Başkanları Zirvesinde alınan kararlar Rusya-Çin ortaklığının hız kesmeden
gelişeceğine ve iki devletin Suriye konusunda tavizsiz tavrının devam edeceğine
işaret ediyor. Türkiye’nin ŞİÖ’nün diyalog ortaklığına kabul edilmesi ise altı
çizilecek bir gelişme. İçeride Avrasyacılar tasfiye edilirken, T.C.’nin hemen
yanı başında yükselen bu güce kayıtsız kalması elbette beklenemezdi. Fakat
akıllara ‘stratejik ortağımız ABD bu işe cevaz verdi mi?’ sorusu takılmakta
belki de Brzezinski’nin ‘geniş batı’ projesi (6) uyarınca Rusya’yı kendi
saflarına çekme çabalarının bir parçası olarak Türkiye’yi ‘kara kedi’ rolüne
sokmalarıdır bütün mesele.
Suriye konusunda Kissinger amcamızın tek taraflı bir
müdahaleyi son derece tehlikeli bulması ve işin Esat’ı devirmekle bitmeyeceğini
bundan sonrasında güç dengelerinin at koşturacağı bir iç savaşın başlayacağını
yazması ABD yönetimi için dikkate alınması zorunlu uyarılar.(7)
Avrupa bu süreçte Atlantik sistemini korumaya içtiği anda
sadık kaladursun Yunanistan’dan yükselen kızıl alevler haziran güneşini daha
bir yakıcı kılıyor. Yunanistan Komünist Partisi’nin uyarılarını dikkate alırsak
Syriza’nın sistem için bir tehdit olmadığı kanısına varıyoruz ancak şu haliyle
bile yalpalayan Avrupa gemisini epey zora sokmuş görünüyor. Ben Türkiye ve
Yunanistan’ın kaderini hep ortak görüyorum, herhalde ‘Truman Doktrini ve
Marshall yardımları’ aklıma geldiğinden.
İlle de iktisat diyorum ve bu tarhana çorbasına biraz daha
çeşni ilave ederek iyice yenmez hale getiriyorum. Güven Sak Hocamız
‘Girişimcilik Türkiye’yi uçurur mu?’ başlıklı yazısında ülkemizin 2023 yılında
hedeflediği ilk on ekonomi arasına girebilmek için (kişi başına gelir 25 bin
dolar) uçması gerektiğini, gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ekonomilerde
görülmemiş bir hızla büyümesi gerektiğini söylüyor. Kişi başına gelir düzeyinde
değerlendirildiğinde Amerika’nın kişi başına gelirini on bin dolardan yirmi beş
bin dolara çıkarması 44 yıl, Japonya’nın 22 yıl, Yunanistan’ın 35 yıl,
İspanya’nın 31 yıl, Kore’nin 19 yıl sürmüş bizim ise önümüzde sadece 11 yıl
var. (8)
Tam bu noktada görüşlerine her zaman itibar ettiğim Mahfi
Eğilmez’in yükselen ekonomiler içerisinde sayısal verilerle incelediği ülkemize
dair şu değerlendirmeleri ‘devler arenasına’ çıkarken bulunduğumuz noktayı
göstermesi açısından önem arz ediyor:
‘‘GSYH büyüklüğüne
göre en büyükten küçüğe doğru sıralandığında 6. sırada yer alan Türkiye, kişi
başına gelirde yine en büyükten küçüğe doğru sıralamada göre 23. sırada
bulunuyor. Borç yükünü en küçük borçludan en büyük borçluya doğru
sıraladığımızda Türkiye 26. sırada yer alıyor. Tasarrufların GSYH’ya oranını
ele aldığımızda ise Türkiye en büyük orandan en küçüğe doğru sıralamada 49.
sırada bulunuyor.
…Türkiye’nin aynı
ligde bulunduğu rakip ekonomiler ve komşu ekonomiler çerçevesinde GSYH
büyüklüğü açısından iyi bir durumda olmasına karşılık kişi başına gelir ve borç
yükü açısından ortalarda olduğunu söylememiz gerekiyor. Türkiye’nin en kötü
olduğu değer ise tasarruf oranı. Tasarrufları bu kadar düşük olan bir
ekonominin önünde iki seçenek var: Ya yatırımlar da düşük kalacak ya da yabancı
kaynak getirerek yatırımları yapmaya devam edecek. Türkiye son on yıllık
uygulamasında ikinci yolu seçmiş bulunuyor. Hızlı büyüyor ama yüksek cari açık
veriyor. Terfi liginden birinci lige çıkabilmemizin yolu da buralardan geçiyor.
Öncelikle kişi başına geliri ve tasarrufları artırmamız gerekiyor.’’(9)
Nerede kalmıştık? İkinci yolu seçen Türkiye’de işler pek
ulusal çıkarlarımıza uygun yürümüyor gibi. Ülkemize yatırım yapmaktan ziyade
‘monopoly’ oynamaya gelen yabancı sermayenin son güzelliklerine dair T.Güngör
Uras Hocamızın nezih değerlendirmesi şöyle: ‘Yabancı sermaye iyidir, hoştur ama ülke insanının yapabileceği işlerde
sektörler ve Pazar yabancı sermaye hâkimiyetine geçtiğinde, yerli sermaye
imalat sanayi dışında kalmış olur.’(10)
İşler bizde böyle yürürken, Çin’de emekçi sınıflar git gide
duruma hâkim oluyor. Hocaların hocası Korkut Boratav’ın Çin’deki sınıf
kavgalarına dair soL’da yayımladığı makalesi kalbi emekçilerle atan bizlere
hele ki benim gibi Çin’i ekonomisini geliştirirken kapitalistlerin izlediği
yolu izlemekle itham edenler için değişen dünyaya daha bir iyimserlikle
bakmamıza sebep oluyor.(11)
Burada sendikal haklarını savundukları için işlerinden
atılan hava işçilerimizi hatırlatmadan geçemeyeceğim. Devler sahnesine
çıkıyoruz ya seleflerimizin yaptığı üzere işçi kıyımına devam, dolaylı vergi
oranlarıyla yürütülen bir ekonomi daha ne kadar gider göreceğiz. Bankacılık
sektörümüz sağlam olsa da son gelen veriler artan faizlerle kredi kullanım
oranlarının düştüğünü gösteriyor zaten, borç batağındaki vatandaş daha ne kadar
bu bozuk makinenin yakıtı olmayı sürdürebilecek belirsiz. M. Uğur Civelek’in
ekonominin patronlarını ‘günü kurtarmakla’ yetinmeleri konusunda suçlaması hiç
de haksız sayılmaz.
…ve başlanmış olanı bitiriyorum; ‘intihar, tek başına bir
vals’tir savaşın ortasında.
M.Recep ERÇİN
11.06.2012 (kemalistler.net için yazıldı.)
*Not: Finansal piyasalardaki gelişmenin reel ekonomiye ne
derece yansıdığını ise işin ehli olanlardan istirham ettik yazarlarsa
öğreneceğiz.
1- yazı için bakınız: http://mrecepercin.wordpress.com/2012/06/05/samin-sekeri/
2- 10 Haziran 2012 tarihli gazeteler.
3- makale için bakınız: http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=31219
4- makale için bakınız: http://www.ilk-kursun.com/haber/107237
5- Mehmet Ali Güller, Pasifik’e Askeri Yığınak, Aydınlık
Gazetesi 07.06.2012
6- ilgili yazım için bakınız: http://kemalistler.net/bizim-kose/m-recep-ercin/616-coeken-bir-imparatorluun-ve-brzezinskinin-goezyalar.html
7- Henry Kissinger’ın ilgili yazısının Türkçe çevirisi için:
http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=17934
8- Güven Sak’ın Radikal’deki yazısı: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1090495&Yazar=GUVEN-SAK&CategoryID=101
9- Mahfi Eğilmez, Türkiye Ekonomisi-Karşılaştırmalar: http://www.mahfiegilmez.com/2012/06/turkiye-ekonomisi-karslastrmalar.html
10- Tevfik Güngör,
Yabancılar ‘Pazar’ satın alıyor, Dünya Gazetesi 11.06.2012
11- Korkut Boratav, Çin’de Sınıf Kavgaları, 10.06.2012
sol.org.tr
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder