27 Şubat 2012 Pazartesi

28 Şubat’ın Yüzü!


28 Şubat’ın Yüzü!

Söze nereden başlamalı bilemiyorum, 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini sandığımız ilerici atılımlarından mı yoksa Milli Görüşçülerin ‘radikal’ kanadının tasfiye edilip ‘ılımlı İslamcıların’ önünün açılmasından mı?

28 Şubat’a darbe diyorlar doğrudur işleyen ‘demokratik’ düzene darbe vurmuştur. Fakat gözden kaçırılan noktalar var. Bu sürece giden yolda ‘hırsızın hiç mi suçu yok be kardeşim?’ Siz laik düzeni tehlikeye sokacak eylem ve söylemlerde bulunacaksınız, burnunuzun dibinde ‘derin devlet’ yapılanmalarına göz yumacaksınız sonra bu lağımın pisliği gün yüzüne çıkınca ‘fasa fiso’ diyeceksiniz. Birileri kalkıp size tarikat değil devlet yönettiğinizi hatırlatınca ‘darbe’ diyeceksiniz.

28 Şubat ve sonrasında gelişen süreç hiç şüphesiz emperyalizmin ülkemiz üzerindeki tertiplerine bir cevap niteliğindedir. Ancak bu atılım daha çok içeride işleyen ‘demokratik’ düzeni etkilediğinden bu kısmı göz ardı edilmektedir. 28 Şubat ile beraber süregelen yeşil kuşak projesine bir karşı duruş sergilenmiş 12 Eylül’ün palazlandırdığı siyasal İslamcı kesime haddi bildirilmiş ve tarihimizdeki en karanlık vakalardan biri olan Susurluk’un aydınlatılmasının önü açılmıştır.

Kıvrıkoğlu ‘bin yıl sürecek bir süreç’ demiştir ama on yıl bile ayakta kalamamıştır. Bunda Çevik Bir başta olmak üzere 28 Şubat hareketinde rol alan Amerikancı subayların payesi büyüktür. Birde ordu içerisindeki masonik yapılanmaları da hesaba katmadan olmaz. Sonradan ordudaki bu yapılar temizlense de ne derece başarılı olundu bilemiyoruz. Şimdilerde ise cemaat virüsü hâkim konumdadır. Bugün Türkiye bir tarikatlar oligarşisine dönüşmüştür. 28 Şubat hem kendi içindeki bu özel yapılara karşı hem de devlet içerisindeki özel yapılanmalara karşı bir çıkıştır şu haliyle simgesel değeri büyüktür ancak arkasında büyük bir halk/aydın desteği olmayan salt askeri girişimler bir noktadan sonra tıkanmaktadır.

28 Şubat’ın ilerici atılımı diye bize sunulan 8 yıllık kesintisiz eğitim hakkında bakın Mahiye Morgül Hocamız nasıl veriler sunuyor;

‘Genç anne babalar, çocuklarımız taşınırken yoruluyor, bazı biz taşınalım kasabaya diye ev kiraladılar, kendileri taşındılar... Kasabada ticaret canlandı ama köyde bayrağı dalgalandıracak okul da öğrenci de kalmadı.
Köyde devletin temsilcisi olarak sadece imam kaldı... Öğretmensiz köy, imama teslim edilmiş ahali... Böylece, Köy Enstitülerinin son kırıntılarını köylerden 28 Şubat balyozuyla temizlediler.
28 Şubat 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitim balyozu indiğinde, uygulama 2 yıl sonra başladı.
2000 – 2010 arasında 81 ilde 15961 okul kapandı. 15961 Köyde artık bayram yapılmıyor, İstiklal Marşı söylenmiyor, bu köylerde öğretmen yaşamıyor.’ (28 Şubat Köyleri Okulsuz Bıraktı, Mahiye Morgül, 18.01.2012)

Hal böyle iken bunu dahi çok görenler şimdi eğitimi parçalara ayırmak istiyorlar ya, o bahsi diğer.

28 Şubat ile darbe yiyen siyasal İslamcılar elbette bunun mağduriyet edebiyatını yapacaklardı yapmasına ama yoğurdun kaymağını cefayı çeken Erbakan Hoca ve tayfası değil Exeter çıkışlı, Abramowitz referanslı neo-milli görüşçüler yiyecekti. Çünkü Erbakan tehlikeliydi ülke içerisinde her ne kadar irticai faaliyetlerin azmasına sebep olduysa da gerek milli sanayimizin güçlenmesinde gerekse İslam coğrafyasının bütünleşmesi yönünde emperyalist devletlerin işine gelmeyecek hamleler yapmıştı.

NATO bu ilerici atılıma da zincirlerini vuracaktı ve 28 Şubat’ın aydınlık yüzü zaman içerisinde ne yazık ki gölgelere gark olacaktı. 28 Şubat TSK’nın devrimci geleneğinin günümüze yansıyan son somut hamlelerinden biridir bu haliyle sahiplenilmeli ancak getirip götürdükleri de iyi tahlil edilmelidir. Türkiye NATO’dan çıkıp içerisindeki ‘süper-nato’ yapılanmalarını temizlemeden yapılacak her hamle ya yarım kalacak ya da geri tepecektir. Belki ‘iki tank’ yürüterek irticaya göstermelik dur denebiliyor ama kalıcı adımlar atılmadan ve emperyalizmi def etmeden yapılacak her üst yapısal hamle ne kadar ilericide olsa yenilmeye mahkûmdur.

M.Recep ERÇİN
27.02.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder