28 Şubat’ın Yüzü!
Söze nereden başlamalı bilemiyorum, 28 Şubat’ın bin yıl
süreceğini sandığımız ilerici atılımlarından mı yoksa Milli Görüşçülerin
‘radikal’ kanadının tasfiye edilip ‘ılımlı İslamcıların’ önünün açılmasından
mı?
28 Şubat’a darbe diyorlar doğrudur işleyen ‘demokratik’
düzene darbe vurmuştur. Fakat gözden kaçırılan noktalar var. Bu sürece giden
yolda ‘hırsızın hiç mi suçu yok be kardeşim?’ Siz laik düzeni tehlikeye sokacak
eylem ve söylemlerde bulunacaksınız, burnunuzun dibinde ‘derin devlet’
yapılanmalarına göz yumacaksınız sonra bu lağımın pisliği gün yüzüne çıkınca ‘fasa
fiso’ diyeceksiniz. Birileri kalkıp size tarikat değil devlet yönettiğinizi
hatırlatınca ‘darbe’ diyeceksiniz.
28 Şubat ve sonrasında gelişen süreç hiç şüphesiz emperyalizmin
ülkemiz üzerindeki tertiplerine bir cevap niteliğindedir. Ancak bu atılım daha
çok içeride işleyen ‘demokratik’ düzeni etkilediğinden bu kısmı göz ardı
edilmektedir. 28 Şubat ile beraber süregelen yeşil kuşak projesine bir karşı
duruş sergilenmiş 12 Eylül’ün palazlandırdığı siyasal İslamcı kesime haddi
bildirilmiş ve tarihimizdeki en karanlık vakalardan biri olan Susurluk’un
aydınlatılmasının önü açılmıştır.
Kıvrıkoğlu ‘bin yıl sürecek bir süreç’ demiştir ama on yıl
bile ayakta kalamamıştır. Bunda Çevik Bir başta olmak üzere 28 Şubat
hareketinde rol alan Amerikancı subayların payesi büyüktür. Birde ordu
içerisindeki masonik yapılanmaları da hesaba katmadan olmaz. Sonradan ordudaki
bu yapılar temizlense de ne derece başarılı olundu bilemiyoruz. Şimdilerde ise
cemaat virüsü hâkim konumdadır. Bugün Türkiye bir tarikatlar oligarşisine
dönüşmüştür. 28 Şubat hem kendi içindeki bu özel yapılara karşı hem de devlet
içerisindeki özel yapılanmalara karşı bir çıkıştır şu haliyle simgesel değeri
büyüktür ancak arkasında büyük bir halk/aydın desteği olmayan salt askeri
girişimler bir noktadan sonra tıkanmaktadır.
28 Şubat’ın ilerici atılımı diye bize sunulan 8 yıllık
kesintisiz eğitim hakkında bakın Mahiye Morgül Hocamız nasıl veriler sunuyor;
‘Genç anne babalar,
çocuklarımız taşınırken yoruluyor, bazı biz taşınalım kasabaya diye ev
kiraladılar, kendileri taşındılar... Kasabada ticaret canlandı ama köyde
bayrağı dalgalandıracak okul da öğrenci de kalmadı.
Köyde devletin
temsilcisi olarak sadece imam kaldı... Öğretmensiz köy, imama teslim edilmiş
ahali... Böylece, Köy Enstitülerinin son kırıntılarını köylerden 28 Şubat
balyozuyla temizlediler.
28 Şubat 1997’de 8
yıllık kesintisiz eğitim balyozu indiğinde, uygulama 2 yıl sonra başladı.
2000 – 2010 arasında
81 ilde 15961 okul kapandı. 15961 Köyde artık bayram yapılmıyor, İstiklal Marşı
söylenmiyor, bu köylerde öğretmen yaşamıyor.’ (28 Şubat Köyleri Okulsuz
Bıraktı, Mahiye Morgül, 18.01.2012)
Hal böyle iken bunu dahi çok görenler şimdi eğitimi parçalara
ayırmak istiyorlar ya, o bahsi diğer.
28 Şubat ile darbe yiyen siyasal İslamcılar elbette bunun
mağduriyet edebiyatını yapacaklardı yapmasına ama yoğurdun kaymağını cefayı
çeken Erbakan Hoca ve tayfası değil Exeter çıkışlı, Abramowitz referanslı neo-milli
görüşçüler yiyecekti. Çünkü Erbakan tehlikeliydi ülke içerisinde her ne kadar
irticai faaliyetlerin azmasına sebep olduysa da gerek milli sanayimizin
güçlenmesinde gerekse İslam coğrafyasının bütünleşmesi yönünde emperyalist
devletlerin işine gelmeyecek hamleler yapmıştı.
NATO bu ilerici atılıma da zincirlerini vuracaktı ve 28
Şubat’ın aydınlık yüzü zaman içerisinde ne yazık ki gölgelere gark olacaktı. 28
Şubat TSK’nın devrimci geleneğinin günümüze yansıyan son somut hamlelerinden
biridir bu haliyle sahiplenilmeli ancak getirip götürdükleri de iyi tahlil
edilmelidir. Türkiye NATO’dan çıkıp içerisindeki ‘süper-nato’ yapılanmalarını
temizlemeden yapılacak her hamle ya yarım kalacak ya da geri tepecektir. Belki
‘iki tank’ yürüterek irticaya göstermelik dur denebiliyor ama kalıcı adımlar
atılmadan ve emperyalizmi def etmeden yapılacak her üst yapısal hamle ne kadar
ilericide olsa yenilmeye mahkûmdur.
M.Recep ERÇİN
27.02.2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder