16 Ekim 2009 Cuma

İsyan Değişimin Anahtarıdır

İsyan Değişimin Anahtarıdır

Bir şeyler değişiyor, dünya artık o bildiğimiz yer değil. Bu değişim normal bir sürecin getirdiği bir başkalaşım mı yoksa beşeriyetin neden olduğu çarpık düzenin sonucu mu? Evrimleşme sürecinin getirdiği doğal seçilim, bugün algıladığımız birçok varlığın yarın gözden kaybolmasına ve zamanın kumları altına gömülmesine neden olacak. Belki bu yok oluştan insanoğlu da nasibini alacak.
Bu durdurulamaz süreci kimin veya neyin başlattığı çok da önemli değil, çünkü tetiğe bir kere basıldı mı kimse namlunun önüne geçip kurşunun hedefi vurmasını engelleyemez. Düşünmemiz gereken ise sürecin sonunda ne olacağıdır. Başkalaşım geçiren evrene ayak uyduran beşeriyet nasıl bir hal alacak ya da ayak uydurabilecek mi? Çürüyen değerlerimizle beraber bedenlerimizde çürüyecek mi? Bu türden bir söylem belki çok fantastik gelmiş olabilir fakat hepinizin cevaplarını duyar gibiyim ve ne acı ki hemfikiriz.
Bu çürümenin nedeni ‘iyi ve kötü arasında kalmış insanın iyi olanı terk edip kötü olana yönelmesi sonucu oluştu’ gibi bir söylem işin kolayına kaçmak olur, zaten biz çürümeye neyin sebep olduğunu bulmağa çalışmıyoruz. Aradığımız cevap ne olacağımız. Yeryüzünde asırlardan beri hüküm süren uygarlığımız şimdi kendi kendini yiyip bitirmekte.
Değersizleşen değerlerimiz, ahlaksızlaşan ahlakımız ve dogmalarla dolu akıllarımız yani akıl tutulması. Yaşadığımız süreç sadece bunlardan ibaret değil elbette ama geldiğimiz yer burası, akıl tutulması yaşayan bir uygarlık. Öyle ki yüzyıllardır birbirimizi sömürmekten başka ne yaptık ya da daha iyi sömürebilmek için yaptıklarımızdan başka ne var. Hız kesmeden ilerleyen bilimsel araştırmalar ve teknolojik gelişmeler daha iyi bir dünya için miydi yoksa bir grup azınlığın saltanatının devamı için mi? Buradan bakınca hiç tereddütsüz ikincisi. Yeni Dünya Düzeni dedikleri ve altın tepsilerde bize sundukları sistem de işte bu ikincisinin ürünü. Karmaşa ve çok sesliğin olduğu bir yerde işleri rayına oturtmak elbette kolay değil. Bu nereden baktığınıza da bağlı, eğer dünyayı avucunun içine almak isteyen biriyseniz bu sizi hırçınlaştıracaktır ama değilseniz yani bu sonsuz sayıda şeridi ve rengi içinde barındıran gökkuşağının bir parçası iseniz o zaman bulutların üzerinden yeryüzüne bakabilme yetisine sahipsinizdir. Peki, bu sonsuz sayıda şeridi birbirine ekleyen değerleri kimler ve neden çürütmekteler. Hem de bu çürümenin bir çözülmeyi getireceği bu kadar açıkken. Kimler olacak gözü dönmüş kapitalistler, kana susamış bir vampir gibi mavi gezegenimizin kanını emiyorlar. Ele geçirdikleri beyinleri kullanarak insanlığa yapmacık bir kültür aşılıyorlar.
Şimdilerde ise her birimiz birer mahkumuz. Koskocaman bir hapishane adım adım gözlerimizin önünde inşa ediliyor. Ne oldu izlediğim bir bilim kurgu romanını mı anlatıyorum sandınız. Öyle ise evinizden dışarıya çıkın ve etrafınıza iyice bir bakın, her saniye nasıl izlendiğinizi göreceksiniz. Aslında evinizden dışarıya çıkmanıza dahi gerek yok cep telefonlarımızdan nerede olduğumuz kolaylıkla tespit edilebiliyor ama yetmez sırada çipli kimlikler var, sonrası mı doğar doğmaz ya bir tarafımıza çip takarlar yada barkot yapıştırırlar. Hoş geldin hür dünya!
Biz ne için mücadele ettik, sultanlara, despotlara, papazlara, şahlara, imparatorlara daha nicesine niçin baş kaldırdık. Sonunda yeniden köle olmak için mi?
Bir şeyler değişiyor dedik ama işin aslı hiçbir şey değişmiyor. Dünya, yine aynı tas aynı hamam. İçten içe kaynayan yanardağ bir gün patlar mı bilinmez ancak patladığında lavlar eskiye dair ne varsa yakacak. Yani, révolution.
Yüzyıllardan beri uygarlığımız çok yol kat etti. Ay’a çıkıp Dünya’ya baktığınızda bu mavi gezegenin evrendeki en mutlu yer olduğunu sanabilirsiniz. Peki, öyle mi? Bu soruyu kendinize bir kez olsun sorun ve iyice düşündükten sonra cevaplayın.
Ben kendi cevabımı vereyim; mutsuz ve umutsuz bir dünyada yaşıyoruz. Bu düşüncemde hiç de yalnız olmadığımı sizlerde soruya cevap verdiğinizde göreceksiniz.

‘düzen sallandıkça sevgisizlik üretir’1
Kıyamete ne kadar kaldı bilemiyorum ama yaklaştığını hissediyorum. Sevginin olmadığı bir dünyada mutluluktan da söz edemeyiz. Bilerek veya bilmeyerek kurduğumuz bu düzen sallanıyor. Ve her değişim sarsıntılar içerir. Değişen düzen yerini daha adil daha sevgi dolu daha mutlu bir düzene mi bırakacak yoksa tam tersi mi olacak. Kıyamet dediğimiz ikincisi mi? Belki de kıyamet kopmağa başlamıştır ve yaşadığımız süreç bir kıyamet kopmasıdır. Kıyametin sonunda ise tek bir yol değil de iki yol birden belirecek. Ve bu yolların her biri, birbirinin zıttı iki ayrı dünyaya varacak. İnsanlık hangi yoldan gideceğine kurmak istediği düzene göre karar verecek. Elbette buna sen, ben veya bizler değil başkaları karar verecek o başkalarının kim olduğunu yazımıza başlarken söylemiştik. Kendi istediğiniz bir düzende yaşamak niyetindeyseniz, seçme hakkınıza sahip çıkın ve sizin yerinize birilerinin karar vermesine izin vermeyin. Gerekirse bu yolda zor kullanın. Unutmayın her yol zorluklarla doludur. Bir şeyleri değiştirmek, zoru başarmaktır ve bunu ancak isyan etme yetisine sahip olanlar başarabilirler.

Mustafa Recep
16.10.2009

1.Yalçın Küçük

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder