ölü aşıklar üzerine
cezayir
sokağına bir akşamüstü
ellerim
nasıl üşüyor bilemezsin
sızıp
kalmışım yoksul bir duvarın dibinde
sarmaşık
gülleri mevsiminde
incecik
bulutlar satardı hani
bilirsin,
bir gelir bir giderdi
sağım
solum sobe adını bilmezdik
çok
severdik niyeyse, hep aldanırdık
mosmor
kesilmiş dudakların
belli
ki beni özlemişler
özlemler
ara sıra çıkıp geliyor
sonrası
malum yağmur zamanı
cin
masalları anlatılırken
soluksuz
dinlerdik inanmış gibi
şeytan
kuşlarının çığlıkları sarsınca geceyi
sen
pek haz etmezdin ya neyse
ipek
bir şal salınıyor nazlı nazlı
kıskanmadım
desem yalan
sarılıp
sımsıkı boynuna
bulutları
çatlatır hasretim
masada
yine üç bardak var
ikisi
bizim biri azrail'in
her
gelişinde kafayı çekip gidiyor
alacağını
unutmuyor da hesap devrediyor
ecelim
olacaksa elinden
başım
gözüm üstüne
sonra
kurşunlar ağır gelir
dağılıp
gecenin sislerinde
muntazam
yükselmekte, aşk ve ölüm sarmalı
bir
türlü yakamdan düşmüyor meret
bir
ilmek bir ilmek daha sıktıkça sıkıyor
ne
zamandır üzerimde sarhoşluğu
suratıma
yumruğu indi inecek
içimde
simsiyah bir sabaha uyanacağım korkusu...
mustafa
recep
(29.04.2012)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder