ABD Kongresi’nin 31 Ocak 1896 tarihli 54. toplantısında aldığı ‘gizli karar’ ve Düşündürdükleri
‘‘ABD’nin belirleyeceği bir temsilci ile her Hıristiyan ülkeden bir temsilcinin Osmanlı İmparatorluğu adındaki kabul edilemez ve inatla devam ede şeytani hareketin düzene sokulması. Bu karara göre; ABD temsilcisi mutlaka ABD vatandaşı olacaktır. Temsilci, Hıristiyan ülke yöneticileriyle işbirliği yaparak aşağıdaki görevleri yerine getirecektir;
— Uluslararası Hıristiyan Komitesince din, mezhep ve milliyetçi özelliklere bakılmaksızın geçici bir Hıristiyan yönetici Türkiye’nin Başkanı olarak seçilmesini müteakip, Osmanlı İmparatorluğu’nun mevcut bölgelerinin sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün Türkiye Birleşik Devletleri adında toplanması, Utah Eyaleti örnek alınacak ve çok eşlilik, kılıçla fethetme gibi dini vaazların ve hareketlerin yasaklanması sağlanacaktır.
— Geçici hükümet Türkiye Birleşik Devletleri’nin sınırlarının içindeki etnik özelliklerine uygun olarak oluşacak Ermeni Devleti müttefikimize tüm Hıristiyan devletlerinin askeri destek sağlamaları istenecektir.
— Geçici hükümetin süresini tamamlamasından sonra, müttefik güçler tarafından kısa zaman içinde Türkiye Birleşik Devletleri’nin, Uluslararası Hıristiyan komisyonu tarafından tanınması sağlanacaktır.
—Türkiye’deki ülke yönetiminin hiçbir zaman sultan, halife ya da peygamber Muhammed’in dini(şeriat) yöneticileri tarzında olmaması, ancak ılımlı dini fikirleri olan insanlara olumlu yaklaşan yönetimlerin kurulmasına özen gösterilecektir.’’ (1)
Görüldüğü üzere ‘‘Türkiye Birleşik Devletleri’’ kurulacakmış, şimdiki ‘‘Yeni Osmanlı Projesi’’ ve bu ‘‘Utah eyaleti’’ örnek alınarak yapılacakmış ne tesadüf ‘‘Utah’’ son zamanlarda da çok meşhur oldu. Birde ‘‘hıristiyan bir yönetici Türkiye’nin başına seçilecekmiş’’ acaba ‘‘BOP EŞBAŞKANI’’ndan söz ediyor olmasın! Ülkede ‘‘ancak ılımlı dini fikirleri olan’’ yönetimlerin kurulmasına özen gösterilecekmiş, herhalde ‘‘ılımlı İslam’’ projesi bu olsa gerek.
Evet, yüzyıllık kani olur mu yani Batı cephesinde değişen bir şey yok, peki ya bizde:
Bizdeki durumu açıklamadan önce ABD’nin Kurtuluş Savaşı sırasındaki durumunu anlatan iki alıntıyı dikkatinize sunuyorum;
‘‘ABD Türkiye ile savaşa girmemişse de Türkiye’nin başlıca müttefikleriyle savaşmıştır. Bunların yenilmesinde katkısı ve bunun sonucu olarak Türkiye’nin de yenilgisinde payı vardır.’’ (2)
‘‘ABD’nin maskeli savaşmasının nedeni, Türkiye’deki misyoner kuruluşları, Amerikan enstitüleri ve onların faaliyetlerine son verilmemesi içindi.’’(3)
Bizdeki duruma gelecek olursak, hükümetin zaten safı belli BOP projesi görevlileri (Tayyip Erdoğan tam 32 kez söylemiştir) ve ABD ile hizmet sözleşmesi imzalayan zamanın dışişleri bakanı şimdinin Çankaya Köşkü noteri (Powell’la yapılan 2 sayfa 9 maddelik anlaşma)* evet siyasi erkte durum böyle, asker cephesi ne diyor derseniz Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’un;
“Amerika ile ilişkilerimiz köklüdür, tarihidir!” (4)
sözü duruma açıklık getiriyor. ABD ile köklü ve tarihi olan ilişkilerimiz o kadar tarihi ki ABD’nin yüzyıllık planlara dayanıyor.
Bu derin köklü olan ilişkilerimiz kimler marifetiyle işliyor ona da İsmet Paşa cevap veriyor. Vural Savaş üstadımın Bağımsız Dergi’nin Mayıs 2009 sayısının 40. sayfasındaki ilgili bölümü aynen dikkatinize sunuyorum:
‘‘ 1962 yılında gelin noktayı İsmet İnönü şöyle açıklıyor:
‘Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar.
Hepsinin çevresinde uzman dolu yabancılar dolu. İğfal(kandırma) etmeye çalışıyorlar. Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden, sefirden öğreniyorum. Bağımsızlık savaşından sonra, Lozan’da barış antlaşmaları sırasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar fiili durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik.
Bütün mücadele, idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için, büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar.
Dayattık… Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar, bizim neden inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler… Peygamber edasıyla size dünyalar vaat ederler. İmzayı attınız mı, ertesi gün gelmişlerdir.
Personeli gelmiştir, teçhizatçısı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler…
Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden eğilmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdebiliriz. Havanda su dönersiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceğini kestiremem…’’
Şimdi Attilâ İlhan’ın 05.03.2004 tarihinde Cumhuriyet’teki köşesindeki ‘ecnebi eğitim, vazgeçilmez imiş’ adlı yazısından bir kesiti dikkatinize sunuyorum:
‘‘ (...meraklısı, elbette hatırlayacaktır; ’misyoner’ okullarını irdelerken, en aşağı otuz yıl kadar önce, ele geçirdiğim şöyle bir demeci yayımlamıştım ki; ’mazlum halklara’ İngilizce -ve tabii, Hıristiyanlık- öğretmeye giden bu ’kültür yuvaları’ nın (!), maksad-ı aslilerini pek güzel anlatıyordu: ’’...American Bord of Mission, yaklaşık 65 yıldır, Türkiye’de faaliyette bulunmaktadır. (Dikkat!) Ticari ilişkiler bakımından, misyonlar bu bölgede elverişli bir ortam yaratmışlardır; bu ortam misyonerlerin iki yönlü çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir: 1/ Geniş bir eğitim düzeni 2/ Geniş bir basın yayın faaliyeti! (Dikkat!..) Biz bu bölge halkını, yalnız bizim sattıklarımızı almaları için değil; gelecekte kurulacak tesisleri geliştirip yaşatabilecek bir düzeye gelmeleri için de eğitiyoruz; bu yoldan, Amerikan yatırımlarına yeni alanlar açmak umudundayız...’’ ’’...örgütün devamlı olarak yaşayabilmesi için yapılan harcamalar, yıllık altı milyon dolar civarındadır. (Dikkat!..) Amerikalılar Asya Türkiyesi’nde şimdiden kâra geçen bir iş kurmuşlardır. Bu durum, bütün bölge halkının, bir gün bizim müşterimiz olacağına dair umudumuzu gerçekleştirmektedir. Şu anda Asya Türkiyesi’nde, değişik bölgelerde 435 okulumuz ve bunlarda eğitim gören, 19.795 öğrencimiz mevcuttur!..’’ Bu müthiş beyanatı kim vermiş? Sıkı durun! American Bord of Mission adına, Mr. H.O. Dwight, verdiği tarih 1895 .’’ … (5)
‘‘manzarai umumiye’’ bu şekilde, bugünlerde yapılan ‘ruhban okulu’ tartışmalarında özgürlüklerden bahsederek açılması yönünde rey verenlerin hiç de iyi niyetli olduklarını sanmıyorum. Ey kavmi Türk uyan ve kendine gel!
Yüksek Komutanlığın neden ‘NATO’ da ısrar ettiğini anlayabilmiş değiliz, bunca ihanetten sonra bile Atlantik’ten kopamamaları bizim için üzücüdür. Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti aldatmacasıyla devrimci bir milleti daha ne kadar oyala bilirsiniz? Hukuk = guguk olmuşken, demokrasi = oyla seçilen padişahlar rejimine dönüşmüşken, sosyal devlet anlayışının sadece son yapılan öğrenci harçları zamlarına bakarak ortadan kalktığını ve tarihi okullarımızın yerlerine ‘center’lar yapılması için satılacağı haberleri dolaşırken var olduğunu iddia etmek şaşkınlıktır. Geriye ne kaldı laiklik, Anayasa Mahkememizin ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldi’ kararını verdiği halde kapatamadığı AKP iktidardayken laiklikten bahsetmek lakırdıdan öte geçmeyecektir. (bununla ilgili, bir hutbede gizlenen dinsel baskı adlı yazıma bakılabilir)
Bu aşamada biz gençliğe çok görev düşüyor, üniversitelerimizi gericilerden temizlemek için çok çalışmalıyız, yurtsever hocalarımıza sahip çıkmalıyız. Aksi takdirde cumhuriyetin son kaleleri olan çağdaş üniversitelerimiz, yargı organlarımız, barolarımız ve göz bebeğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de ‘ılımlı islamcı’ yapılanma karşısında çözülüp gidecek. Bizim bir kurtuluş savaşı daha verecek cesaretimiz ve gücümüz her zaman olacaktır ancak vaziyeti o boyutlara taşımadan gerekeni yapmak her vatan evladının vazifesidir.
Güneş ufuktan şimdi doğar…
* http://ulusalkanal.com.tr/index.php?Itemid=99999999&id=6865&option=com_content&task=view
(1)Hulki Cevizoğlu ‘1919’un Şifresi’ adlı eserinin 52. sayfası ayrıca bkz. Arslan Bulut’un ‘ABD Kongresi’nin 100 Yıl Önce Aldığı Gizli Türkiye Kararı!’ adlı 27 Eylül 2007 tarihli yazısı.
(2) Hulki Cevizoğlu ‘1919’un Şifresi’ adlı eserinin 55. sayfası ayrıca bkz. Laurence Evans’ın ‘Türkiye’nin Paylaşılması’ adlı kitabının 277. sayfası.
(3) Hulki Cevizoğlu ‘1919’un Şifresi’ adlı eserinin 55. sayfası ayrıca bkz. Mine Erol’un ‘Birinci Dünya Savaşı Arifesinde Amerika’nın Türkiye’ye Karşı Tutumu’ adlı eserinin 67. sayfası
(4)Mustafa Yıldırım’ın 13.01.2009 tarihli ‘son sözü general söyler’ adlı yazısı(İlker Başbuğ bu sözleri Genelkurmay Başkanlığını devralırken söylemiştir)
(5) http://tilahan.net/
Mustafa Recep
10.07.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder