9 Ekim 2009 Cuma

‘Kemalizm, büyük devletlerden, büyük sermayeden, dinden uzak durmaktır’

Kemalizm, büyük devletlerden, büyük sermayeden, dinden uzak durmaktır’
Prof. Dr. Yalçın KÜÇÜK

Büyük devletlerden uzak durmak, büyük devletlerle (ABD, İngiltere, Rusya vd.) ilişki kurmamak mıdır? Elbette hayır, nedir o zaman? Buna bir sözle açılık getirelim, değerli CHP milletvekilimiz Onur Başaran Öymen’in sıkça kullandığı bir sözdür der ki ‘büyük devletlerle el sıkıştığınız zaman parmaklarınızı sayın’ sanırım bu söz yeteri kadar açıklayıcı. Çünkü büyük devletlerin eğer sizden sağlayacağı bir çıkar yoksa sizinle neden müttefik, dost vs. olsunlar. Bu açıdan Mustafa Kemal’de ‘kesinlikle büyük devletlerle bağlayıcı anlaşmalar yapmayacaksınız’ demiştir ve bu Türk dış politikasının olmazsa olmazıdır. Peki, öyle mi yapıldı yani Gazi’nin bu vasiyetine uyuldu mu? Açıklayalım, Attilâ İlhan’ın sık sık sözünü ettiği ve Gazi’nin ölümünden yalnızca 144 gün sonra İngilizlerle yapılan bir anlaşma vardır. Anlaşmayı merak edenlerin bir küçük bir araştırma yapmaları yeterli olacaktır. Ekliyoruz bu anlaşma milli şef döneminde yapılmıştır, bu yalnızca küçük bir örnek. Daha sonra, AB yolunda milli egemenliğimizin Brüksel’in egemenliğe devredilmesi. Demek ki Yalçın Küçük Hocamızın ‘büyük devletlerden uzak durmak’ sözünün ne anlama geldiği buradan anlaşılıyor.
Büyük sermayeden uzak durmak, nedir büyük sermaye? Sermaye büyüdü mü daha da büyümek ister, büyümek içinse sömürülmesi gerekir. Çünkü bu sermayenin doğasında vardır. Büyümek için sömürür, sömürdükçe büyür. Bugün Türkiye’nin büyük sermayesi emperyalistlerle işbirliği halindedir. (Zenginler kulübü olan ve CFR’nin Avrupa ayağını oluşturan Bilderberg’e üye olan işadamı vatandaşlarımızın listesi için Erol Bilbilik’in ‘‘dünyayı yöneten gizli örgütler’’ adlı eserine bakılabilir.) Bilindiği üzere CFR’nin kurucuları
Rothschildler, Rokefeller gibi dünya zenginleridir ve bunlar bugün her alanda dünyayı sömürmektedirler. İsterseniz sözü David Rokefeller’e bırakalım ‘Dünyada bin devlet oluşturduğumuzda dünya daha mükemmel daha istikrarlı olacaktır. Halkların kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve entelektüelleri olan elitin otoritesi altına girecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur’. Yani kapitalizmin emperyalist aşaması.
Ne yazık ki bizdeki ahmak liberaller emperyalizmi enternasyonallikle karıştırıyorlar.
Bugün ülkeler bu büyük ulus ötesi sermayedarların oyun sahası haline gelmiş bulunmaktadır. Irak’ın petrolü, Orta Asya’nın doğal gazı ve sömürüle sömürüle iliği kurutulmuş kara kıta Afrika!
Büyük sermaye vampir gibidir bir kere yapıştı mı kanınızın son damlasına kadar sizi emer. Ve bugün Türkiye’de uygulanan ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ ekonomik modelleri yani serbest piyasacılık, halkımızın kanını emmektedir. Oligarşi bugün Türkiye’yi yönetmektedir ve ekliyoruz ‘’Tekeliyet'te yaşamak, en aşağılık hal’dir. Tekeliyet’te yaşamak, oligarklar için, geviş getirmekten ibarettir’’.
Peki, Gazi Paşa Hazretleri ne buyurmuşlar ‘‘En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde bütün dünyaya hâkim olan "kapitalizm" afeti ve onun çocuğu olan "emperyalizm"dir.’’
Vasiyete uyuldu mu? Hayır, 24 Ocak kararlarıyla başlayan serbest piyasacılık AKP ve üçlü koalisyon hükümetleri döneminde yapılan yeni düzenlemelerle de bizi iyice küresel sermayenin oyun alanı haline getirdi. Böyle bir ekonomide bakarsınız borsa, döviz kuru bir dip yapar bir tavan. ‘Borsa’da hisse senedimiz ya da yastık altında dövizlerimiz yok ki’ diyeceksiniz. İşte bir hatırlatma TMSF tarafından el konulan bankalar ve adım adım yabancıların eline geçen ulusal sermayemiz.( ayrıntı için Bağımsız Dergi 2009 Nisan sayısı)
Siz bankadan kredi alacaksınız haliyle ödeyemediğinizde evinize yada tarlanıza el konulacak peki, kim el koyacak D…. Bank kimin o banka adı Türkçe yani sözde Türk özde Belçika – Fransa.
İçerdeki sermaye ne yapıyor, Hulki Cevizoğlu’nun Yeniçağ Gazetesi’ndeki 05.05.2009 tarihli yazısına bakılabilir. (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=8311)
Kemalizm’e ihanet bu ülkenin gördüğü en büyük ihanetlerdendir. Atatürkçüyüz diyenlerin AB Gümrük Birliği anlaşmalarında imzaları vardır.(bu anlaşmanın hükümlerini ‘google’dan taratıp bulabilirisiniz)

Şimdi bizim tartıştığımız nokta dinen uzak durmaktır sözü ne ifade ediyor. Görüldüğü üzere diğer iki söz Mustafa Kemal’in görüşleri doğrultusunda söylenmiş ve ne yazık ki Milli Şef de dâhil bu kurallara uyulmamış. Milli Şef’le başlayan bağlayıcı anlaşmalar bizi Menderesli ‘’küçük amerika’’ sürecine kadar getirdi. Sonra mı BM ikiz anlaşmaları yani ikiz ihanet yasaları, AB yolunda milli egemenliğimizden verilen tavizler, ‘küçük amerika’ sürecinde NATO ordusu haline gelen Türk Ordusu, gerisini Demirtaş Ceyhun getirsin ‘ben bir NATO subayıydım’.
Yine ABD’nin Truman Doktrini’yle başlayan batı sermayesine inceden açılan kapılar. Koç’un General Electrik’le kurduğu ortaklık ( ayrıntı için, Türkiye’de holdingler ve kırk haramiler – Mustafa Sönmez).
Muhtıralarla gelen sermaye palazlanmaları, 12 Eylül Darbesiyle başlayan devletin zengin yaratma süreci ve her gelen hükümet kendi zenginlerini yarattı. Şimdi mi ‘dindar’ zenginler, Aydın Doğanlar, Cem Uzanlar ve Deniz Feneri vurgunları!
‘Dinden uzak durmaktır’la ne ilgisi var, 12 Eylül’de elinde Kuran halka nutuklar atan ‘our boys’, size tanıdık geldi mi? Türkiye’nin ABD’nin yeşil kuşak projesine uydurulması süreci, I. Körfez Harbi’ne Türkiye’nin de dâhil edilmek istenmesi nihayetinde bu oyunu bozan şerefli bir Türk Generali. Sonrası mı hesabı Kemalistlerden sorulacak, Eşref Paşalar, Uğur Mumcular öldürülecek.
12 Eylül’le başlayan devletin dinselleştirilmesi süreci Anayasa Mahkemesine sokulan nifak olan Haşim Kılıç, dinle ne ilgisi var. İBDA-C’nin yayın organı GÖLGE Dergisinin Ankara temsilcisi. (Aydınlık Dergisi’nin ilgili sayısı).
Adım adım ilerleyen ılımlı İslamcı yapılanma ‘fettullahçı hareket’, mülkiyede-adliyede ve askeriyede yavaş yavaş örgütlendi karşı çıkanlar mı? Necip Hablemitoğlulları, Ahmet Taner Kışlalılar katledileceklerdi. Askeriye’de örgütlenmesini istediği ölçüde başaramayan bu ılımlı İslamcı örgüt büyük ölçüde emniyete ( emniyet istihbarat daire başkanı ramazan akyürek) hâkim olacak, adliyede örgütlediği üç buçuk savcıyla da artık karşı devrim sürecini başlatacaktır. Gidişata karşı duranlar darbeci ilan edilecekler ve Almanya’da Nazilerin yaptıklarını aratmayacak uygulamalara gidilecektir. Mülkiye mi orası çoktan düştü.
Dinden uzak durmaktır, dini kullandırmamaktır ve kullanmamaktır. Sivas’ta değerlerimiz yakılırken sus pus seyretmemektir, doğu’da Hizbullah adam kesip gömerken seyretmemektir. ‘camilerin kışla minarelerin süngü’ yapılamasına, imam hatiplerin siyasal İslamcı hareketlerin arka bahçeleri yapılmasına müsaade etmemektir. Dinden uzak durmak, ben daha dindarım demeden dincilere karşı durmaktır. Tevhid-i Tedrisat Kanununa aykırı olarak faaliyet gösteren yabancı okulları, imam hatipleri, Kuran kurslarını kapatmaktır. 2007 seçimlerinde ‘diyanete bağlı’ imamların AKP’ye oy toplamasına izin vermemektir, cemaatlerin kökünü kazımaktır.(şeyhi orayı gösterdi diye kıble sanıp secde eden halktan ne beklersiniz)
Dinden uzak durmaktır, karga seslileri müezzin yapmamaktır, sırf dindar diye ehil olmayanların hak etmedikleri mevkilere gelmesine müsaade etmemektir.(aynı zamanda sırf sözüm ona Atatürkçü diye ehil olamayanların hak etmedikleri yerlere getirilmesine müsaade etmeyeceğimiz gibi). Dinden uzak durmaktır, giyinme özgürlüğü diye cüppeyle, takkeyle, kara çarşafla gezilmesine müsaade etmemektir.
Yalçın Küçük’le başladık onunla bitiriyoruz.

…‘‘Kemalizme, bu rahatlıktan ve kemalizmin bir tereddüt hareketi olduğunu hiç unutmadan yaklaşmak gerekiyor; tereddütün derinin­de ise bir korku var, korku da, Osmanlı'nın en zilletli dönemine ka­dar iniyor. Bu zilletli dönemin korkuları ise üçtür; Bir: Her moderni­zasyon hareketinin karşısında, camiden gelen karşı koyma vardır. Mahmut Şevket Paşa'nın komutan ve Mehmet Ali Bey'in dedesi Hüseyin Hüsnü Paşa'nın kurmay başkanı olduğu, Harekat Ordusu'nun bastırdığı ünlü "31 Mart Va'kası", cami ile ordunun bir­leşmesinden doğan bir gerici durdurma işidir. İki: Her güçlenme hareketinin karşısında hazineye borç veren zenginler vardır. Üç: Her yeni yapılanmaların karşısında büyük devletlerin elçileri ve elçiliklerin tercümanları vardır. Kemalizm dediğimiz pratik program, bu üç korkuya üç pratik cevap bulabilmiştir. Bir: Kendisini, caminin baskısından uzak tutmak istemiş ve pratik laisizmi bulmuştur. İki: Kendisini, zenginlerin kıskacından kurtarmak istemiş, devlet işletmelerine yönelmiştir. Üç: Büyük devletlerin baskısından kork­muş, bunlardan uzak durmuş ve hep bölgesel ittifaklar kurmuştur. İşte kemalizm, budur’’… 1
1- http://www.yalcinkucuk.net/haber_detay.asp?haberID=55
M. Recep
09.05.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder