Yine istatistikler üzerinden yazacağız. TÜİK’in 2011 yılı üçüncü çeyrek işgücü oranlarını açıklamasıyla birlikte işsizlik oranlarının düştüğü görülür. TÜİK’in işsizlik oranlarını hesaplamadaki kriterlerinde bir sürü eksik yön var ama konumuz bu değil. O nedenle geçiyoruz.
İşsizlik oranları 2010 yılının aynı dönemine göre düşüş göstermiş. 2010 yılında %11,3 olan işsizlik oranı bu yıl 8,8’e kadar gerilemiş görünüyor. Gayet güzel olumlu bir gidiş var demek ki sanayi üretim oranları artıyor, ihracat artıyor ama enflasyon, cari açık ve dışa bağımlılıkta artıyor.
Benim esas irdelemek istediğim konu bu istatistikî verilerde kısmen yer bulan çalışan kesimin hangi şartlarda yaşadığı. Bakınız TÜİK’in aynı araştırmasında ne diyor:
Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puanlık azalışla % 42,8 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre tarım sektöründe sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı % 85,5’ten % 84,6'ya, tarım dışı sektörlerde % 29,3’ten % 28’e düşmüştür.
Sosyal güvencesiz çalışan emekçilerin oranı hiç de öyle azımsanacak düzeyde değil. Buna asgari ücretin zaman zaman açıklanan açlık ve yoksulluk sınırının altında oluşunu ekleyip birde üzerine istihdam edilenlerin aylık gelirlerinin asgari ücretten fazla olsa bile bu oranlardan düşük olduğunu hesap edersek işsizliğin düşüyor olması tek başına müspet bir gösterge olmaktan çıkıyor. Nedense hep nicel bir takım verilere bakarak değerlendirmelerde bulunuyoruz. Buna geçenlerde açıklanan büyüme rakamları da dâhil. Tevfik Güngör Uras Dünya Gazetesi’ndeki makalesini şu uyarıyı yaparak bitiriyor:
Son bir nokta: Büyüme ile gelişme aynı şey değildir. Büyüme dengesizlik yaratır. Gelişme denge ve kalite işidir. Hızlı büyüme ülkede gelir ve servet yapısını bozuyor. Gelişme dikkate alınmıyor. Büyük tehlike budur.
Nicelik değil nitelik dedik ya içi kelek bir karpuz büyük olsa ancak içine bakmadan alan bir müşteriye satılabilir. Türkiye ekonomisini kelek karpuza benzetmek biraz fazla acımasız oldu ama gördüğümüz bu. Gerçektende şu kadar büyüdük işsizlik bu kadar azaldı diye naralar atanalar büyümenin alt gelir gruplarının hayat standartlarını ne derece etkilediğini de bir zahmet bu millete anlatsalar.
OECD’nin son açıkladığı raporda Türkiye gelir adaletsizliğinde ABD, Meksika gibi ülkelerle birlikte son sıralarda yer alıyor. Yine TÜİK’in Avrupa ülkeleri bazında satın alma gücü paritesine ilişkin yayınladığı bir araştırmada Türkiye kişi başına gelir sıralamasında 100 olarak alınan 27 AB ülkesi ortalamasının oldukça altında yer alarak listedeki son 8 ülkeden biri oluyor.
Bu çarpıklıklar ne yazık ki piyasa ekonomisiyle düzeltilemez hele dünyada hâkim olan kapitalist sistem bu derece ölüm sancıları çekerken hiç. Yapılması gereken serbest piyasa düzenini yavaş yavaş bırakıp planlı ekonomiye geçmektir. Bunun içinde o hor gördüğümüz Kemalizmin ‘devletçilik ve halkçılık’ ilkelerini hatırlamakta fayda var. Geçmişin tozlu sayfalarındaki tecrübeler bir kere daha geleceğimize ışık tutacaktır; anlamasını ve kullanmasını bilenler için elbette.
M.Recep Erçin
15.12.2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder