15 Haziran 2012 Cuma

Haziran Güneşi Yakmaya Başladı; devler sahnesine genel bir bakış!


Haziran Güneşi Yakmaya Başladı; devler sahnesine genel bir bakış!

Nasıl başlamalıyım bilmiyorum, bitişlerse hep ayrı bir muamma. Yazmaya başladığımda daha bir çocuktum ellerimden tutacak kimse yoktu, şikâyet etmiyorum zaten ellerimi tutsalardı yazamazdım değil mi? Gene de başladıysak bitirmeliyiz ve noktayı apansız konduruvermeliyim…

Şam’ın Şekeri başlıklı yazımızda şu değerlendirmede bulunmuştuk;
…‘Suriye’ye dair daha çok oyunların döneceği ortada Çin’in tavizsiz tavrı belirleyici unsurlardan biri, elbette Rusya’nın da’… (1)

Aradan bir hafta geçmedi ki Tevfik Rüştü Aras’tan sonra nedendir bilinmez sempati duyduğum tek dışişleri bakanı olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov keskin bir çıkış yaptı. Lavrov, Suriye’ye herhangi bir müdahaleye karşı olduklarını, Annan planının sürmesini, Suriye’ye yakın bölgesel güçlerin ortaklığında bir uluslararası toplantı istemini bir kez daha yineledi. Yani Rusya’da fire yok. (2)

Rick Rozoff, 3 Haziran’da globalresearch.ca’de  yayımlanan makalesinde Asya Pasifik bölgesindeki iki süper güç ABD ve Çin’in güç dengelerini daha çok Pentagon’un hazırlıkları açısından değerlendirdi ve birçok cephede yenilgiye uğramış olan ABD’nin Çin’e ile hesaplaşmak için neredeyse bütün askeri güçlerini Asya-Pasifik’e yığdığını sayısal verilerle bize sundu.(3)

Emekli komutanımız Türker Ertürk 7 Haziran günü yayımlanan makalesinde ABD Savunma Bakanının Vietnam’a ait stratejik bir yere ziyarette bulunduğunu belirterek bunun üzerinden bu bölgede Çin’in yavaş yavaş kuşatma altına alındığını yazdı. Ve güçler dengesine Çin penceresinden bakarak Çin’in bu kuşatmayı yarmada attığı adımları sıraladı.(4)  

Aynı gün Mehmet Ali Güller Aydınlık’taki makalesinde bu hesaplaşmaya dair daha genel veriler sunarak ABD’nin bu hamlelerinin taarruzdan ziyade savunma amaçlı olduğu tespitinde bulundu ve ABD’nin çabalarının beyhude olduğunu söyledi.(5)

Derken, Pekin’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesinde alınan kararlar Rusya-Çin ortaklığının hız kesmeden gelişeceğine ve iki devletin Suriye konusunda tavizsiz tavrının devam edeceğine işaret ediyor. Türkiye’nin ŞİÖ’nün diyalog ortaklığına kabul edilmesi ise altı çizilecek bir gelişme. İçeride Avrasyacılar tasfiye edilirken, T.C.’nin hemen yanı başında yükselen bu güce kayıtsız kalması elbette beklenemezdi. Fakat akıllara ‘stratejik ortağımız ABD bu işe cevaz verdi mi?’ sorusu takılmakta belki de Brzezinski’nin ‘geniş batı’ projesi (6) uyarınca Rusya’yı kendi saflarına çekme çabalarının bir parçası olarak Türkiye’yi ‘kara kedi’ rolüne sokmalarıdır bütün mesele.

Suriye konusunda Kissinger amcamızın tek taraflı bir müdahaleyi son derece tehlikeli bulması ve işin Esat’ı devirmekle bitmeyeceğini bundan sonrasında güç dengelerinin at koşturacağı bir iç savaşın başlayacağını yazması ABD yönetimi için dikkate alınması zorunlu uyarılar.(7)

Avrupa bu süreçte Atlantik sistemini korumaya içtiği anda sadık kaladursun Yunanistan’dan yükselen kızıl alevler haziran güneşini daha bir yakıcı kılıyor. Yunanistan Komünist Partisi’nin uyarılarını dikkate alırsak Syriza’nın sistem için bir tehdit olmadığı kanısına varıyoruz ancak şu haliyle bile yalpalayan Avrupa gemisini epey zora sokmuş görünüyor. Ben Türkiye ve Yunanistan’ın kaderini hep ortak görüyorum, herhalde ‘Truman Doktrini ve Marshall yardımları’ aklıma geldiğinden.

İlle de iktisat diyorum ve bu tarhana çorbasına biraz daha çeşni ilave ederek iyice yenmez hale getiriyorum. Güven Sak Hocamız ‘Girişimcilik Türkiye’yi uçurur mu?’ başlıklı yazısında ülkemizin 2023 yılında hedeflediği ilk on ekonomi arasına girebilmek için (kişi başına gelir 25 bin dolar) uçması gerektiğini, gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ekonomilerde görülmemiş bir hızla büyümesi gerektiğini söylüyor. Kişi başına gelir düzeyinde değerlendirildiğinde Amerika’nın kişi başına gelirini on bin dolardan yirmi beş bin dolara çıkarması 44 yıl, Japonya’nın 22 yıl, Yunanistan’ın 35 yıl, İspanya’nın 31 yıl, Kore’nin 19 yıl sürmüş bizim ise önümüzde sadece 11 yıl var. (8)

Tam bu noktada görüşlerine her zaman itibar ettiğim Mahfi Eğilmez’in yükselen ekonomiler içerisinde sayısal verilerle incelediği ülkemize dair şu değerlendirmeleri ‘devler arenasına’ çıkarken bulunduğumuz noktayı göstermesi açısından önem arz ediyor:

‘‘GSYH büyüklüğüne göre en büyükten küçüğe doğru sıralandığında 6. sırada yer alan Türkiye, kişi başına gelirde yine en büyükten küçüğe doğru sıralamada göre 23. sırada bulunuyor. Borç yükünü en küçük borçludan en büyük borçluya doğru sıraladığımızda Türkiye 26. sırada yer alıyor. Tasarrufların GSYH’ya oranını ele aldığımızda ise Türkiye en büyük orandan en küçüğe doğru sıralamada 49. sırada bulunuyor.  

…Türkiye’nin aynı ligde bulunduğu rakip ekonomiler ve komşu ekonomiler çerçevesinde GSYH büyüklüğü açısından iyi bir durumda olmasına karşılık kişi başına gelir ve borç yükü açısından ortalarda olduğunu söylememiz gerekiyor. Türkiye’nin en kötü olduğu değer ise tasarruf oranı. Tasarrufları bu kadar düşük olan bir ekonominin önünde iki seçenek var: Ya yatırımlar da düşük kalacak ya da yabancı kaynak getirerek yatırımları yapmaya devam edecek. Türkiye son on yıllık uygulamasında ikinci yolu seçmiş bulunuyor. Hızlı büyüyor ama yüksek cari açık veriyor. Terfi liginden birinci lige çıkabilmemizin yolu da buralardan geçiyor. Öncelikle kişi başına geliri ve tasarrufları artırmamız gerekiyor.’’(9)

Nerede kalmıştık? İkinci yolu seçen Türkiye’de işler pek ulusal çıkarlarımıza uygun yürümüyor gibi. Ülkemize yatırım yapmaktan ziyade ‘monopoly’ oynamaya gelen yabancı sermayenin son güzelliklerine dair T.Güngör Uras Hocamızın nezih değerlendirmesi şöyle: ‘Yabancı sermaye iyidir, hoştur ama ülke insanının yapabileceği işlerde sektörler ve Pazar yabancı sermaye hâkimiyetine geçtiğinde, yerli sermaye imalat sanayi dışında kalmış olur.’(10)

İşler bizde böyle yürürken, Çin’de emekçi sınıflar git gide duruma hâkim oluyor. Hocaların hocası Korkut Boratav’ın Çin’deki sınıf kavgalarına dair soL’da yayımladığı makalesi kalbi emekçilerle atan bizlere hele ki benim gibi Çin’i ekonomisini geliştirirken kapitalistlerin izlediği yolu izlemekle itham edenler için değişen dünyaya daha bir iyimserlikle bakmamıza sebep oluyor.(11)

Burada sendikal haklarını savundukları için işlerinden atılan hava işçilerimizi hatırlatmadan geçemeyeceğim. Devler sahnesine çıkıyoruz ya seleflerimizin yaptığı üzere işçi kıyımına devam, dolaylı vergi oranlarıyla yürütülen bir ekonomi daha ne kadar gider göreceğiz. Bankacılık sektörümüz sağlam olsa da son gelen veriler artan faizlerle kredi kullanım oranlarının düştüğünü gösteriyor zaten, borç batağındaki vatandaş daha ne kadar bu bozuk makinenin yakıtı olmayı sürdürebilecek belirsiz. M. Uğur Civelek’in ekonominin patronlarını ‘günü kurtarmakla’ yetinmeleri konusunda suçlaması hiç de haksız sayılmaz.

…ve başlanmış olanı bitiriyorum; ‘intihar, tek başına bir vals’tir savaşın ortasında.

M.Recep ERÇİN
11.06.2012 (kemalistler.net için yazıldı.)

*Not: Finansal piyasalardaki gelişmenin reel ekonomiye ne derece yansıdığını ise işin ehli olanlardan istirham ettik yazarlarsa öğreneceğiz.


2- 10 Haziran 2012 tarihli gazeteler.
4- makale için bakınız: http://www.ilk-kursun.com/haber/107237
5- Mehmet Ali Güller, Pasifik’e Askeri Yığınak, Aydınlık Gazetesi 07.06.2012
7- Henry Kissinger’ın ilgili yazısının Türkçe çevirisi için: http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=17934
9- Mahfi Eğilmez, Türkiye Ekonomisi-Karşılaştırmalar: http://www.mahfiegilmez.com/2012/06/turkiye-ekonomisi-karslastrmalar.html
10-  Tevfik Güngör, Yabancılar ‘Pazar’ satın alıyor, Dünya Gazetesi 11.06.2012
11- Korkut Boratav, Çin’de Sınıf Kavgaları, 10.06.2012 sol.org.tr 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder