bir hutbede gizlenen dinsel baskı
Mustafa Recep
26.06.2009
Aşağıda aktardığım hutbe 26 Haziran Cuma günü camilerde okutulmak üzere Sakarya Müftülüğü tarafından hazırlanmıştır. İsterseniz önce hutbeyi okuyalım.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İL : SAKARYA
AY-YIL : HAZİRAN-2009
TARİH : 26.06.2009
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
İSLAM’DA ÖRTÜNME ÂDÂBI[1]
Değerli Müminler!
Allah’ın halifesi ve en mükemmel şekilde yaratıldığı bilinen insanoğlunun olgunluk göstergelerinden biri de giyim-kuşamına dikkat etmesidir. Soğuktan ve sıcaktan bedeni muhafaza eden, edep yerlerini örten elbiseler bir ihtiyaç olduğu gibi insanın bir süsü ve ziynetidir. İslam’da güzellik ve temizlik esastır. Bu sebeple Müslüman, temiz olmalı, özellikle cami gibi toplantı yerlerine giderken en yeni ve güzel elbiselerini giymelidir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Ey Ademoğlu! Her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyiniz.”[2] tavsiye etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v.) çoğu zaman, namaza çıkarken değeri yüksek elbise giyer ve “Allah Teala, verdiği nimetin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever.”[3] buyururdu.
Kıymetli Müslümanlar!
Giyinmenin en azı, edep yerlerini örtmektir. Dinimizde erkek ve kadınların belirli yerlerini göstermeyecek şekilde giyinmeleri istenmiştir. Ancak Kur’an’da, erkek ve kadınların gözlerini haramdan sakınmaları örtünmeden önce zikredilmiştir. Yani bir Müslüman önce bakışlarına sahip çıkmalıdır. Kur’ân-ı Kerim’de: “Ey Muhammed! Mümin erkeklere deki: Gözlerini harama dikmesinler ve ırzlarını da korusunlar… Mümin kadınlara da söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, -kendiliğinden görünen kısımlar dışında- süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine alsınlar.”[4] buyrulmaktadır. Bir başka ayette de “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle ki: Dışarı çıkarken üstlerine örtü alsınlar. Onların tanınıp incitilmemeleri için en uygun olanı budur. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”[5] buyrularak kadının incitilmemesi ve saygı görmesi için güzel bir yol gösterilmiştir.
Aziz Cemaat!
Erkekler en az, göbek ile diz kapağı arasını örtecek şekilde giyinmelidirler. Kadınlara gelince; onların elleri, yüzleri ve ayaklarının dışında kalan yerlerin örtülmesi gerekir. Hz. Aişe’nin ablası Esmâ (r.anhümâ)’nın üzerinde ince bir elbise vardı ve Peygamberimiz, onun yüz ve ellerini işaret ederek “Ey Esmâ! Ergenlik çağına gelen bir kadının şu ve şundan başka bir yerinin görünmesi doğru olmaz.”[6]
İslam âlimleri, bu hadis-i şeriften hareketle, Müslüman bir hanımın gerek namazda gerekse namaz dışında el, yüz ve ayaklar dışındaki uzuvlarını, mahremi olmayan yabancı erkekler yanında açmamaları gerektiği hükmünü vermişlerdir. Bu konuda ise özel bir kıyafet yoktur. Kıyafetler, iklim şartlarına, yöre ve toplumların örf-âdetlerine göre değişebilmektedir.
Şunu iyi bilelim ki, Değerli Cemaat!
Kadının örtünmesi, onun hak ve hürriyetlerini kısıtlamak için değildir. Aksine, kötü maksatlı bakışlarla, sözlerle ve hareketlerle rahatsız edilip incitilmekten onu koruması içindir. Dinimiz el ve dil ile Müslümanların incitilmesini yasakladığı gibi kötü niyetli bakışlarla, sözlerle kadınların taciz edilmesini de kesinlikle yasaklamıştır. Bunun yanında kadınlardan da
buna imkân verecek tarzda giyinmemeleri istenmiştir. Unutmayalım ki bir günahı işlemek kadar ona sebep olmak da günahtır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Müftülüğün hutbesi böyle, Kuran’dan aktarılan ayetleri anladık ancak özellikle Ebu Davud’un aktardığı hadis ile ilişkilendirilen,
‘Aziz Cemaat!
Erkekler en az, göbek ile diz kapağı arasını örtecek şekilde giyinmelidirler. Kadınlara gelince; onların elleri, yüzleri ve ayaklarının dışında kalan yerlerin örtülmesi gerekir.’
sözü ki anladığımız kadarıyla müftülüğe aittir, bu aktarılan hadisle (hadisin doğruluğu tartışılabilir) yukarıdaki müftülüğün tarif ettiği örtünme şeklinin ne alakası vardır anlamış değiliz. Bunu hangi ayetten hangi hadisten çıkardıkları da merak konusu. Orada geçen yüz ve ellerini işaret ederek kısmını ele alırsak, Hz. Peygamberin yüz ve elleri işaret ettiğini gören kimdir? Ebu Davud orada mıdır ve Ebu Davud bu yorumu neye ve kime dayanarak yapmıştır?
Görüldüğü üzere kaynaktan yoksun ve son derece belirsiz bir hadis aktarımı kaynak gösterilerek kadınlara örtünme şekli tayin edilmektedir.
Diğer bir husus ise Nur suresinin 24/30-31. ayetlerinin kaynak gösterilmesidir. Bu ayetlerin yorumlanmasıyla ilgili Doç. Dr. Şahin Filiz’in değerlendirilmelerini aynen aktarıyorum:
‘‘Başörtüsüyle ilgili olduğu iddia edilen 24 Nur 31. ayet inmeden önce, Ebu Zekeriya el-Ferra (ö.207/822)’ya göre kadınlar, İslam öncesi dönemde başörtülerini arkalarına salıverirler ve ön taraflarını (boyun ve yakalarını) açarlardı. Bunun üzerine Müslüman kadınlar tesettürle emir olundular. Başka bir rivayette, ‘‘kadınlar başörtülerini (aslında örtülerini-ş.f.) yakalarının üzerine kadar örtsünler’’(24 Nur31) ayeti indiğinde, ‘‘Ensar kadınlarının başları üzerinde adeta kargaları andıran (siyah) örtüler olduğu halde evden dışarı çıktıkları’’öne sürülmektedir.
…Kadını neredeyse salt kadın olduğu için insanlık onurunu hazmedemeyen, canı sıkılınca onu cariye sınıfına dâhil ediveren sığ dünya görüşü, insanın Kur’an’da belirtilen fıtri örtünme duygusunu istismar ederek, kadını ardı arkası gelmez örtünme emri altında dini bir sıkıyönetime tabi tutmuştur’’(2)
‘İnanan erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur.(Ve) Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır.
İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar; (örfen) görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini (yani genel örtülerini-ş.f.) yakalarının üzerine salsınlar.’ (24 Nur 30–31.)
‘Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve (öteki) bütün mü’min kadınlara (toplum içine çıktıklarında) dış kıyafetlerini (cilbablarını) üzerlerine almalarını söyle: bu, onların (temiz kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini sağlar. Ama (unutma ki) Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.’ (33 Ahzab 59.)
‘‘Cilbab’’ kavramı, kadınların örfe göre üzerilerine aldıkları herhangi bir dış elbise değil, başörtüsü üzerine alınan ve tüm vücudu örten örtü, hatta çarşaf olarak tefsir edilmiştir. Başörtüsü üstüne yeniden bir dış örtü zorlama bir yorumdur. Kaldı ki cilbab, zamanın ve koşulların belirlemesine bırakılmış bir giyim tarzıdır ve Kur’an’da çarşafı ima eden hiçbir belirti de bulunmamaktadır.
Örfen onaylanmayan yerlerin örtülmesi ve iffetin korunması, Nur suresinin 30. ayetinde de geçtiği gibi her iki cinsi de bağlayıcı bir kapsamdadır.
‘Mü’min erkeklere söyle, gözlerini çeksinler… ve fecrlerini (ön ve arkalarını –ş.f.) korusunlar.’ Bu ayet, başkalarının fecrlerine ve avret yerlerine bakmayın emrini de içeren bir anlam taşımaktadır.
Fecr, avret, sev’e (çoğulu sev’at)’ den maksat, kadın ve erkeğin genital organları ve makatlarıdır.(3)
Nur Suresi 30 ve 31. ayetlerde, ‘kadınlar ziynetlerini göstermesinler’, (la yübdine ziynetehunne) ifadesindeki ziynet, ayıp yerler, gizli görkem ve güzellikler; örfen de gösterilmesi uygun olmayan kısımları işaret etmektedir. ‘Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar’ (ve’l-Yadribne bi humurihinne ala cuyubihinne) ifadesinde geçen ‘başla örtüsü’ (humur), esasen başörtüsü anlamında değildir. Sözcük, ‘örtmek, gizlemek, evinden dışarı çıkmamak, utanmak, sarhoş etmek’ anlamındadır. Ayette başörtüsü olarak çevrilen hımar/humur, genel anlamda ‘örtü’ dür. Özellikle ve kesin olarak başörtüsü değildir. Başörtüsü anlamı, örfen çıkarılan bir anlamdır. Örfen çıkarılan ve örfen yaygın bir anlamın, başörtüsünü farz kılması ise mümkün değildir. Kaldı ki, İslam öncesi Arap kadınları, başörtüsü bir yana, ağır avret mahallerini ve göğüslerini bile örtmekte gevşek davranıyorlardı. Başörtüsünün göğüsleri, gerdanı, boyun ve kulakları örtecek şekilde sıkıca başa sarılması yolundaki görüşler, ayette açıkça zikredilmeyen kişisel yorumlardan ibarettir. Başlarının üzerindeki örtü, açık göğüslerini örtmeye hizmet etmiyordu. Burada örtülmesi hedeflenen ve istenen bölge, baş değil, göğüslerdir ve göğüsler ise, fecr kadar ağır avret bölgesi içindedir. Kaldı ki, başın örtülmesi bu denli kesin bir farz ve dinin vazgeçilmez bir emri olsaydı, ‘baş’ (Ra’s) ve ‘saç’ (şa’r) sözcüklerinin ayetlerde geçmesi gerekirdi. Kur’an, pek çok konuda ayrıntılı olarak sözcük zenginliğini sergilemekten kaçınmazken, neden böylesine ciddi olduğu iddia edilen bir farzın en önemli bu iki sözcüğünü neden telaffuz etmekten kaçınmış olsun? ‘Bir sivrisineği bile örnek vermekten çekinmeyen Tanrı’, neden ‘baş’ ve ‘saç’ sözcüklerini örnek vermemiştir? Demek ki Kur’an, başın örtülmesini, başı şu ya da bu şekilde örtmeyi tamamen kadınların kendi iradelerine ve yaşadıkları sosyo-kültürel çevrelerin koşullarına bırakmış olmaktadır. Bunun adı ise, gelenektir.(4)
Transparan ve yarı çıplak giyinenlere Hz. Peygamber’in ‘doğru dürüst giyinin’ ikazı bile, bedenin esas örtülmesi gereken yerlerini görmezden gelme pahasına, başörtüsü emri olarak yorumlanmıştır.(Ebu Davud, Libas, 31; Mevdudi, el-Hicab, s. 421; Bağavi, Mikatu’l- Mesabih, II/881. –Aktaran: Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, s.196.)
Başın örtülmesini farz sayan yorumlar, ‘görünen yerler hariç’ (illa ma zahara minha) ifadesinden, el ve yüzler dışında tüm bedenin örtülmesinin cumhura göre gerekli olduğu yorumunu da, neredeyse tüm geleneksel rivayetlerin bir araya toplandığı İbn Kesir’in tefsirinden almışlardır. Hemen herkes, aynı şeyleri tekrarlayıp duran birkaç kaynaktan hareketle bu yorumları yapınca, cumhurun kavli gibi bir yanıltmaca ortaya çıkmaktadır. Bu tefsir, bugün bile örtünme ve başörtüsü konusundaki pek çok rivayetin – içlerinde örtünme emrini takip eden günlerde Ensar kadınlarının siyah çarşaflar geçirerek başları karga gibi olduğu rivayeti de dâhil- bu tefsirde yer aldığını biliyoruz. Zaten yanlışlık da buradadır.(5)
…Mişna ve Talmud’da, açıkça başı ve saçları örtmenin gerekliliği defalarca vurgulanır. Ama Kur’an’da böylesine açık bir kanıt olmadığı için, vurgu da tabiatıyla yoktur.
Birkaç örnek verelim:
‘Erkekler başlarını kapatırlar bazen de kapatmazlardı; fakat kadınların başları daima kapalı idi…’ (Talmud Bavli, Nedarim, 306)
‘Mişna zamanında kadınların başlarını kapatmaları genel bir uygulamaydı’ (Talmud Bavli, Nedarim, 306) (6)
‘…geleneksel Yahudi uygulamasına göre, kadına başı açık bir şekilde dışarı çıkması yasaklanmıştır.’ (Talmud Bavli, Kethuboth, 726) (7)
Bu bilgiler ışığında müftlüğün ayetlerden çıkardığı yorumlar temelsiz kalmaktadır.
Diğer bir önemli nokta ise - en önemlisi - hutbenin son kısmıdır,
…‘‘Şunu iyi bilelim ki, Değerli Cemaat!
Kadının örtünmesi, onun hak ve hürriyetlerini kısıtlamak için değildir. Aksine, kötü maksatlı bakışlarla, sözlerle ve hareketlerle rahatsız edilip incitilmekten onu koruması içindir. Dinimiz el ve dil ile Müslümanların incitilmesini yasakladığı gibi kötü niyetli bakışlarla, sözlerle kadınların taciz edilmesini de kesinlikle yasaklamıştır. Bunun yanında kadınlardan da buna imkân verecek tarzda giyinmemeleri istenmiştir. Unutmayalım ki bir günahı işlemek kadar ona sebep olmak da günahtır.’’
neymiş efendim ‘el ve yüz dışında açık yer kalmayacak şekilde giyinmek’ kadının hak ve özgürlüklerini kısıtlamak için değil aksine onu kötü ve maksatlı bakışlardan, sözlerden ve hakaretlerden korumak içinmiş. Birde kadınlar buna imkân verecek şekilde giyinirlerse günaha sebebiyet verirlermiş ki oda günahmış. Burada ‘günaha sebebiyet vermeyecek şekilde’ nasıl giyineceğimizin tanımını yine müftülük ‘el ve yüz dışında açık yer kalmayacak şekilde’ diyerek yapmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti adım adım bir din devletine dönüştürülüyor işte size en basit ispatı,
Sakarya Müftülüğünün bu hutbesi açıkça Anayasamıza, yasalarımıza ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırıdır, sorumlu Cumhuriyet Savcılarını derhal göreve çağırıyorum.
1 - http://www.sakaryamuftulugu.gov.tr/muftuluk_hutbeler.php
2,3,4,5,6,7 - Doç. Dr. Şahin Filiz ‘Bireysel Dindarlık mı Kamusal Dinsellik mi? – ‘‘Başörtüsü’’ Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından Eleştirisi’ adlı eserinin sırasıyla: 41–42, 46–47,48–49,50,54,55. sayfaları.
Ekler:
1-Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
(Anayasamızın, Din ve vicdan hürriyeti Başlıklı 24. Maddesi)
2-Bu kişiler için başörtüsü masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir.” (Danıştay 8. Dairesinin 23.2.1984 günlü, E: 1983/207, K: 1984/330 sayılı; 16.11.1987 günlü, E: 1987/128, K: 1987/486 sayılı; 27.6.1988 günlü, E: 1987/178, K: 1988/512 sayılı kararları).
(Anayasa Mahkememizin, 9.4.1991 günkü 1990/36 esas sayılı kararından)
Not: Kitabından alıntı yapmama izin verdiği için Prof. Dr. Şahin Filiz'e teşekkürler...
[1] Diyanet İlmihali’nden düzenlenmiştir.
[2] A’râf, 7/31.
[3] Mecmeu’z-Zevâid, 5/132.
[4] Nur, 24/30-31.
[5] Ahzab, 33/59.
[6] Ebu Davud, Libas 31.
(1)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder