Hukukun Üstünlüğü
‘hainler galebe çaldıkları zaman kanun ölmüş demektir’* adalet ise hak getire!
Sonunda buda oldu Emekli bir Genelkurmay Başkanı (M.İlker Başbuğ) 'darbe yapacaktı' suçlamasıyla tutuklandı. Hukukun üstünlüğüne inananlar inandıkları hukukun geçerli olmadığını kavrayamadılar. F tipi hukuku adalet dağıtacak sandılar. Görevi başındayken, emri altındaki subayların, sonradan kendisine de atfedilecek suçtan, tutuklanmalarına 'hukukun üstünlüğüne' vurgu yaparak ses çıkarmayan General tutuklama kararından sonra, "Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genel Kurmay Başkanı Terör Örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandı. Takdir yüce Türk milletinindir" dedi.
Emekli olduktan sonra oturduğu ordu evinden çıkıp insan içine karışmayan ve ‘hukuka saygılı’ tavrını koruyan General’in nasıl olduysa aklına Türk Milleti’nin var olduğu gibi bir fikir gelmiş. Türklük kavramı tartışmaya açılırken, Atatürk Milliyetçiliği ‘faşistlikle’ suçlanırken neredeydiniz diye sorsam düşene vurulmaz sesleri gelecek biliyorum.
Malum davaların ‘aranan adamı’ Bedrettin Dalan ‘hukukun üstünlüğü’ vurgusu yapan kimselere ders niteliğindeki şu sözleri telefonla bağlandığı bir ‘spor yorum’ programında sarf etti. 'Eğer Türkiye evrensel hukuk değerlerinin yüzde 50'sine ulaşırsa hemen dönerim. Ben hiçbir örgüte üye olmadım. Türk adaletine güveniyorum, Ergenekon adaletine güvenmiyorum.’(1)
Herhalde bundan sonra, ‘sıra onda, sıra onda’ diye çığlıklar atarak yandaş/paydaş kalemlerce hedef gösterilen M.Yaşar Büyükanıt’ta ola ki aynı hukuksuzluğa maruz kalırsa takdiri Türk Milleti’ne bırakacaktır. Dolmabahçe Mutabakatı’yla günah çıkarmadıysa tabi!
Ben bu davalarda subaylarımıza atfedilen ‘darbe yapmaya teşebbüs’ suçlamasının ne derece havada kaldığını göstermek bakımından ‘iki tank yürütürsün’ adlı yazımda şu değerlendirmelerde bulunmuştum:
…‘‘27 Mayıs İhtilali’ni kaç subay yapmıştı. 102 mi dediniz, hayır sadece 37 düşük rütbeli subay.
Ya 12 Mart ve 12 Eylül’ü! Yüksek komuta kademesi, onlarında sayısı bir elin parmakları. Gerçi koca bir ordu emirlerindeydi ama emir yukarılardan gelince demiri üç beş generalin emri de kesiyor. Yani karar yeter sayısı olan 102’yi bulmağa gerek yok, sayın savcılar.
Soruyorum, BALYOZ ‘iddianamesini’ hazırlayan savcılara ve bu iddianameyi kabul eden mahkeme heyetine;
102 subay ki aralarında kuvvet komutanları, zamanın MGK üyeleri, ordu komutanları, askeri istihbarat subayları vd. olacak bunlar bir örgüt kurup hükümete darbe yapmağa kalkacak ve sonuç, darbe yapacakları hükümet hala iktidarda olacak. Öncelikle siz buna inanıyor musunuz?
Geçmiş darbeleri, ihtilalleri, muhtıraları ele alıp şöyle bir gözden geçirdiğimizde hiç de öyle 102 karar yeter sayısına gerek duyulmadığı en çok 37 düşük rütbeli subayın birkaç ay içinde örgütlenerek hükümeti ve komuta kademesini devirebileceği 27 Mayıs İhtilali’yle kanıtlanmışken sizler şimdi 102 subay (aralarında bir genelkurmay başkanı eksik) darbe yapacaklardı yapamadılar diyerek Türk Subaylarına beceriksiz mi demek istiyorsunuz? Bence ‘iddianamede’ sanık sıfatıyla adı geçen subayların hepsi savcı ve hâkimlere hakaret davası açmalıdırlar.’’ (2)
Bu yazımızda ‘bir genelkurmay başkanı eksik’ demişiz, hay senin şom ağzını!
Yüksek Komuta Kademesi’nin Işık Koşaner dönemine kadar bu operasyonlara karşı ‘hukukun üstünlüğü’ söylemini tekrarlayarak pasif tavır almasının neticesinde durum buralara kadar gelmiştir. Işık Paşa ise gelinen noktada artık yapabileceği bir şey olmadığını öne sürerek son görevini yapmış ve istifa mektubunda ‘hukukun üstünlüğünün’ değil hukuksuzluğun hüküm sürdüğünü vurgulamıştır.(3)
Yüksek Komuta Kademesi’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı düzenlenen bu tertiplere uzunca bir süre sessiz kalmasını ‘bu ricat başka’ adlı yazımızda şöyle eleştirmiştik:
‘‘mecburiyet hâsıl oldu’’ adlı makalemizde TSK’nin yüksek komuta kademesinin silahlı kuvvetlere karşı yürütülen operasyona dair takındığı geri çekilme hareketini Sakarya Savaşı öncesi milli ordunun yaptığı gibi taktiksel bir geri çekilme olabileceğini dile getirmiştik. Doğu Perinçek Teori Dergisi’nin 2011 Mart sayısındaki makalesinde bu geri çekilişin taktiksel veya stratejik değil ‘savaşmadan yenilmenin’ bir göstergesi olduğunu savunmaktadır. Gerçektende gelişen sürece bakıldığında TSK komuta kademesinin bu geri çekilişi öncelerde Sakarya Savaşı öncesi Mustafa Kemal’in ordularının geri çekilişi gibi değerlendirilebilecek olsa da burada öyle bir nokta vardı ki ikisini çok net çizgilerle birbirinden ayırmamızı sağlamıştır. Nedir o nokta?
Gazi orduları bütün riskleri göze alarak Sakarya’nın doğusuna çekmiştir. Oysa iki binli yılların komuta kademesi bütün kuvvetlere hâkim bir konumda değildir. TSK’ye karşı savaş sürerken gaflet içerisinde bulunan bir takım komutanlar mevcuttur. Bunların ürkek ve bazılarının teslimiyetçi tavırları İngiliz mandacılarını anımsatmaktadır. (4)
Hiç de haksız olmadığımız görülüyor tarihe not düşüyoruz ve zaman bizi haklı çıkarıyor. Strateji bir hamleler silsilesidir tıpkı ‘go’ oyunu gibi ya en başta kazanırsın ya en başta kaybedersin.
Doğu Perinçek tutuklandıktan sonra Silivri’ye mektup yazmıştım. Mektubumda ‘haktan bahseden namuslu insanları yağmurlu bir mart sabahı topladılar’* demiştim. Ne hak kaldı, ne hukuk nede adalet! Milenyum karanlığı zifir gibi üzerimize çöktü. Çözüm yolu basit zor oyunu bozar.
‘Muhtaç olduğun kudret, damalarındaki asil kanda mevcuttur.’
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk
M.Recep Erçin
07.01.2012
*Anatole France’ın Tanrılar Susamıştı romanından alıntıdır. (sayfa 224)
* Aslı ‘haktan bahseden namuslu insanları/ yağmurlu bir mart akşamı topladılar’ bu şekildedir. Vedat Türkali’nin Bekle Bizi İstanbul şiirinden iki dize…
2- Yazının tamamı için: http://mustafarecepkahraman.blogspot.com/2010/07/iki-tank-yurutursun.html
3- Işık Koşaner’in istifa mektubu için : http://www.dunyagundemi.net/eski-genelkurmay-baskani-isik-kosanerin-istifa-mektubu.html
4- Yazının tamamı için: http://mustafarecepkahraman.blogspot.com/2012/01/bu-ricat-baska.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder