Aydın, Maydın ve
Örgüt…
‘söz dilin eseri
yazı kalemin
kitaplar yapmaz devrimi
kitabullah bile kılıçla savundu kendini…’
Bilinmez daha kaç zaman rengârenk pencerelerinizden
‘‘manzara-i umumiye’’yi esefle seyredip yazılar kuşanacaksınız sıcacık köşelerinizde.
Sizi bir kalem geçtik diyelim peki, sine-i millette olup çene çalmaktan başka
iş bilmeyenlere ne demeli…
Zor dönemlerin aydını da zor olur, aykırı olur, sevimlidir.
Ama bizde ‘ölü aydın sevimlidir’ diyoruz .Yalçın Küçük’ün kulakları çınlasın. Sırma
saçlı, badem gözlü aydınlarımız var. Onları aforizmalarıyla anmayı adet
edindik, böylesini daha az tehlikeli bulanlarımız çokça. Öldüler, ölüdürler ve
artık güvende sayılırız. Cenazeleri ve anma günleri bir bayramdır.
Diyalogcuların Muhammed’i anması gibi ‘Vatikan veya İsa’ diyoruz. Özenti
diyerek geçiştiremeyiz, bir sulandırma ve kültürsüzleştirme işidir.
‘Aydın ihanetini’ yaşıyoruz, ben farklı bakıyorum. Bir
hainler meclisindeyiz. Herkesin haddinden fazla konuştuğu ama özünde hiçbir şey
söylemediği zamanlardayız…
Yaratıcılık asla demokratik değildir.( terzi yamağı’nı
unutmuyorum.) Ve aydın özgür olmak ister, yaratım gücü özgürlüğünden gelir,
ille de hürriyet diyoruz. Yaratırken bir tanrıdır ve aydın sanatçıdır. Aşksız
olmaz biliyorum…
Aydın tek’tir, çokça yalnız bu yüzden kalabalıkları sever.
Örgütsüzlüğü seçmesi aykırı olmasındandır. Bir kalıba sokamazsınız ‘aydın
uçlardadır.’
Aydın’ın görevi yalnızca yazıp konuşmak mıdır? Aydın’ın
amacı var olan çarpık düzeni değiştirmek değilse günümüz burjuva maydınlarının
yaptığı gibi ‘yavşaklığa’ devam edebilir. Ancak vazife bildiysen kendine hak
adına halkın çıkarını savunmayı bundan fazlasını yapmalı. Yaratıcılık damarına
başka bir yol verip örgütün kalbine akmalı.
Günümüz aydınlarının bir ‘örgütsüzlük’ hastalığına
yakalandıklarını görmekteyiz. Düzeni değiştirmeyi hedefleyen her fikir mutlak
iktidarı hedefler ‘anarşizm’ bile iktidarsızlığın iktidarıdır.
Demokrasilerde iktidarı hedefleyen yegâne örgütlü yapı
partidir. Aydın bağımsız kalarak geniş kitlelere ‘şucu, bucu’ denmeden hitap
edebilme şansına sahiptir. Normal süreçte partinin yapması gereken, aydının
belli bir bilinç düzeyine ulaştırdığı geniş kitleleri örgütlemek olmalıdır. Ama
örgütsüzlüğü örgütlemek çabasında olan aydınlarımız olduğu kanısındayım. Hal
böyle olunca partinin görevi kitleleri örgütsüzlüğe özendiren aydınları
bünyesine katmak ve hızla aleyhimize işleyen süreci tersine çevirmek olmalıdır.
Burada samimi aydına düşen görev ne kadar eleştirirse eleştirsin ya bir örgütlü
yapıya katılmak veya hitap ettiği kitleleri verili örgütlere yönlendirmek
olmalıdır. Aksi halde aydın bir ömür boyu konuşsa, yazsa güzel yarınlara dair
umudunu bir başka yaşama saklamak zorunda kalacaktır.
Verili örgütlü yapıların hataları vardır, olacaktır kul
yapısıdır diyoruz. ‘Partiler üstü’ kartımızı masaya koyuyoruz. Lakin ‘partiler
üstü’ söyleminin kitleleri örgütsüzlüğe itmemesine dikkat edilmelidir.
Nihayetinde ‘partiler üstü’ şeklinde adlandırdığımız geniş mutabakatlı yapıda
nihayetinde çeşitli örgütlerin bir araya gelip ortak akılla tek bir hedef
uğruna hareket etmesidir. O hedef elbette, ‘vatanın bölünmez bütünlüğü ve
milletin bağımsızlığıdır.’ Aklını, kalemini ve dilini bu uğurda kullandığı
iddiasında olan her aydının görevi halkı örgütlemek olmalıdır. Tıpkı bir asır
öncesinde olduğu gibi…
Gazi Paşa’nın, ‘vatanı kupkuru bir çöle benzeten’ Refii
Cevat Bey’e verdiği yanıt bugün dahi yolumuza ışık tutuyor:
‘‘Öyle görünür Refii
Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu
âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey
teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur.’’
(K. E. Atalay’ın Yeniçağ Gazetesi’ndeki ‘çölden çıkarılan hayat’ adlı
yazısından alıntıdır.)
Gazi Paşa her şeyden önce sağlam bir teşkilatçıdır. Onun
yolunda yürüdüğü iddiasında olanlarda elbet böyle olmak zorundadır. ‘Armudun
sapı üzümün çöpü’ diyerek örgütlülükten uzak kalmak, halkı örgütsüzlüğe özendirmek
aydının çıkmaz sokağıdır ve sonunda taş duvarlar vardır. Gerçek aydını
‘Soros’un liberal tosuncuklarından’ erdemli kılan budur. Düzenin maşası olmamış
partileri bir araya getirmek ve milli bağımsızlığı tesis etmek görevimizdir.
Bunun için örgütlü yapılar içerisinde yer almak hiç değilse bu milli unsurlarla
ortak hareket etmek gerekmektedir. Partiler üstü söyleminin altı doldurulmadan
kitlelere bu fikrin aşılanması, mantar gibi çoğalan kolay yönlendirilebilir ve
başka mecralara kaydırılıp türlü operasyonlara meze edilebilir küçük yapıların
oluşması sonucunu getirecektir. Nitekim beş yıldır süren ‘silivri’ davalarında
bu yapıların içine sızmış kışkırtıcıların nasıl kullanıldığına tanık olduk.
Aydın sorumluluk alabilendir, gerektiğinde özgürlüğünden
gelen aşkını dizelere hapsedip en keskin sözleri söylemek cesaretini
gösterendir. Zor dönemlerin aydını da zor olur dedik ve ekliyoruz; zor olan
devrimcidir, devrimci aydın devrimi yapacak olan teşkilatı örgütleyen aydındır,
örgütlü aydındır. Aydın olmayan maydın olmuş demektir ve biz maydınlara
‘dangalaktır’ diyoruz.(1) ‘Partilerdeki çarpıklıklar mı?’ dediniz, o bahsi
diğer…
‘‘godot’yu bekler gibi bekliyorsan yarını,
zincirlerini
bağlamışsan ejderhanın diline,
daha çok
ağıtlar yakılır yitip giden düşlere…
gözlerine
cehennem güneşi doğuyorsa,
başında ölümün
insafsız rüzgârları
ve burnunda
kan kokuları geziniyorsa
daha çok
taşırsın omuzlarında
geçmiş ve
gelecek hayallerin
aslında hiç
olmayan yükünü…’’
Not: Yaptığımız
tartışmalarla bu yazının oluşmasına katkı sunan Tarık Tekgözli ve Gamze Kula’ya
teşekkürler…
1- ‘‘sonra
aydın’dan hareketle maydın’ı buldum, Farisi’de de “m” karakteri ile yapıyoruz,
yeşil-meşil, güzel-müzel diyoruz, gramer açısından uygun ancak bunlar tekerleme
değil, sadece teker’dirler ve hep dönüyorlar. Üstelik zaman zaman kendilerini
“sol” ve hatta hatta “aydın” dahi sanıyor ve sayıyorlar. Fakat yine de bunlara
“fasulye” demiyorum, bunlar dangalaktırlar.’’ (Yalçın Küçük 14 Aralık 2011
Aydınlık)
M.Recep Erçin / Sakarya TGB
22.04.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder