Devletin İntiharı
Son günlerde bir albaya ait olduğu iddia edilen ‘akp ve fetullahı bitirme planı’ diye adlandırılan bir ‘belge’ üzerinden çeşitli tartışmalar yapılarak ortalık bulandırılmakta hatta bazı kendini bilmezler işi Genel Kurmay Başkanımız İlker Paşa Hazretleri’nin istifasının istenmesine kadar götürmektedirler. Daha önce de TSK’ne yönelik bu türden psikolojik savaş ürünü taktikleri kullanmış olan bir ‘gaste’nin şimdide ordundan emekli bir takım subaylarla görüşmeler yaparak ortalığı bulandırmaya, hukuken bitmiş olan bir davayı kamuoyu önünde meşrulaştırmaya çalıştığı görülmektedir. Fettullah Gülen’in ‘ulusalcı dalgayı aşacağız’(1) söylemleriyle devletin çeşitli kademelerinde örgütlenmesi(2), Bush’un Erdoğan’a ‘ergenekonu tasfiye edin’ talimatı(3), AB’nin ‘ergenekonda sonuna kadar gidin’ telkinleri (4) ve 1. iddianamede geçtiği üzere ‘ergenekon demek TSK demektir’(5) sözünden anladığımız kadarıyla bu operasyonun TSK’ni yıpratma, bağımsızlıkçı çizgisinden ödün verdirme neticesinde ise tek bir asker daha istihdam edecek hali kalmayan Amerikan ordusunun, Ortadoğu’daki planlarını gerçekleştirmek için TSK’ni kullanmak istediğini anlıyoruz. Ulusumuzun ve bağımsızlığımızın teminatı olan Türk Ordusu böylelikle dize getirilmek istenmektedir.
Özal döneminden beridir süre gelen F tipi örgütlenme akp iktidarıyla birlikte hat safhaya çıkmış, emniyet teşkilatımızın en üst kademelerine, çeşitli yargı organlarındaki kilit noktalara ve nihayet askeriyenin içerisine de sızmayı başarmıştır(6), diğer kurumları sayma gereği dahi duymuyorum. Her bir koldan işgal edilmiş devlet bürokrasisi ‘altın nesil’ adı verilen işbirlikçi güruhun saldırısı altında güden güne erimekte ve yozlaşmaktadır.
CIA istasyon şeflerinin ‘Kemalizm’den vazgeçin’(7) türünden söylemleri TSK’ ya kabul ettirilememiş olacak ki bu türden bir operasyonla çökertme girişimi başlatılmıştır.
Son çıkan ‘belge’ye baktığımızda ise ‘darbe günlükleri’ ile tutturulamayan mayanın bu düzmece ‘belge’yle tutturulmaya çalışıldığı görülmektedir.
Bu ‘belge’ ile ilgili olarak Prof. Dr. Yalçın Küçük ‘Böyle ilkel bir belgeyi Türk ordusunda hiçbir albay hazırlamaz.’(8) diyerek çok isabetli bir söylemde bulunmuştur. Yine aynı ‘belge’ ile ilgili olarak Barış Terkoğlu’nun ‘Öncelikle şunu söyleyelim Taraf’ın haberinde belgenin altında şöyle bir imzadan söz ediliyor: “Deniz Kurmay Albay Çiçek”. Hiçbir askeri belgede böyle bir imza kullanılmaz. Yani yalnızca soyadı ile hiçbir belge imzalanmadığı gibi belgelerin altında imzalayan askerin unvanı ayrıntısı ile yazar’ diye yazmıştır(9). Mehmet Ali Güller ise bu konuda ‘belge’nin sahte olduğunu gösteren altı maddelik bir yazı kaleme almıştır(10).
Şimdilik askeri savcılık ‘belge’ ile ilgili olarak inceleme yapıyormuş. Bizim açımızdan esasen belgenin sahte olup olmadığının hiçbir önemi yoktur. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum göstermektedir ki; üniversiteler rahatsızdır, muhalefet rahatsızdır, iktidar milletvekillerinin bir kısmı rahatsızdır(11), askeriye rahatsızdır ve yaratılan bu gergin ortamdan üç büyük yürüyüş(17 Nisan Tandoğan, 18 Nisan İstanbul’da sanatçılarımızın yürüyüşü ve 19 Nisan Türkan Saylan’ın cenaze töreni) göstermektedir ki milletimiz rahatsızdır.
%47’lik azınlıkla halkın istemediği bir zatı cumhurbaşkanı seçen, Bush’tan aldığı emirle(3) Atlantik karşıtı Avrasyacı muhalefeti susturmak için başlattığı operasyonla büyük bir kıyıma giden, son olarak ‘mayın yasası’nı (benim açımdan ihanet yasasıdır) bütün muhalefete rağmen meclisten geçirip Çankaya’daki notere onaylatan Tayyip Erdoğan Hükümeti söz konusu ‘belge’ ile ilgili olarak ‘dava açacağız’(12) gibi talihsiz bir söylemle devletin intihar halinde olduğunu (bu süreç emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca’nın intiharıyla başlamıştır) ve hükümetinin artık devleti yönetemediğini açıkça ilan etmiş oldu.
Tayyip Erdoğan’ın bu çıkışıyla beraber Türkiye’de artık bir iktidar boşluğu olduğu anlaşılmaktadır. Eğer bir yerde yönetim zafiyeti varsa idareye talip olanların iktidara kendilerinin geçmelerini istemeleri en doğal haklarıdır, bunun yasallığını tartışmıyorum bu bir realitedir ve idareyi elinde tutma gücüne sahip olanlar için bu meşrudur. Demokrasiyle yönetiliyorsanız sandığa gidersiniz hilesiz ve mertçe.
Siz %47’lik azınlıkla dikta rejimi kurmaya kalkacaksınız sonra milletten koca bir şamar yiyerek %39’a düşeceksiniz, meclisten geçirdiğiniz yasaların neredeyse tamamı dış güçlerin dayatmaları sonucu milletin lehine olması gerekirken aleyhine olacak ve sizin yarattığınız bu iktidar boşluğunu doldurmak isteyen yasal ve meşru yapıları (siyasi partiler, dernekler, aydınlar) yani kendi dışınızdaki her şeyi yasal ve gayrı meşru yapılanmalar gibi gösterip devlet eliyle tasfiye edeceksiniz edemediklerinizi de dava edeceksiniz.
Bugün Türkiye’de bir iktidar boşluğu vardır. Dolmabahçe Mutabakatı’nın hatırlatılması ‘biz anlaşma yaptık oyunbozanlık yapmayın’ demektir. Tayyip Erdoğan Hükümeti şunu iyi bilsin ki anlaşmalar eşit taraflar arasında yapılır istisnalarda ise arada büyük güçlerin hatırı söz konusudur. Bu mutabakatta TSK’nin tam bağımsızlıktan yana olduğunu hesaba katarak birinci tercihten yana oy kullanıyoruz. Zaten her halükarda dengeler eşit olmazsa anlaşma kâğıt üzerinde kalır ve büyük balık küçük balığı yutar. E-muhtıra olarak ifade edilen ve TSK bünyesindeki derin rahatsızlığı gidermek için yayınlaman bildiri her ne kadar rejimi koruma kaygısı nedeniyle yapılmış olsa da (öyle olduğunu umuyoruz) 22 Temmuz seçimlerinde ters tepmiş ve gelmekte olan Dip Dalgasının önüne set çekmiştir. Şimdi yine yükselen ulusalcı tam bağımsızlıkçı dalga bir taraftan ümraniye soruşturmasıyla yontulurken diğer yandan da işte psikolojik savaş ürünü olmaktan öte geçemeyecek sözüm ona belgelerle berTARAF edilmeye çalışılmaktadır.
27 Mayıs öncesine gidiyoruz; millet rahatsızdır, üniversiteler rahatsızdır, askeriye rahatsızdır ve aydınlar tahkikat komisyonları ile bunaltılmıştır, devlet bulanım geçirmektedir. Günümüzle karşılaştırıyoruz yaşanmakta olan derin (buradaki ‘derin’in manasını gazetelerdeki intihar haberlerine bakarak anlayabilirsiniz) ekonomik krizi de ekleyerek ülkenin bir depresyona girdiğini söyleyebiliriz.
Türkiye kaynamaktadır ve kaynayan bir kazana kimse elini sokmak istemez fakat kepçe o kazanın içerisindedir. Kepçeyi almak için iki yol vardır ya kaynayan kazanı ateşin üzerinden alırsınız ya da bir maşa ile kepçeyi kazandan alırsınız. Birinci yol makul olanıdır ancak bu üzüm yemek değil bağcıyı dövmek niyetinde olanların işine gelmez. O halde ikinci yol denenecektir, bunun için ise bir maşa gereklidir. Burada ‘maşa’ kim olacak AKP mi? , TSK mi? TSK’nin buna yanaşmadığı söylemlerinden anlaşılmaktadır. Akp ise bunun kendi sonu olacağını biliyor.
Ortadoğu’da iyice sıkışan Küresel Kraliyetçiler bakalım kaynayan Türkiye’yi nasıl idare edecekler ya da 1919’da olduğu gibi Samsun’dan doğan güneşle aydınlanan Türk Milleti kendisine vurulan zincirleri bir kez daha kırıp atarak kendi kaderini yine kendisi mi tayin edecek?
Manzara-i umumiye ye baktığımızda devletin artık çöküş sürecine girdiği açıktır, bu iktidar bütün değerlerimizi yıkmak için getirilmiştir. Bizim artık kurtarılacak değil yeniden kurulacak bir Cumhuriyetimiz vardır ve bunu hep birlikte başaracağız.
Tam bağımsız Türkiye’yi kendisine ülkü edinmiş birleşmiş Kemalistleri kimse yenemez.
21 HAZİRAN saat 17.00’da İZMİR GÜNDOĞDU MEYDANI’NDA BULUŞALIM.
Mustafa Recep
18.06.2009
1- 16 Ekim 2005 tarihli Aktüel Dergisi
2-İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürü ADİL SERDAR SAÇAN, zamanın İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcısı AYKUT CENGİZ ENGİN’den 16 Temmuz 2001 tarihli yazı ile ‘Fettullah Gülen ve grubu hakkında proje çalışma grubu oluşturulması için’ izin istemiş ve gerekli izni de almıştır. Adil Serdar Saçan’ın aynı makama sonradan olanları yazdığı 16 Temmuz 2001 tarihli yazının fotokopisi için 1 Haziran 2008 tarihli Aydınlık’a bakınız.
3- Fehmi Koru, operasyon kararının 5 Kasım 2007 tarihinde Bush-Erdoğan görüşmesinde verildiğini hem katıldığı televizyon programlarında, hem de yazılı basında açıklamıştır. Ve bu açıklama bugüne kadar yalanlanmamıştır.
4- 9 Ocak 2009 Cuma günkü gazeteler
5-Tuncay Güney’in 2001 yılındaki mülakatı
6-Fettullah Gülen bir talimatında diyor ki; ‘Adliye’de Mülkiye’de veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Bunlar gelecek adına o ünitelerde garantimizdir… İcabında mahkemelerin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın; arkadaşlara diyorum ki, sen bin vereceksin geriye belki biri dönecek. Dershanelerimiz müsait, destekleriz. Bir milyar vereceksiniz, 10 milyarlık tazminat davası alacaksınız. Yani önemli olan mahkûm ettirmektir. Avukat tutacaksınız, hâkim kiralayacaksınız…’
*Vural Savaş’ın Yüce Divan Dosyası adlı eserinin 54. sayfası
7-Graham Fuller, 26 Şubat 1990 tarihli Cumhuriyet’te çıkan Ufuk Güldemir’in yaptığı röportaj
8-Odatv.com 17 Haziran 2009
9-Barış Terkoğlu, Odatv.com 13 Haziran 2009
10-Mehmet Ali Güller, 17 Haziran 2009 tarihli yazısı
11-Arslan Bulut’un 17 ve 18 Haziran tarihli Yeniçağ Gazetesi’ndeki yazıları
12-14.06.2009 tarihli Sabah Gazetesi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder