milenyum karanlığı
… Bitişlerin efkârlı tebessümler halinde estiği zorlu mücadele günlerinde söze nereden başlamalıyız?
'eylül tezlerinin' bıraktığı yerden olabilir mi?
''eski düzen iyi kötü ona karşı ve ona rağmen kurulmuştu ve yıkıntılar içinde de olsa birkaç sağlam kalesiyle hala mücadele ediyordu, şimdi ise eski düzenin asli unsuru millet paramparça edilerek yeni düzenin taşeronları tarafından son kalan kaleler savaş sonucu yıkılamasa bile savunma res’en iflas etmiş olacak.''
Bir eski-yeni kavgasının sonucunu işaret ediyordu. Haklı çıktılar, militarist güçler teslim oldular, olmayanları da vardır, sağlam elmalardan söz etmiyoruz. İhaneti yaşamaktayız, halkın partisi hakkın bile varlığını unuttu. Kıblesi Pentagon olanlardan Anıtkabir'e secde etmelerini bekleyemeyiz.
Umberto Eco yazdı 'Il nome della rosa' adını verdi 'gülün adı' diye çeviriyoruz ve ekliyorum 12-13'ü iki ayrı yıl olarak değil tek bir yıl kabul ediyorum, bende 'gülün yılı' diyorum. Erdoğan’ın Yolu’na Gül'ün Yılı’nı böylelikle eklemiş oluyoruz. Çokça cemaat/tarikat ve yer altı kokuları seziyorum. Komplolar zaten hep vardı ‘şairler gibi başlangıçta’ ve bitişte de olacaklar. Attilâ İlhan’ın imgeleri bizimledir.
Dünya ölçeğinde süren her büyük hesaplaşma bizdeki iç hesaplaşma ile paralel yürümektedir. Sanki doğanın bir kanunu gibidir. Gül’ün Yılı’nda bu hesaplaşmaların bir üst aşamaya geçtiğini göreceğiz. Hem içte hem de dışta.
Ezilenler ezilmeye mahkûmdurlar ta ki ezildiklerini anlayıncaya kadar. Böyle bakıyoruz ama göremiyoruz sanki kör olmuşuz ‘ağaçlara bakmaktan ormanı görememek’ gibi. İşimize öyle geliyor, mücadeleyi bıraktık, kısa vadede küçük çıkarlar peşindeyiz. Enerji yolları üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesi hız kesmeden sürerken bu gidişatın sonunun frenleri boşanmış bir aracın akıbetiyle aynı olacağının farkındayız. Ama yediklerimizin günden güne bizi zehirlediğini ne zaman fark edeceğiz. Farkına varmak bilinç sahibi olma meselesidir toplumsal bir bilincimizin henüz gelişemediği gerçeğiyle yüzleşmekteyiz.
Yüksek Komuta Kademesi ‘islam maskeli haçlı irticaya’ selam durduğu vakit bu savaşı kaybetmiştir. Hep söylüyorum buraya da yazıyorum ‘go’ diyorlar ben oynamadım bilemiyorum, o kadar zeki değilim; ‘strateji’ imiş o halde kumsalları yalayan dalgalar gibi bir giriş yapma hakkına sahibiz. Stratejide ilk hamle ve son hamle birdir. Oyunu ya baştan kazanmışsınızdır ya da baştan kaybetmişsinizdir. Zor oyunu bozarmış bunu söylüyorlar, yaşayıp göreceğiz. Biz zor devrimcidir diyoruz. Şeytanı ayrıntılarda aramaktayız çünkü ayrıntılar devrimcidir. Yalçın Küçük Hocamıza sevgilerimi gönderiyorum.
Şeytan evet, o isyana oynamaktadır. Oysa hukuka saygılarımızı baştan sunmuş bulunmaktayız. ‘hukuk’, hak’tan geldiğini biliyoruz. ‘sureti haktan görünen’lere inanacak kadar saflar. Şu haliyle her türlü kanunsuzluğu meşru kabul eden bir düzenin kurulmuş olduğu ayan beyan ortadadır. Yapılacak olan ‘isyan’ bayrağı açmaktır bir zaman yazmıştım ‘ isyan değişimin anahtardır’…
Biz isyanın kalemiyiz ve gene bir romandan öğreniyoruz ''hükümet halkın hukukuna tecavüz ettiği zaman, isyan halk için vazifelerin en mukaddes ve en zarurisidir.'' Anatole France ışıklar içerisinde yatsın devrimin Fransa’sını yazdı. Mahkeme kuruldu mu elbet büyük başlar kesilir, geçmiş geleceğin aynasıdır; olmuştur ve olacaktır.
Büyük yangınlar gibi aşk ve ihtilal kokar taze dizelerimiz, söyleyin hangi terk edilmiş ormanda bıraktık yaldızlı geleceğimizi, dönüp aramayacak mıyız? Sahiplik duygusundan kırıntı bile kalmamış sanki bütün güzellikleri piramidin gözleri nazarlamış.
Dijital çöllerde kumdan evrenler yaratıyoruz, bir sonraki devrimci rüzgâr hepsini ters yüz edene dek tadını çıkarın. Sanal olanın tekâmülü bilginin bilgeliğe erişme mücadelesiyle paralel yürüyor.
Bu çağı yazmak istiyorum sürgündeyken elbet yazacağım ‘ileri demokrasi günlükleri’ diyorum siz ‘dinci faşizm’ anlayın. Sırıtmalarım pek meşhurdur, bu sıralar beni pek sever oldular. Nedenini yazıyorum dikkat buyurunuz; ‘milli iradeden’ söz edenler ve ‘demokrasi’yi dillerine sakız edenler ki halk egemenliği diyorlar geçiniz, milenyum karanlığında sandık egemen güçlerin meşruiyet aracıdır. Erdoğan’s Way, ‘demokrasi amaç değil araçtır’ sözü bizi doğrulamaktadır.
Gül ve Gülen iç içedirler, biri modern ortaçağın engizisyonunu (gülen) diğeri ise alafranga Osmanlı monarşisini(gül) temsil etmektedir. Biri dini araç edinmiştir ve hukuk cinayetleri işlemektedir. Diğeri cumhuriyeti araç edinmiştir ve yakasında imparatorluğun büyük şövalyesi nişanını taşımaktadır. Şimdi ikisi birdirler, içimizdeki ABD ve UK!
Birde yaşarken kemale ermiş bir büyük romancımız var. Askeri vesayete karşı olanları ki anti-militarist asla değildirler çünkü samimiyetsizlikleri diz boyudur, bu yaşarken kemale eren romancımıza ‘‘Legion D'honneur’’ nişanını kimin takdim ettiğine iyi baksınlar. Askeri vesayet arıyorlarsa şak şak şak şak! alkış tuttukları yerdedir. Edebiyatımızın, şimdiler de biri mystique öteki Edirne’den öteye geçince Türk olduğunu unutan (belki de değildir) biri kadın diğeri erkek iki şaşkın ile anıldığı günlerde buna rağmen Yaşar’ken Kemal’e eren bir romancımızın da var olması sevindirici. Bilim ve Edebiyat iç içedir ikisinden de eser kalmamıştır, felsefe mi kimin umurunda. Uzun uzun yazmamıza gerek yok. Çünkü sanat bitmiştir. Faşizmde tek ses/renk vardır sanat ise çok sesli ve çok renkli olmak durumundadır. Perdeyi indiriyoruz, oyun bitmiştir alkışlarınızı siyasetçilere saklayın onların daha çok ihtiyacı olacaktır/olmuştur.
İsa’yı başlangıç kabul ettik, yani varsayıyoruz ve 'ceteris paribus' iktisat da öğretirler diğer bütün değişkenleri sabit alır, bilimsel diyorlar ama biz diyalektiği keşfetmemiş olsaydık öyle sayabilirdik. O halde diğer tüm değişkenler de değişirken diyoruz. İsa’yı çarmığa gererek iki binyılı böyle doyasıya yaşıyoruz.
Üçüncü binyıla girerken insanlık büyük umutlar taşıyordu bilmediğimiz ama hissettiğimiz bir şeyler böyle olmasını sağladı. Milenyum karanlığına mumlar yakıyoruz, eriyorlar. Küçük olan güzeldir, tez biter ama hep doyumsuzdur. Kapitalizmin oyuncağı petrol ülkelerindeki kalkışmaları ve akabinde merkez kapitalist devletlerde başlayan protestoları böyle görüyorum.
12 ve 13 küresel çapta devam etmekte olan 'gölge savaşın' su yüzüne yansıyan yönlerinin görüldüğü bir zaman dilimi olacak. Mevcut ekonomik sistem insanlığın sorunlarını çözmekten çok uzak o sadece kendi varlığını sürdürmek peşinde.
İyi niyetli bilim çevrelerinin ve bizlerin söylediği, yeni bir dünya kuracaksak ekolojizmin temel çıkış noktamız olması gerektiğidir. Marksistlere çok şey borçluyuz sosyalist ekonomi ekolojik temelli olacaktır. Aksini iddia edenlerin doğa katliamcısı kapitalistlerden farkını göremiyorum. Merkez kapitalist devletlerin izinden giden bir sosyalist cumhuriyeti, insanlığın geleceğini kurtarmak açısından umut vaat edici bulmuyorum. İnsanlığın vicdanı kendi ‘getto’larını oluşturmayı başarıp onu sömürenlerin karşısına çıkabilecek mi? Bu şimdilik bir güzel temenniden öte geçemiyor.
Akşam güneşinin uzak fakat sevecen sıcaklığının, mütevazı mabedinizin pencerelerini tuvale dönüştürdüğü ve mutfağınızdan lezzetli yemek kokuları sızarken, en sevdiğimiz çiçeklerden müteşekkil bahçenizde çocuklarınızın neşeli şarkılar söyleyeceği günleri hayal etmekten bir an bile vazgeçmeyin.
Mustafa Recep
11.01.2012’de tamamlandı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder