26 Mart 2012 Pazartesi

fena halde şiir



sözcükler beyninde şimşekler gibi çakmaya görsün
fena halde şiir yazasım var
hermes’in felaket haberleri geçtiği zamanların birinde
hani tanrılar kana susar da kurban beklerler ya
rujunun tadına bayıldığım öpüşmelerimizde
kaldırımlarda ölüme yatan ağaçların saçları

hayaletlerle dolu gözlerine iki satır yazıp sildiğim
sonra yeniden ve yeniden ağladığım
ulan bulutlar gene mi yağmur içeceğiz

karınca sürüleri damarlarımda
işgale uğrayan bedenim
dizelerim kurtarmaz dünyayı biliyorum
beni bile kurtaramaz sevaplarım
dirilerin gömüldüğü mezarlıklarda geziniyorum
ölüleri ölümlere hasret
son nefesinde dünyanın

ardımdan üç el ateş ettiler
hayır vurulmadım,
kurşunlar beni değil adaleti seçtiler
ben düştüm, onlar kaçtı

bak gene fena halde şiir yazasım geldi
ne zamandır bilmem kendimi ozandan sayıyorum
çocukluk işte büyüdüğümü hep unutuyorum

ulan rüzgar sende ne gevezeymişsin
yeter söyleyip durma aynı şarkıyı
konuşmadıklarımız evet yarını bekle
gecenin ıssız çöllere çizdiği o meşum resimlerden konuşacağız
hem kalemlerimizi kırmadık daha
ne kadar tutsak da olsak

sen kaç gerçeklerden onlar seni elbet bulur
bir zaman olur bin yalandan daha beter çarpar yüzüne dizelerim
bende kendimi şairden sayıyorum,
ciddiye alma imgelere nazire yapıyorum

yakındır gelirler, hem mevsimidir
çarkıfelekler açtığında yağmurlar birkaç damla da senin için yağacak
bileklerimi kessem şimdi oluk oluk mürekkep akacak
sahtekar politikacıların dilleri tutulana dek yazacağım
ve kanım mürekkep, kalemim kan
ben demedim cemal süreya dedi
‘kan var bütün kelimelerin altında’

bak şimdi nasıl da muhbirim ve müzevir,
en çok da itirafçı fakat hep yalancı…

tövbe yazmayacağım ama sayfalar küsecek
sonra sen kızarsın, yıldızlar küfreder sonra

nergislerin kokusu ve demli çay
bin dokuz yüz yetmiş sekiz mart’ı
o sabah balkonda kumrular pürtelaş
güneş onun için doğmuyordu
ve silah sesleri, hermes haber geçiyor
‘o savcıyı vurdular’

yapmadıkları için öldü, yapacakları için vurdular
elindeki fener kırılmıştı
vuranlar karanlıklara karıştılar
karanlık haince susuyordu
tanrılara kurban verildi…

ah o çocuksu tebessümler
en ketum dilleri bile çözüyor
dilara’nın saçları ve cin bakışları
rüyasında koşarak yeşiller çalıyor

ben de kendimi ozandan sayıyorum aldırma
eski bir maniyi ezberliyorum…

mustafa recep
26.03.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder