1 Kasım 2009 İşçi Partisi Kadıköy Örgütünün Düzenlediği ‘Kürt Açılımı ve Milli Çözüm’ Konulu Panele İlişkin Notlarım:
Aslında pazar günü kitap fuarında olacaktım fakat panelin yapılacağını duyunca fuara cumartesi günü gittim. Sakarya’dan kalkıp da bu yağmurda İstanbul’un bir ucundaki fuara katıldığımı duyanlar deli olduğumu düşünebilirler ancak sağanak yağmur altında fuardan Beykoz’a geçtiğimi duyduklarında teşhisi koymakta zorlanmayacaklardır. Bunu niçin yazdım herhalde hepiniz anlamışsınızdır, bu kitap fuarı neden ulaşımı daha kolay bir yerde yapılmıyor.
Panel’in başlamasına yarım saat kala oradaydım tahmin ettiğim gibi başlamaya yakın salon doldu. En önde protokol olduğu için ben ön kürsünün çaprazında yakın bir yere oturdum.
İlk olarak Diyarbakır’ın Cumhuriyet Köyünden görüntüler izledik daha sonra oturum başkanı Şule Perinçek tek tek konuşmacıları tanıttı benim gözlemlediğim kadarıyla en çok alkışı Yalçın Hoca aldı.
İlk konuşmacı Cumhuriyet Köyü Muhtarı Mehmet Tanrıkulu oldu, konuşmasında benim dikkatimi çeken sözü
‘Diyarbakır’da yargı bağımsız değildir’ oldu. Kendisiyle ara verildiğinde tanışma fırsatım oldu.
Konuşmacılar arasındaki geçişlerde Şule Hanım, Mustafa Kemal Paşa’nın Kürt meselesi üzerine söylediği sözleri okudu.
İkinci konuşmacı Nihat Genç, sözlerine ‘bu mesele hakkında sadece etnik tartışmalar günlerce sürer’ diyerek başladı.
‘her yüzyıl biriler dünyaya şekil veriyor’
‘hamilik isteyen devletler kuruluyor ve bunlar hamisiz yaşayamazlar’ (kürdo-judaik devleti kastediyor ve hamilik isteyen devletleri sıralıyor: Gürcistan, Ermenistan, Lübnan )
‘bu plan 20–25 yıllık bir plandır, birileri bir zamanlar oraya kırmızıçizgi çekti Irak’a buradan öteye geçemezsin dedi Özal burada bir rol oynadı şimdi aynısını bize yapıyorlar bize bu çizgiden öteye geçemezsin diyorlar, ABD oradakileri bir zamanlar nüfusuna geçirdi şimdi bizim vatandaşlarımıza da nüfusuna geçirmek istiyor’
‘pkk teslim oluyor ama garantisi var ABD’
‘bugün ülkemizde yapılan etnik tartışmaların %1’i Avrupa’da yapılsa şimdi kaos çıkardı paramparça olurdular. Biz hala bölünmedik ve direniyoruz.’
‘bu topraklarda her evde bir Kürt vardır’
‘bizim kavgamız siyasi kavgadır, etnik meseleler siyasete taşınmaz, bunların bu siyasetini kökünden reddediyoruz
‘endişemiz emperyalistlere doğru bazı insanlarımız kayıyor’
‘işçi partisi ve Atatürkçülere şükran borçluyuz, artık ayrı gayrı yok’
‘etnik bir takım tartışmaları yapanlar cahil insanlar’
‘Türkiye’deki iç savaşın %1’i Batı’da olsaydı infilak ederlerdi, bu topraklarda bu savaş sökmez, bizi sindiremediler’
‘bu halk en ağırına giden yere ayağa kalkar, bu halka puşt de bir şey demez ama etnik ayrımcılığı asla kabul etmeyiz, işte bu ağırımıza gidiyor’
‘niçin bu kadar aynı dili konuşuyoruz, çünkü biz telepatiyle anlaşıyoruz, ben sizi biliyorum siz efendi tanımazsınız, ben bu toprağın bağımsızlığını biliyorum’
Mehmet Bedri Gültekin’in konuşmasından notlar:
‘Türkçe bu coğrafyada yaşayan insanların ortak dilidir’ (Şule Hanım Mehmet Bedri Bey’i tanıtırken zaza olduğunu söyledi, 18 yaşına kadar Tunceli’de yaşamış)
‘ABD kazanırsa Türkiye bölünür, eğer ülkemiz Kemalist devrim rotasına girerse birleşir ve bölgede daha büyük ittifakların önü açılır’
‘BBP’liler, küçük bir grupken Abdi İpekçi’ye kadar bin kişi oldular. Orada grevde olan işçiler vardı grev çadırını görür görmez saldırdılar, bunlar ayrılıkçıdırlar.’
‘Türkiye, Yugoslavya’ya benzer eğer bir iç çatışma çıkarsa Yugoslavya’da 600 bin kişi ölmüştü burada 2 milyon 3 milyon kişi ölür. Bunu engelleyen ordumuzdur, bunun için bu belge tertipleri düzenlenmektedir’
‘bugün herkes teşhisi koymuştur nedir o, ABD Türkiye’yi bölmeye çalışıyor ama tedavi de birlik yok’
‘Tedavinin birinci maddesi: bağımsızlıkçılıktır’ (bunu muhalefet partilerine söylüyor)
‘AB üyeliğinden vazgeçilecek, ABD ile bağlar koparılacak’
‘ABD her yerde kaybediyor bir tek Türkiye’de kazanıyor ama bu tersine dönecektir. Batı Asya Topluluğu kurulacaktır.’
Panele ara verildi, ben hemen kürsüye doğru ilerledim, Hocayı yakalamışken tezlerin birinci cildini imzalattım. O sırada Yıldırım Hocayla, Şule Hanımla, Cumhuriyet Köyü Muhtarıyla ve Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Beyle merhabalaştık. Nihat Genç ile zaten konferans başlamadan görüşmüştük biraz daha konuşurum diyordum ama imzacılardan ve fotoğraf çekmeye gelen arkadaşlardan fırsatım olmadı. Yalçın Hoca’ya Aydın Uçlar’dan selam getirdiğimi söyledim, kitabı imzalamak için adımı sordu söyleyince ‘soyadın nereden geliyor’ dedi. Bende kısaca anlattım sonra ‘hımm’ dedi. Yeni kitaplar salyangoz yayınlarından mı çıkacak diye sordum hayır dedi, başka yayınevinden çıkacakmış.
İkinci bölüm İşçi Partisi’nin 9 Haziran Diyarbakır Mitinginin görüntüleriyle başladı. Daha sonra Şule Hanım konuşma sırası gelen Yalçın Küçük’ü tanıttıktan sonra ‘hocam bunca araştırıyorsunuz da bir İşçi Partisi’ni bulamıyorsunuz’ deyince Yalçın Hoca ‘biz Doğu ile beraber hapis tattık küçücük yerde beraber kaldık’ vs. dedikten sonra salonun havasını değiştiren sözü söyledi ‘şule ne güzel kaynanan vardı, sende onun gibi güzelsin’ dedi ve ‘böylelikle bunu geçiştirmiş’ oldum diyerek konuşmasına başladı.
Yalçın Küçük’ün konuşmasından:
‘ben Türkiye’de kimlerle beraber olursam kimler Türkiye’de ise onların dillerini öğrenmeye çalışırım’
‘ben hem kırmançi öğrendim hem sorani öğrendim, çok güzel dillerdir’
‘yazdığım kitaplar bitmiş aşklar gibidir’
‘kürtçede yoldaş yoktur arkadaş vardır, rehe yol demektir, buradan reheva olur’
‘aziz, bana yalçın içimizde en tüccar sensin derdi’
‘bizim içimizde en tüccar işçi partililer, bana hem kitap imzalattılar hem de parti teklifi yaptılar’ (salonda gülüşmeler)
‘mahkemede sordular ne iş yaparsın diye bende hapis yatarım çıkınca da üniversitede hocalık yaparım dedim’ (salonda gülüşmeler)
‘yıldırım koç ödtü’deki en akıllı, en parlak öğrencilerimdendi’
‘dağa çıkmak güzeldir, bizde ilk olarak üç kişi dağa çıkmıştır, meşrutiyet ilan edilmiştir’
‘yıldırımın arkdaşları da dağa çıktılar, hüseyin inan bizim öğrencimizdi, deniz bizim okulda değildi ama oda öyleydi, onlar gittiler’
‘nihat sky’dan ayrıldı ayrılırken kara mehmet’i korumak için ayrılıyorum dedi’
‘işte görüyor musunuz biraz da zayıflamış’
‘kara mehmet’i o koruyor, Türkiye’deki zenginlerin hiçbir kabiliyeti yoktur’
‘kara Mehmet gibi bir adamı korumak için çok sevdiği televizyon işini bıraktı’
‘Türkiye’de herkes Türk’tür, öyle denir bize öyle bakarlar’
‘Kürtler daha çok Kürt oldular, Türkler daha çok Türk oldu, İslamcılar çok saldırgan olmağa başladılar, cumhuriyetçiler bir iç savaşa hazırlanıyorlar, cumhuriyetçiler geliyorsan gel iç savaş diyorlar’
‘pavlov’un köpeklerine benzedim, o yüzden kürt ve istan dendiğimde bana beş yıl veriyorlar o yüzden söyleyemiyorum, o yüzden kürt illeri diyorum’
‘kürt illeri üç kez fethedilmiştir, birinci fethi Yavuz yapmıştır, ikincisini II. Mahmut yapmıştır, üçüncüsünü Mustafa Kemal Paşa Hazretleri yapmıştır. O bir fetihtir, bütün fetihler gibi kırıcıdır, son zamanlarda bu aşamadayız’
‘bir kitabımı bitirdim önsüzüne şöyle başladım ‘ben bir kitap yazdım’ ne yazdım’
‘1919’da İzmir’in işgali bizim için lütuftur acaba biz İzmir işgal edilmeseydi Kurtuluş Savaşına başlar mıydık, iyi ki bizi sıkıştırdılar’
‘ikinci nokta geliyorum ve bayram ediyorum iyi ki Sevr’i yaptılar yapmasalar biz savaş yapamazdık’
(salondan birisi ‘hocam sesiniz az geliyor’ diye bağırınca, hoca da ‘ben kırk yıl önce de böyleydim sanmayın ki ben konuşuyorum benim içimden geliyor bu ses’ dedi, salonda gülüşmeler)
‘bir kere tarihimizin tek kahramanlı olmasına üzülüyorum o yüzden kitaplarımda herkesi kahraman yapıyorum, Anıtkabir çok mezarlı olmalıdır, bir tanesi ise büyük kahraman onu da hep söylüyorum’
‘primitif akümülasyon, hiçbir iş yapmadan zenginlikleri alma işidir’
‘o Ermenilerin zenginlikleri alındı, kim aldı Kürt serfleri aldı, ben mi söylüyorum bunları 1978 Paris Konferansı, neredeydi bu açılımcılar’
‘niye gittik biz haaaa! Biz bu ülkenin aydınlarıyız burada bir iç savaş var bu savaş ne için, Türk Halkının bilmeye hakkı var, her şeyi biz yaptık biz Türkler yaptık, apoyu öldüreceklermiş de ben kurtarmışım’
‘şimdi rojin var etrafımızda, Kürtçe şarkı söyleyemezlerdi biz söyledik, ben Kürtler için hapse girmedim Türkiye için girdim’
‘biz Türkiye’de Kürt var derken Ahmet Türk Kürt filan yok Türk var diyordu’
‘Timurlenk, Yıldırım’a şu dünyaya bak benim gibi topalla senin gibi köre mi kaldı demiş’
‘Kürtlerin cumhuriyetten en uzaklaştığı zamandır, memleket bir aşiretçiyle bir cemaatçiye mi kaldı’
‘İlker Paşa Hazretleri açtı bunun önünü, genel af yaparsınız, dağdan birilerinin inmesine karşı değiliz, sarp kuray için af yapacaksınız’
‘hamidiye alayları var’
‘fethiye çetin diye biri var öbür tarafta ninesi mi ne ermeniymiş’
‘Kürtler kaçan Ermenilerin neyi varsa aldılar, kadınlarını da aldılar’
‘Kazım Paşa, Kürtlere işte Sevr dedi, artık savaşmazsanız bu zenginlikler gidecek dedi’
‘yani buna öyle anlamlar yüklemeyin mecburdular’
(hoca konuşma süresini aştı Şule Hanım uyarıyor ve üç dakika daha rüşvet veriyor)
‘tarihe bakarsanız hepsini biz yapmışız, size güç vereceğim’
(1970 tarihli Emek Dergisinin Kasım sayısını gösteriyor)
‘Türkiye solcuları bir kongre yaptılar, 1970’de Türkiye’de Kürt var dediler, kim dedi Şule gibi güzel bir kadın Behice Boran, 15 yıla mahkûm oldular’
‘şu anda Türkiye’yi ümmiler yönetiyor, Bizans’ta olduğu gibi, Bizans çöktü Türkiye’yi de çökertiyorlar’
‘mısırlılaştırma, mısır bizimdi ama bizim sözümüz geçmiyordu, İngilizler orada bize karşı yönetim kurmuşlardı’
‘obama, ABD bu kürdo-judaik devlet, onlar oradan çekildikleri zaman Arapların onu yaşatmayacağını biliyorlar, orayı korumak için apo’yu seçtiler apo fiyatı yüksek tuttu. Şimdi, TSK ile orayı Araplardan korumaya çalışıyorlar, orası şeklen Irak’ta kalacak ama orası sermayedarların cirit attığı yer olacak’
‘yeneriz, yeneriz gördüğüm nokta şudur bu son gelişler İzmir’in işgali gibi bir etki yapmaya başladı bizde, Kürtleri en çok sevenlerinde onurunu kırdılar, kanunlar çiğnenmiştir, bundan bir kararlılık çıkacaktır, 1956–57 de olduğu gibi çok değerli paşalar da bu işin içine girecektir, korkmayınız!’’
Yıldırım Koç’un konuşmasından notlar:
‘Yalçın Hoca eskiden nasılsa şimdi de öyle coşkulu, biz okuldayken birbirimize Yalçın Hoca’nın dersi var hadi gidelim derdik’
‘işçi sınıfı milli birlik ile işçi sınıfı birliğini beraber götürecek nitelikteki tek sınıftır, bu geleneğe bir tek işçi sınıfı sahiptir’
‘1950 yıllarında işçi sınıfının boyutu küçüktü, İstiklal Savaşı’nda daha küçüktü’
‘şimdi ise çok büyük ve bunlar ülke çapında örgütlenme gücüne sahiptirler’
‘bu yüzden emperyalizm işçi sınıfına saldırıyor’
‘bizim sermayedarlarımız milli değildir, kompradordur. Bir sınıf olarak anti-emperyalist olamazlar’
‘İstiklal Savaşı’nda emperyalizm işçi sınıfına saldırmadı, şimdi ise bakın en büyük saldırılar işçi sınıfınadır’
‘1975–76 da İskenderun’da, sonra Tofaş’ta sonra Seydişehir’de bir işçi diğer bir işçiyi vurdu, işçi sınıfını böldüler’
‘anti-emperyalist yapısı en fazla olan sınıf işçi sınıfıdır, doğal işleyiş sınıf kimliğinin öne çıkmasıdır, ama emperyalizm bu kimlik öne çıkmasın diye etnik ve dinsel kimliği öne çıkarmağa çalışır. Sınıf bilinciyle etnik ve dinsel kimlik uyuşmaz ama milli kimlik uyuşur’
(daha sonra sendikalara bölücü unsurların nasıl sızdıklarını ve bunun sonuçlarını anlatıyor)
‘işçi sınıfı kendini kurtarmaya çalışırken insanlığı kurtarır, Türkiye işçi sınıfı da kendi sorunlarını çözmeye kalktığında Türkiye’nin sorunlarını da çözecektir’
(sendikaların şuan ki genel durumunu kısaca anlatıyor)
‘yeni saldırı ise sendikalarla ilgili yasa taslağı, bu taslak etnik temelli sendikalar kurmanın önünü açıyor, çalışma bakanlığına bildirmek üzere sendikalara dışarıdan para alabilecekler bu ise sendikaların bağımsızlığını etkileyecektir’
‘TSK’ ya yönelik saldırılar vardır ama asıl mücadele işçi sınıfı içinde verilmelidir’
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Soru-cevap kısmına geçildi, ben bundan sonra söylenenleri not almadım aklımda kaldığınca birisi neden İşçi Partisi’nin oyları bu kadar az diye soru sorunca Mehmet Bedri ‘kurtuluş savaşı sırasında anadolu’da seçim yapılsa mustafa kemal yüzde kaç oy alırdı’ cevapladı, aynı soruyu Nihat Genç ‘evet oy oranı küçüktür ama bu ülkenin en değerli aydınlarını yetiştirmektedir, çok birikimli bir partidir’ diyerek cevapladı.
Kuşkusuz buraya yazamadığım pek çok şey yaşandı Nihat Genç ile Yıldırım Koç arasındaki atışma da bunlardan biriydi, Nihat Genç son beş dakika salondan ayrıldı, biz bir anlam veremedik sonradan düşününce Yıldırım Hoca’nın sınıfsal bakışla yaptığı değerlendirmelere kızmış olabileceğini düşündüm, televizyon konuşmalarında da Nihat Genç zaten bu tür sınıf muhabbetlerinde hiç hoşlanmadığı söyler. Ama ben Yıldırım Hoca’nın asıl anlatmak istediğini anladığını pek sanmıyorum, yine de Nihat Genç’in bu davranışı hoş olmadı. Bir gün mutlaka görürsem soracağım, bu yakın bir zamanda olursa buraya da yazarım.
Eksik olan çok kısım var ama elimden geldiğince paneli sizlere anlatmağa çalıştım. Bu kadar geç kalmasının nedeni gribe yakalanmam neyse ki şimdi daha iyiyim.
Mustafa Recep
5.11.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder