Tertibin Son Dalgası Üzerine…
Daha iki sene öncesine kadar Attilâ İlhan’ın sözünü ettiği Vural Savaş’ın da bir eserine adını verdiği Dip Dalgası’ndan söz ederdik. Şimdilerde ise bir ‘ergenekon’ dalgasıdır gidiyor. Dikkat ederseniz bu dalgalarda elmalarla armutların nasıl aynı sepete konduğunu görürsünüz. Bop projesi kapsamında yürütüldüğü, yurtsever aydınlarımızı ve askerlerimizi hedef aldığı artık herkesçe bilinen ( mütareke medyası ve satılmış maydınlar hariç) bu tertibin,
Anadolu’daki laik Türk Devletini ve Kemalizm’i hedef aldığı açıktır.
NATO’nun artık kendisine zarar verdiğini gören ve son on yıldır ağır ağır lakin ciddi biçimde kendini Atlantik sisteminden sıyırma sancıları çeken ordumuza yönelik haince saldırılar bu tertiple hat safhaya çıkmış ve artık pkk tehdidini bile ikinci sıraya atacak kadar ciddi boyutlara yükselmiştir. Bu durumda tertibe karşı açık tavır alması gereken Yüksek Komutanlık pasif tavır almış ‘‘Dolmabahçe Mutabakatı’’ adı verilen ve hala resmi olarak açıklanmayan bir uzlaşmanın varlığını teyit eder konuma gelmiştir. Silahlı Kuvvetlerimizin en önemli emekli personeli tutuklanmakta, gözaltına alınıp gözdağı gerilmekte, muvazzaf subaylarımız tutuklanmaktadır. Son dalgayla ele geçirilen krokilerden ( korsan haritası) yola çıkılarak bulunan silahlar adeta ‘‘örgüt var diyorsunuz, darbe yapacak diyorsunuz, bunların silahı yok nasıl darbe yapacaklar’’ diyenlere cevap niteliğinde!
Tutuklanan paşalar, görevdeki subaylar, aydınlar, suçludur, suçsuzdur onu şu aşamada bilemeyiz ancak hukukun temel ilkesi gereği, bir kişi aksi mahkemelerce ispat edilene dek suçsuzdur. Sizce bu ilkeye uyuluyor mu, her gün kendini mahkeme sıfatına koyan yandaş medya elinden gelse kendine muhalefet eden bütün herkesi suçlu ilan edecek, öyle de yapıyor zaten.
Gelinen noktada Yüksek Komutanlığın tavrı belirleyicidir, öteden beri olanlara sessiz kalan Genelkurmay son rezaletler karşısında suskuluğunu bozmak durumunda kalmıştır. Yine tertibin açıkça hedef aldığı iki eski genelkurmay başkanı Kıvrıkoğlu ve Karadayı Paşalar, TRT 2 ‘deki rezalet durum karşısında kendilerini savunmak durumunda kalmışlardır. Adeta kurulmuş bir saat gibi çalışan T.G. adlı şahıs CIA’in kendisine verdiği emirler doğrultusunda belirlenen hedeflere açıkça iftira atmaktadır. İ.P. ve C.H.P. açıkça hedef alınmakta, deli saçması söylemlerle Deniz Baykal’ın M.İ. T. ajanı olduğu iddia edilmektedir. Yine İ.P. Genel Başkanı Doğu Perinçek hakkında akla hayale sığmayan iftiralar söz konudur, ayrıca bu sanık mı yoksa tanık mı olduğu belli olmayan T.G.’in neden hala Türkiye’ye getirilip mahkeme önüne çıkarılmadığı da merak konusudur. Silivri’deki mahkemeye düşen görev derhal bu şahsın Türkiye’ye getirilip mahkeme huzuruna çıkarılmasını istemektir.
T.G. adlı şahsın ‘örgütün dış bağlantılarını da araştırın’ gibisinden söylemleri dikkat çekicidir, acaba bu dış bağlantılarla K.K.T.C.’yi mi kastetmektedir. Teslimiyetçi politikalar izleyen Talat hükümetinin artık koltuğu sallanmaktadır. Acaba Kıbrıs’ta iplerin ellerinden kopacağını gören emperyalistler ve içimizdeki işbirlikçiler tertibi Yavru Vatan’a sıçratarak bir taşla iki kuş mu vurmak niyetindedirler. Yine haklı Kıbrıs davamızın yılmaz savunucusu ve aynı zamanda emperyalistlerin yalanlarla dolu Ermeni iddialarını bertaraf eden Talat Paşa Komitesi Başkanı Sayın Rauf Denktaş mı hedef alınmak istenmektedir?
Dikkat çekici bir başka nokta ise son dalgada tutuklanan Yalçın Küçük Hocamıza mütemadiyen ‘T.C. vatandaşı mısınız’ sorusunun yöneltilmesi ve sözüm ona ‘e.t.ö.’ den çok Abdullah Öcalan ile neden görüştüğünün, Abdullah Öcalan ile ne ilişkisinin olduğunun sorulmasıdır. Acaba bu bahaneyle, A.B.’nin ‘apo yeniden yargılansın’ kriteri! mi yerine getirilmek istenmektedir?
Daha evvelde belirttiğim üzere Yüksek Komutanlığın tavrı belirleyici ve hayati önemdedir. Ancak, ‘‘ABD ile ilişkiler tarihi ve köklüdür’’ diyen generaller, yine tarihi ve köklü ilişkilerimiz doğrultusunda komşumuz Irak’a girerek Müslüman halkı katleden, Afganistan’da palazladığı Taliban’ı devirme bahanesiyle Orta Asya’ya el atan ve şimdi Siyonist İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma destek olan bu sözüm ona dost ve müttefik ülkenin bizi açıkça bölen haritalarına ve projelerine nasıl tavır alacakları ayrı bir merak konusudur.
İçimize yerleştirdiği süper NATO örgütüyle darbelere ortam hazırlayan, yurtsever aydınlarımızı özellikle sosyalistlerimizi katleden ABD, şimdi de ölümü gösterip bizleri sıtmaya razı etmek mi istemektedir? Eğer öyleyse bu tertibi yapanlar bilmelidirler ki Kumandan’ın da dediği gibi ‘‘böyle bir Millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir’’.
Türk Milleti yine ateşle imtihan edilmektedir, garbın afakını saran çelik zırhlı duvarlar üstümüze gele dursun parolası; vatan, işareti; namus olan yurtseverler büyük milletimizi esir etmek ve vatanımızı parçalamak isteyen emperyalistlere karşı boşalan siperleri doldurarak savaşa durmadan devam edeceklerdir ve nihayet güneşle birlikte zafer bize ışıldayacaktır.
Aydınlık yarınlara…
M. Recep (Mustafa Recep Kahraman)
17.01.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder