29 Ağustos 2010 Pazar

eylül tezleri (eylül’e dair olanlar aslında eylül’den önce olanlar)

geleceğe dair bir takım çıkarımlarda bulunmak kahinlik olmasa gerek çünkü bahsi geçen zaman yakın bir gelecek…

nisan sonlarına doğru yeni binyılın onuncu yılının mayısı sıcak geçecek demiştim bu iyi niyetli fakat haddini aşan bir kehanet değildi hiç olmadı mamafih yaz ortasında her yanı alevler saracağını kestirmek hiç de güç olmamıştı…

çok yakın geçmişe dair olanları kağıda dökmemiş olmama şaşıyorum ‘tarih yazıyor’ rehavetine kapılmak bizlere yakışmıyor bu sebeple artık tarihe kendimce not düşüyorum.

bu kısa denemeye tezler adını vermem sizde, içeriğinde gün yüzü görmemiş tespitler olduğu yanılgısı doğurmasın bizim yaptığımız malumun ilanı…

ülkemizin adının yanına artık ‘cumhuriyet’ ekleyemiyorum uzun zaman önce bu vasfını yitirdiğini anımsıyorum, aşağıda maddeler halinde sıralayacağım bir takım görüşlerin temelinde bu iddianın etkisi büyük…



zaman ve mekan gözetilmeden yazıldılar bu yüzden havada kaldıkları söylenebilir zaten amaç okuyanı düşünmeye sevk etmek bilahare söz sizde…



* kurulduğunda anti-emperyalistti, millici ve sonra devletçi ve daha birçok sıfatla niteleniyordu bir yıldızdı ışık saçıyordu ve büyük umutlar besliyorduk,



* büyük savaşlar ve acılar görmüştü küllerinden doğuyordu ama küller geçmişin izlerini fazlasıyla taşıyordu geçmişin yanılgılarından hiç ders alınmadığını gördük büyük umutların yerini derin bir karamsarlık aldı,



* hiç haksız sayılmazdık, dışa karşı teyakkuzda içe karşı fazlasıyla tavizkardı köpek balığı yavrularının anne karnında kardeşlerini yemesi türün devamı için olmazsa olmaz bu yapılan katliama iyi bir neden olsa da vahşetin niteliğini değiştirmez,



* ‘büyük balık küçük balığı yer’den ‘oltada balık’ olmağa ilerleyen bir ülke; içte büyük ağabeyler küçük kardeşlerini yiyerek semirilirken dışta daha büyük ağabeyler semirilmek için avlarının olgunlaşmasını beklemekte, bu bekleyişin nedeni küçük olan şeylerin pek iştah açıcı görünmemesi olsa gerek,



* ne bekleyiş ama sabırla, bu sabrın bir mükâfatı olacak ama uzun süre aç bekleyemez nede olsa, ara sıra ne yaptığından habersiz bu büyük canavarların ağzına sonraki sofranın nimeti pay koymakta,



* derinlerdeki yaşamın acımasız yüzü su üstündekilerce pek bilinmez veya bilinirde bilmezlikten gelinir bu güneşli, neşeli ve rahat yaşamın keyfi hiç bitmeyecekmişçesine sürülür,



* sömürüye karşı çıkanlar ya sürülür ya idam edilir yâda yokmuşçasına karanlık odalara kilitlenir yani gerçek görmezden gelinir, düzenin oturması için bunlar elzemdir,



* sistemli bir karşı çıkış ise sadece anlık bir tesirden ibarettir karşı hamle tasfiye; ivedi ve vahşicedir,



* öteden beri komprador burjuvazimiz, hiç dokunulamayan feodal güçlerle el ele yükseldikçe yükselir bunun anlamı daha çok sömürüdür, küllerinden doğanın küllerindeki izler yeni vücuda da zerk etmiştir, elbette bu kendiliğinden olduğu kadar beynin kendisine yabancılaşmaması için bu genomları yok edememesinden veya dönüştürememesinden de ileri gelir,



* buradaki dönüştürme bir evrimleştirmeden çok aslında devrimsel bir hamleyi vurgulamak için kullanıldı önce yok et sonra kur yani bir yaratım ama kurarken kırık tuğla kullanma, küçük bir yapı olsun büyük olup çürümesinden iyidir,



* gerçektende öyleydi öyle sanıldı ama sonra ‘öğlen’ değil ‘akşam’ hatta ‘gece’ olduğu fark edildi lakin artık çok geçti, revizyonist bir takım hamleler sonuç vermekten uzaktı yani balık baştan kokmuştu,



* batıdaki bir takım akımların, kişilerin veya kurumların içerdeki acenteleri olmaktan öte geçemeyen entelektüel camiamızın hali pür mealini anlatmağa holding medyasının içindeki konumları yeter,



* hiçbir zaman tabanın haklarının savunucusu siyasi oluşumların yer bulamadığı meclisimizin koltuklarını kimlerin doldurduğunu görmek için haklarında yüzlerce dava dosyası ‘dokunulamazlık’ nedeniyle tozlu raflarda bekleyen ‘vekil’ kimselerin ‘millet’ vekilliği dışında başka kimlere ve nelere vekâlet ettiklerine bakılabilir,



* biri iktidar yalakası öteki bölücülük yanlısı bir diğeri ise yolsuzluk batağının bayraktarı ‘sendikal’ oluşumların temsilcisi oldukları kesimlerin haklarını savunmadaki acizliklerini anlamak zor değil,



* düzenin koruyucusunun küçük amerika sürecinde gelişen NATO severliği onu oltada balık olmaktan çok akvaryumdaki balık konumuna soktu, hal böyle olunca düzenin çürümesinde baş aktörlerden olunmadan olmaz,



* hür dünyanın demokrasi ordularının elbette demokrat generalleri olmalı, askerler her yerde yeni düzenin devlet adamları, ‘emir telakki ederim başbakanım’ ve ‘arz ederim komutanım’ kaçamak söyleşileri magazin medyamızın yeni gözdesi,



eylül’e dair olanlar aslında eylül’den önce olanlar,



böyle bir manzara-i umumiye içerisinde eski düzenin ahlaklı değerlerinin iyi niyetli savunucuları ile yeni kurulan ahlaksız düzenin artık geri dönülmez bir mertebeye ulaşmasını gaye edinen ve hiç de iyi niyetli olmayan savunucularının büyük meydan muharebesi cereyan edecek, yıkımın büyük olacağı kesin, iki taraf içinde kazananı olmayacak bir savaşın bu haliyle eylül’ün dışında olduğu tespitini yapıyoruz, oysa her savaşın bir galibi olmalıdır elbette bununda var hem de eylül’den önce, yani hem harbe dahil olmayan hem de harpten önce galip olan.



eski düzen iyi kötü ona karşı ve ona rağmen kurulmuştu ve yıkıntılar içinde de olsa birkaç sağlam kalesiyle hala mücadele ediyordu, şimdi ise eski düzenin asli unsuru millet paramparça edilerek yeni düzenin taşeronları tarafından son kalan kaleler savaş sonucu yıkılamasa bile savunma res’en iflas etmiş olacak.



bilmem anlatabildim mi?



m.recep erçin

29.08.2010 / sakarya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder